Doğurganlık ve Doğurganlığı Etkileyen Etkenler

DOĞURGANLIK
Düzenli olarak yumurtlamaya başladığımız andan sonra, doğurganlık, yaşamımızın bir parçası, çoğumuz için de önlemeye çalıştığımız bir parçası oluverir. Günümüzde doğurganlık bir salgın halindedir. Annelerimiz, ninelerimiz her zaman doğurgandılar. Doğum kontrolünün yaygınlaşmasından önce çoğu kadın birbiri ardına gebe kalırdı; yalnızca gebeyken doğurganlığını yitirirdi. Yani, doğanın bir ürünü olarak, doğurgan yaşamları boyunca ağrılı adet görme gibi durumlardan uzak kalırdı.

Yaş ve doğurganlık
Kadınlarda doğurganlık oranı ergenlik çağında oldukça düşüktür; 24 yaş dolaylarında doruğa ulaşır. 30-yaşından sonra düşmeye başlar. 52 yaşından sonra gebe kalmak güçtür, ancak tıbbi literatürde 47 yaşından sonra altı başarılı gebelik ve bir düşük geçirmiş İskoçyalı bir kadından söz edilmektedir. Anne yaşının doğurganlık üzerine etkileri karmaşıktır çünkü: Menopoz öncesinde ovulasyon seyrekleşir, siklüsün progesteron fazı düzensizdir, ilerleyen yaşla birlikte rahim içindeki ortam da gebeliğe uygunluğunu yitirir, döllenme olsa bile orta yaşlı kadınlarda döllenmiş yumurtanın yaşama süresi kısalmıştır.
Yaşın rolü erkeklerde daha önemsizdir; bu konuda saptanmış rekor 94 yaştır. Ne var ki erkeklerde de 20 yaş dolayında en yüksek orandadır, daha sonra düşer.

Doğurgan çift
Doğurganlığın anlaşılması gereken en önemli yönlerinden biri tek bir insana bağlı olmamasıdır. O halde doğurganlığın tıbbi açıklaması kadın ve erkekte bulunan normal özelliklere dayanır:
— Düzenli yumurtlama (ovulasyon) ve normal yumurtanın döllenme yeteneğine sahip olması,
— Yumurta, sperm ve fötusu barındırıp taşıyabilecek normal kadın cinsel organları,
— Vajinanın üst bölümlerine yeterli sayıda sperm bırakılması için yeterli sperm yapımı,
Doğum kontrolü olmadan cinsel ilişkide bulunan çiftlerde bir yıl içinde 10 kadından 8’i gebe kalır: Yüzde 25’i bir ay içinde, yüzde 60’ı 6 ay içinde, yüzde 75’i 9 ayda, yüzde 80’i on iki ayda, yüzde 90’ı da on sekiz ayda. Zamanla geriye kalanlar yalnızca istem dışı gebe kalamayanlar, kısır çiftler olacaktır.

Doğurganlığı etkileyen etkenler
İnsanoğlu aç olmadığı zaman yiyen, susamadığı halde içen ve her zaman cinsel ilişkide bulunabilen tek türdür. Çoğu hayvanın üreme mevsimi vardır. Çoğumuz bizim için böyle bir şeyin söz konusu olmadığını düşünebiliriz, ancak bazı ülkelerde elde edilen istatistikler tersini göstermektedir. Çeşitli coğrafya bölgelerine göre değişmekle birlikte döllenme için doruk ayları vardır. Araştırmalar kuzey yarımküresinde döllenmenin hava sıcaklığıyla ilgili olduğunu göstermiştir. Ilımandan soğuk iklimlere geçtikçe doruk ayları kıştan yaza kayar. Doruk genellikle ortalama hava sıcaklığının 20 derece olduğu aylardadır; döllenmenin en az olduğu ay da Mart’ tır.

Günde normalden altı, sekiz saat daha fazla ışıkta kalırlarsa hayvanların üreme mevsimlerini birkaç hafta uzattıkları bilinmektedir. İngiltere’nin güneyinde yapılan araştırmalar çevremizdeki bu tür değişikliklerin bizi de etkileyebileceğini göstermiştir. Bir grup pratisyen doktor, aylık doğum sayısının günlük gün ışığı miktarına oranını incelemiştir. Yılın hangi ayın¬da olursa olsun, normalden fazla gün ışığı olan günlerde döllenmenin fazla olduğu bulunmuştur.
Doğurganlığın kesin olmayan bu yanlarım bir yana bırakırsak, daha basit biyolojik etkileri de inceleyebiliriz. En önemli etken kadının her ay yalnızca birkaç gün döllenmeye yatkın olmasıdır. Bu günler ovulasyondan önceki ve sonraki birkaç gündür. Bu dönem, genellikle aylık siklüsün tam ortasına gelir. Ancak düzenli adet görmeyen kadınlar için kanamanın başlamasından 14-16 gün önce olduğu söylenebilir. Ne var ki kimi kadınların kanama sırasında bile gebe kaldıkları bilinmektedir.

Doğurgan olup olmadığımı kendim anlayabilir miyim?
Hayır, yalnızca ovulasyon olup olmadığınızı anlayabilirsiniz. Bunu anlamak için vücut ısınızı her gün ölçüp bir cetvele kaydedin. Siklüsün ortalarında ısıda bir artış göreceksiniz. Her ay düzenli olarak bu artış ortaya çıkıyorsa, her ay ovulasyon olmaktadır. Ama bu, yumurtanm Fallop tüplerinden uterus boşluğuna normal geçip geçmediğini ya da döllenmiş yumurtanın uterusta yerleşmesinin başarılı olup olmadığını göstermez.

Eşimin kısır olup olmadığını anlayabilir miyim?
Hayır, bilimsel araştırmalar olmadan eşiniz ya da siz kısır olup olmadığınızı anlayamazsınız. Ejakulasyon normal olsa ve meni size normal görünse bile, içinde yeterli sayıda sağlıklı sperm olup olmadığını bilemezsiniz.
Doğurganlıkta eşlerden birinin rolü öbüründen fazla mıdır?
Eşlerden birinin belirgin bir anormalliği varsa, bu konuda doğaldır ki öbüründen daha fazla sorumluluk taşır. Ne var ki eşlerin muayenesinde her ikisinin de normal olduğu çıkmışsa ve yine de çocukları olmuyorsa, birinin ötekinden daha fazla suçlu olduğu söylenemez. Doğurganlık iki kişiye birden bağlıdır. Bir kadının bir erkek ile çocuğu olmasa bile bir başkasıyla olabilir  erkeklerin ikisinin de kısır olmamasına karşm. Aradaki farkı yaratanın ne olduğunu henüz bilmiyoruz.

Doğurganlığımızı artırmak için eşimin ya da benim yapabileceğimiz şeyler var mı?
Çalıştığım kısırlık kliniğinde çocuk sahibi ojmak isteyenlere ilk iki yılda yapmalarını önerdiğim birtakım şeyler vardı:

— Sabah yataktan kalkmadan vücut ısınızı ölçün. Yumurtladığınızdan emin olmak için bunu bir cetvele kaydedin. Böylece kabaca ne zaman ovulasyon olacağını bilirsiniz. Aynı zamanda servikal mukus ve tak¬vim yöntemleri de cinsel ilişkide bulunacağınız günleri bildirir: Vücut ısısının yüksek olduğu ilk iki gün döllenmenin en kolay olacağı günlerdir.
— Ovulasyondan önce 7-10 gün cinsel ilişkide bulunmayın: Bu, eşinizin isteğini ve menideki sperm miktarını artırır.
— Tatile çıkın; yolculuk yapın, her şeyi unutun, gevşeyin, eğlenin. Yolculuğa çıkan birçok çift (ovulasyon zamanıysa) geriye gebe dönmüştür.
Elinizden geldiğince bebek sahibi olmak konusunda üzülmeyin, düşünmeyi bırakın. Sıkıntı, üremeyi önler. Çiftin bebek sahibi olmak için üzülmeyi bırakıp evlat edinme hazırlıklarına başladığında kadının gebe kaldığı bilinen bir gerçektir.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git