<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hikaye arşivleri - kadın sitesi kadınca örgü dantel</title>
	<atom:link href="https://www.kadin.in/modelleri/hikaye/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.kadin.in/modelleri/hikaye</link>
	<description>Kadın sitesi kadınca örgü dantel el işleri kazak</description>
	<lastBuildDate>Mon, 29 Jan 2024 15:30:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>
	<item>
		<title>&#8220;Erken yaşta emekli oldum ben&#8221;</title>
		<link>https://www.kadin.in/v-14.htm</link>
					<comments>https://www.kadin.in/v-14.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Jan 2024 15:30:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kadin.in/?p=73828</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#8220;Erken yaşta emekli oldum ben&#8221; diye başladı söze.. &#8220;Emekli olmadan evimi arabamı da almıştım.. Dört çocuğum var, onları da evermiştim&#8221; Anlatırken gözleri yerde kendi ayakta&#8230; Bir ben, bir hanım, bir tas çorba, bir tas yoğurt, biraz turşu.. Gahersiz (kahırsız) ayağımızı uzatıp yaşardık.. Ama daha ne yaşımız var ne yasımız çok şükür. Hanım gezelim ne işimiz [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.kadin.in/v-14.htm">&#8220;Erken yaşta emekli oldum ben&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></h3>
<h3>&#8220;Erken yaşta emekli oldum ben&#8221; diye başladı söze..<br />
&#8220;Emekli olmadan evimi arabamı da almıştım.. Dört çocuğum var, onları da evermiştim&#8221;<br />
Anlatırken gözleri yerde kendi ayakta&#8230;</h3>
<h3><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-73829" src="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2024/01/basladi-soze-600x332.jpg" alt="" width="600" height="332" srcset="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2024/01/basladi-soze-600x332.jpg 600w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2024/01/basladi-soze-300x166.jpg 300w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2024/01/basladi-soze.jpg 650w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></h3>
<h3>
Bir ben, bir hanım, bir tas çorba, bir tas yoğurt, biraz turşu..<br />
Gahersiz (kahırsız) ayağımızı uzatıp yaşardık..<br />
Ama daha ne yaşımız var ne yasımız çok şükür.<br />
Hanım gezelim ne işimiz var der,<br />
Yok dedim..</h3>
<h3>Paramız var yahu elimiz ayağımız tutuyorken şu kaplıcalara gidelim der, yok derdim..<br />
Şöyle bir yürüyelim der,<br />
Yok derdim.<br />
Beş lira harçlık ister, iki lira verirdim..<br />
Neden bilmem onun istediği kanalı bile açmazdım.<br />
Son beş altı senedir de onunla uyumazdım..</h3>
<h3><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></h3>
<h3>Telefonla konuşsa uzatma kapat,<br />
Bir komşuya hamur pişirip vermek istese tantana çıkarırdım..<br />
Ve güya hanımım CAN yoldaşımdı..<br />
O bana CAN yoldaşıydı ama meğer ben değilmişim.<br />
Bir sabah uyandım yok..</h3>
<h3>
Yastığının altında çorapları, tülbenti var, ayaklarını sildiği havlusu bile ıslak ama o yok.<br />
Kıldığı son vakit namazı sabah namazıydı öğlen namazından sonra topraktaydı benim hanım.<br />
Evim, arabam, elimde TV kumandam, cebimde param&#8230;<br />
Her şeyim bana kaldı&#8230;<br />
O gitti&#8230;</h3>
<h3>
Yalnız kaldım..<br />
Onun tüm istedikleri imkan dahilindeydi..<br />
Ama ben istemedim..<br />
Sağlığım, param, gücüm, kuvvetim ve karım varken ben hiçbiri için yoktum.<br />
Şimdi karım gitti ama ben hepsi ile var iken yok oldum..<br />
&#8220;Şimdiki aklım olsaydı&#8221; cümlesi bir geç kalınmışlık çığlığı..</h3>
<h3><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></h3>
<h3>Şimdiki aklınızı, vicdanınızı can yoldaşlarınızdan esirgemeyin.<br />
Evlatlarınız ne görecekse sizin kapınızda görsün..<br />
Dünyada misafiriz..<br />
Kim kimden önce gider belli değil..<br />
Eşlerinize güttüğünüz inat sizin vicdanınızda taş olur, onun başucuna dikilmiş taşa bakar kalırsınız&#8230;</h3>
<h3>NOT: Yaşanmış bir hayat hikayesidir.</h3>
<p><a href="https://www.kadin.in/v-14.htm">&#8220;Erken yaşta emekli oldum ben&#8221;</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kadin.in/v-14.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Müddet Sabredeceğiz</title>
		<link>https://www.kadin.in/c1-2.htm</link>
					<comments>https://www.kadin.in/c1-2.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2022 17:58:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kadin.in/?p=71284</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uzun yazıları okumayı pek sevmediğinizi biliyorum ancak bu yazıyı okumanızı yürekten diliyorum.?? EMANET Kapıdan içeri girdi. Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi. Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: &#8216;Nazif Bey mi?&#8217;dedi. &#8216;Evet, Nazif Bey!&#8217; diye cevap alınca, hüzünlü bir ses tonuyla &#8216;Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl oldu.&#8217; dedi. Hiç beklemediği [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.kadin.in/c1-2.htm">Bir Müddet Sabredeceğiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun yazıları okumayı pek sevmediğinizi biliyorum ancak bu yazıyı okumanızı yürekten diliyorum.??<br />
EMANET<br />
Kapıdan içeri girdi.<br />
Kendisini karşılayan sekretere;<br />
Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi.<br />
Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: &#8216;Nazif Bey mi?&#8217;dedi.<br />
&#8216;Evet, Nazif Bey!&#8217; diye cevap alınca,<br />
hüzünlü bir ses tonuyla &#8216;Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl oldu.&#8217; dedi.</p>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong><br />
Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine. &#8216;Ya, öyle mi&#8230;?&#8217; diyebildi sadece.<br />
Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne damladı. Kendisini toparlayıp &#8216;Onun adına görüşebileceğim bir yakını var mı acaba?&#8217; diye sordu.<br />
&#8216;Evet var, oğlu Selim Bey&#8230;.&#8217;.<br />
Titrek bir sesle &#8216;Öyleyse Selim Beyle görüşebilir miyim?&#8217; dedi.<br />
Görevli hanım, insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye,<br />
&#8216;Selim Bey oldukça meşgul bir insan, randevusuz görüşmek pek mümkün olmuyor; ama ben yine de kendisine bir haber vereyim”<br />
&#8216; Dedi ve telefona yöneldi.. Sonra &#8216;Kim diyelim efendim?&#8217; diye sordu.<br />
&#8216;Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım.&#8217; cevabı üzerine sekreter dahili telefonu çevirdi.<br />
Daha sonra, &#8216;Selim Bey sizinle görüşmeyi kabul etti, lütfen beni takip edin.&#8217; dedi.<br />
Beraber merdivenden çıktılar. İnce bir zevkle döşenmiş geniş bir salondan geçip büyük bir kapının önünde durdular, sekreter kapıyı açarak, &#8216;Buyurun!&#8217; dedi.<br />
O da içeri girdi. Kendisini ayakta bekleyen gence doğru hızlı adımlarla yürüdü, elini uzatarak,<br />
&#8216;Merhaba, ben Prof. Dr. Mehmet Baydemir.&#8217; dedi.<br />
&#8216;Bendeniz de Selim Cebeci&#8230; Lütfen buyurun, oturun.&#8217; dedi, genç iş adamı.<br />
Mehmet Bey, kendisine gösterilen yere oturur oturmaz:<br />
&#8216;Yirmi üç yıl, tam yirmi üç yıl&#8230; Vaktiyle bana burs verip okumama vesile olan insanın elini öpmek için bu ânı bekledim.&#8217; dedi ve dudakları titredi, gözleri doldu.<br />
&#8216;Ama o büyük insanın elini öpmek nasip değilmiş, bunun için ne kadar üzgünüm anlatamam.&#8217;<br />
Yaşarmış gözlerini kuruladıktan sonra Selim Beye döndü: &#8216;Fakat en azından o büyük insanın oğlunun elini sıkmaktan da bahtiyarım.&#8217; Misafirin bu sözleri üzerine Selim Bey yerinden<br />
fırladı, kulaklarına inanamıyordu. Kelimelerinin her biri birer hayret nidâsı gibi dizildi cümlelerine:</p>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong><br />
&#8216;Mehmet Baydemir demiştiniz değil mi, Tosyalı Mehmet Baydemir mi?&#8217; Profesör, delikanlının bu heyecanlı haline bir anlam veremeyerek başıyla &#8216;Evet&#8217; dedi. Bunun üzerine Selim Beyin<br />
gözleri sevinçle parladı.<br />
&#8216;Babamla sizi uzun yıllar aradık; ama bulamadık.&#8217; dedi.<br />
Profesörün yanına gelerek iki eliyle elini tuttu, candan bir dost gibi sıktı ve &#8216;Sizi karşıma Allah çıkardı.&#8217; dedi.<br />
Bu sözler profesörü çok şaşırtmıştı<br />
&#8216;Uzun yıllar beni mi aradınız? Peki ama neden?&#8217; dedi.<br />
Selim Bey gülen gözlerle profesöre bakarak<br />
&#8216;Bizdeki emanetinizi vermek için&#8230;&#8217; deyince, profesörün şaşkınlığı iyiden iyiye arttı.<br />
&#8216;Emanet mi?&#8217; dedi.<br />
Selim Bey cevap vermeden yerine geçip telefonu çevirdi. Karşısındakine<br />
&#8216;Gelebilir misiniz?&#8217; deyip telefonu kapattı.<br />
Mehmet Bey, Şaşkın gözlerle Selim Beye bakarken kapı çalındı, odaya iyi giyimli bir bey girdi.<br />
Selim Bey ona yanına gelmesini işaret etti, sonra kulağına bir şeyler fısıldadı. Gelen kişi bir şey söylemeden geldiği kapıya yöneldi. O çıkarken Selim Bey, misafiriyle tatlı bir sohbete başladı.<br />
Sohbetleri koyulaştıkça, çehrelerindeki şaşkınlık, yerini birbirlerine Hasret kırk yıllık ahbapların yeniden buluşmalarındaki sevinç, samimiyet ve güvene bırakmıştı. Mehmet Bey yurt dışındaki tahsilinden, araştırmalarından ve yirmi üç yıl boyunca her yıl büyüyen memleket hasretinden bahsetti. Sonra Nazif Beyin duvardaki portresini göstererek,</p>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong><br />
&#8216;Bu günlerimi şu büyük insana borçluyum.&#8217; dedi. &#8216;Bana yalnızca maddî destek vermedi, mânen de beni hiç yalnız bırakmadı. Yurt dışında tahsil görürken yanlışa her yeltendiğimde hayalen yanımda hazır oldu. &#8216;Sana bunun için burs vermedim.&#8217;<br />
Diyerek bana istikamet verdi. Ona her namazımda dua ediyorum.&#8217; dedi ve gözlerini Nazif Beyin duvardaki fotografına mıhladı. Sonra gözleri portrenin altındaki ilk anda mânâ veremediği diğer tabloya kaydı.<br />
Son derece şık bir çerçevenin içinde, bazı yerleri yamalı ve tamir görmüş oldukça eski bir çift çorap duruyordu.<br />
Biraz daha dikkatli baktığında çerçevede bazı cümlelerin de sıralandığını fark etti:<br />
&#8216;Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra&#8230;&#8217;<br />
Selim Bey, kendisine bir soru sorduğu için başını ona çevirdi; fakat aklı tabloda kalmıştı.<br />
Selim Beye cevap verirken tabloya bir daha baktı. İkinci cümle de birinci cümle gibi üç nokta ile bitiyordu:<br />
&#8216;Bir müddet sabredeceğiz, sonra&#8230;&#8217;<br />
İyice meraklanmıştı. Bu ilk görüşmeleri olmasaydı, yanına gidip Tabloyu iyice inceleyecekti; fakat bu uygun düşmez, düşüncesiyle Yalnızca sohbet arasında göz ucuyla merakını gidermeye çalışıyordu.<br />
Ancak her seferinde biraz daha artan bir merakın içinde kalıyordu. Üçüncü cümlede:<br />
&#8216;Bir müddet yürüyeceğiz, sonra&#8230;&#8217;<br />
diye yazıyor ve altta böyle birkaç cümle daha sıralanıyordu.<br />
Artık aklı hep tablodaydı. Sonunda dayanamayıp,<br />
&#8216;Selim Bey merakımı mazur görün. Şu tabloya bir mânâ veremedim.&#8217; dedi.<br />
Selim Bey kendisine has bir gülüş ile misafirine baktı, derin bir nefes alarak<br />
&#8216;Malumunuz, babam varlıklı bir insandı. Oldukça iyi bir hayatımız vardı. Sonra ne olduysa her şeyimizi kaybettik.</p>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong><br />
O zenginlikten geriye hiçbir şey kalmadı. Köşkümüzdeki hizmetçiler de gitti. Yemekleri artık annem yapıyordu. Hatırlıyorum da bir sabah, kahvaltıya sadece zeytin koyabilmişti. O zengin kahvaltılarımıza bedel, yalnızca zeytin&#8230;<br />
Şaşkınlık içinde, &#8216;Başka bir şey yok mu?&#8217; diye sormuştum. Bu soru karşısında annemin hüngür hüngür ağlayışı gözümün önünden hiç gitmiyor. Annemin ağlayışı karşısında babam: &#8216;Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra&#8230;&#8217; dedi ve durdu, güçlü bakışlarını üzerimizde gezdirdi,&#8217;Alışacağız.&#8217;dedi.<br />
Ve iştahla bir zeytin alıp ağzına attı. Birkaç gün sonra haciz memurları gelip köşkümüzü de elimizden aldılar. Kenar bir mahallede küçük, eski bir eve taşındık. Doğru dürüst bir eşyamız da kalmamıştı.<br />
Annem bezgin bir sesle:<br />
&#8216;Bu evde hiçbir şey yok! Burada nasıl yaşayacağız.&#8217; Diye haykırdı. Bunun üzerine babam:<br />
&#8216;Bir müddet sabredeceğiz, sonra alışacağız.&#8217; dedi<br />
Gittiğim özel okuldan ayrılmış, bir devlet okuluna yazılmıştım. Sabahleyin okula servisle gitmeyi umarken, babam elimden tuttu, &#8216;Bu ilk günün, okula beraber gideceğiz.&#8217; dedi. Yürümeye başladık.<br />
Okul oldukça uzak gelmişti bana, yorulup geride kaldığımı hatırlıyorum. Babam kim bilir hangi düşüncelere dalmıştı. Geride kaldığımı fark etmemişti. Biraz sonra fark edince bana döndü. İsyan dolu bakışlarımı yüzünde gezdirdim. Bir an bana ızdırapla baktıktan sonra, yanıma geldi. Bir şey söylemesine fırsat vermeden, kızgın aynı zamanda nazlı bir tavırla,<br />
&#8216;Yoruldum.&#8217; dedim.<br />
Babam oldukça sakin bir şekilde: &#8216;Bir müddet yürüyeceğiz, sonra alışacağız.&#8217; dedi.<br />
Babam her sabah erkenden çıkıyor, geç saatlerde ancak dönüyordu. Döndüğünde ise küçük odaya çekiliyor, bazen saatlerce orada kalıyordu. Çoğu zaman buradan gözyaşları içerisinde çıktığını görüyordum.<br />
Bir gün, merakıma yenilip babamın küçük odasına girdim. Yerde bir seccade, seccadenin üzerinde de bir tespih vardı.</p>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong><br />
Duvarda ise Arapça bir ibarenin altında şu yazı vardı:<br />
&#8216;Allah borcunu ödeme niyetinde olanın kefilidir.&#8217;<br />
Babamın dediği gibi oldu, zor da olsa zamanla alıştık. Bu hal birkaç yıl sürdü.<br />
Bir gün babam eve çok farklı bir yüz ifadesiyle geldi.<br />
Ağlamaklı bir yüz ifadesi vardı. Her birimize bir paket getirmişti. Köşkten ayrıldığımız günden beri ilk defa paketlerle eve geliyordu. Bizi bir araya topladı.<br />
&#8216;Bugün, benim için ne mânâya geliyor biliyormusunuz?&#8217; dedi, kelimeleri boğazına düğümlendi, gözlerine yaşlar hücum etti. Sözlerini kesmek zorunda kaldı. Her birimize hediyelerimizi teker teker verdi ve bizi ayrı ayrı kucaklayıp yanaklarımızdan öptü, kendisi de bir koltuğa oturdu. Cebinden gazeteye sarılı bir şey çıkardı. O sırada da ağlıyordu. Hepimiz şaşkınlık içinde babama bakıyorduk.<br />
Gazeteyi açtı, içinden bir çift yeni çorap çıkardı.<br />
Bu gözyaşlarıyla, bir çift çorabın alâkasını kurmaya çalışırken babam, beklemediğimiz bir şey yaptı.<br />
Çorabı burnuna götürdü, kokladı, kokladı. Arkasından hıçkırarak ağlamaya başladı.<br />
Hepimiz şok olmuştuk, tek kelime bile söylemeden bekledik. Babam nihayet kendisini topladı ve &#8216;Bir zaman önce, büyük bir borcun altına girmiştim. Borcumu ödeme niyetiyle yeniden çalışmaya başladığım zaman kendi kendime &#8216;bütün kazancım, borçlarımı ödeyinceye kadar alacaklılarımın hakkıdır. Onların hakkını vermeden ayağıma bir çorap almak bile bana haram olsun.&#8217; demiştim. Bugün ise, Allah&#8217;ın yardımıyla, borcumu bitirdim. Artık kimseye tek kuruş borcum kalmadı.&#8217; dedi. Sonra gözyaşları içinde ayağındaki çorapları çıkarıp yeni çoraplarını giydi. Ben de o eski çorapları hem aziz bir baba yadigârı, hem de bir ibret sembolü olarak sakladım. Bu çoraplar her gün bana: &#8216;Paralarını ödeyinceye kadar bütün kazancım alacaklılarının hakkıdır.&#8217; diyor&#8217;.<br />
Selim Beyin bakışları bilinmez âlemlere dalarken o, nemlenen gözlerini kuruladı, sonra dönüp duvardaki siyah-beyaz fotografa hayran hayran baktı.<br />
&#8216;Babanız sandığımdan da büyükmüş Selim Bey. Ben olsaydım öyle müreffeh bir hayattan sonra anlattığınız gibi bir darlıkta, herhalde çıldırırdım.</p>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong><br />
&#8216;Selim Beye döndü ve<br />
&#8216;Siz ne yapardınız?&#8217; diye sordu.<br />
Selim Bey kendisine has tebessümü ile:<br />
&#8216;Bir müddet zeytin yerdim, sonra&#8230;&#8217; dedi ve gülümsedi.<br />
O sırada kapı çalındı, biraz önceki beyefendi elinde bir Kutuyla içeriye girdi. Kutuyu elim Beyin masasına bırakıp çıktı. Selim Bey yerinden kalkıp kutuyu alarak Mehmet Beye uzattı.<br />
&#8216;Buyurun, yıllarca size vermek istediğimiz emanetiniz.&#8217; dedi. Mehmet Bey bilinmez duygular içerisinde kutuyu açtı. İçinden kadife bir kese çıktı. Keseyi açıp içini kutuya boşalttığında merakı iyiden iyiye arttı.<br />
Keseden birkaç tane cumhuriyet altını ile bir not çıkmıştı. Mehmet Bey hassasiyetle katlanmış kâğıdı açıp okumaya başladı.<br />
Sevgili Mehmet Bey oğlum,<br />
Bazen istediğimizi yaparız, çoğu zaman da mecbur olduğumuzu&#8230;<br />
Tahsil hayatınız boyunca size burs vermeyi taahhüt etmiştim. Ancak eğitiminizin son altı ayında size burs verme imkânını bulamadım.<br />
Bir müddet sonra imkânlarıma yeniden kavuştum; lâkin bu sefer de size ulaşamadım. Dolayısıyla size borçlandım ve borçlu kaldım. Eğer böyle bir borcu gözyaşı ve ızdırapla ödemek mümkün olsaydı,ben bu borcu fazlasıyla ödemiş olurdum. Zira sevgili oğlum, bu altı aylık zaman diliminde bursunu verememenin ızdırabıyla kaç gece ağladım.<br />
Her neyse, bursunuzu tarihlerindeki değeriyle altına çevirdim. Bu altınlar sizindir.<br />
Bunlar elinize ulaştığında, borçlarımın tamamını ödemiş olacağım.<br />
Sevgilerimle, Nazif Cebeci.<br />
Mehmet Bey neye uğradığını şaşırmıştı.<br />
Bu büyük insanın yüceliği karşısında bir çocuk gibi yalnızca ağlıyor, ağlıyordu. Selim Bey de bir hayli duygulanmıştı. Onun da yanaklarından yaşlar süzülüyordu.<br />
Bir ara yaşlı gözlerle babasının siyah-beyaz portresine baktı.<br />
Kendisine yıllarca hüzünle bakan gözleri, bu sefer sevinçle bakıyor gibiydi.<br />
Peki ya siz olsanız ne yapardınız?<br />
Bir müddet zeytinle idare edebilir miydiniz?</p>
<p><a href="https://www.kadin.in/c1-2.htm">Bir Müddet Sabredeceğiz</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kadin.in/c1-2.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Her Şeyin Hayırlısını İstemek</title>
		<link>https://www.kadin.in/z12.htm</link>
					<comments>https://www.kadin.in/z12.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 04 Jun 2022 07:36:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kadin.in/?p=65952</guid>

					<description><![CDATA[<p>Zamanın birinde bir padişah yaşarmış. Padişah avlanmayı çok sever, sık sık avlanırmış. Padişahın aklı-selim , &#8220;Her şeyin hayırlısı ,her şeyde bir hayır vardır.&#8221; cümlesini dilinden düşürmeyen bir de veziri varmış. Padişahın başına bir şey gelse vezir hep ;&#8221;Padişahım üzülmeyin her şeyde bir hayır vardır.&#8221; dermiş. Padişah da vezire bu yüzden çok kızarmış. Yine bir gün [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.kadin.in/z12.htm">Her Şeyin Hayırlısını İstemek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Zamanın birinde bir padişah yaşarmış.<br />
Padişah avlanmayı çok sever, sık sık avlanırmış.<br />
Padişahın aklı-selim , &#8220;Her şeyin hayırlısı ,her şeyde bir hayır vardır.&#8221; cümlesini dilinden düşürmeyen bir de veziri varmış.</p>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong><br />
Padişahın başına bir şey gelse vezir hep ;&#8221;Padişahım üzülmeyin her şeyde bir hayır vardır.&#8221; dermiş.<br />
Padişah da vezire bu yüzden çok kızarmış.<br />
Yine bir gün padişah vezirine &#8220;bugün ava nereye gidelim &#8220;diye sormuş, vezir bir yer tarif etmiş.<br />
Oraya gitmişler fakat avlanırken padişah elinden yaralanmış, eli kanamış ve elinin yarasını sarmışlar.<br />
Padişah vezirine kızmış, &#8221; senin yüzünden oldu&#8221; demiş.<br />
Vezir yine aynı cevabı vermiş ;&#8221;Her işte bir hayır vardır padişahım ,üzülmeyin. &#8221; demiş.<br />
Bunun üzerine padişah vezire çok kızıp, ben elimi kesiyorum, sen bana &#8220;Her işte bir hayır vardır&#8221; diyorsun deyip veziri zindan attırmış.<br />
Vezir zindana giderken yine &#8220;Her işte bir hayır vardır&#8221; deyip gitmiş.<br />
Padişah yine öfkelenmiş, &#8221; adamı zindana attırıyorum adam yine aynı şeyi söylüyor&#8221; demiş.<br />
Padişah avlanmak için az bir adamla başka insan ayağı değmemiş bir yere gitmiş, avlanırken oranın yerlileri bunları faka bastırıp, esir etmişler.<br />
Yerliler her gün bir esiri kendi inançları gereği kurban ediyorlarmış, sıra padişaha gelmiş ama onu serbest bırakmışlar.<br />
Çünkü yerlilerin inancına göre sakat veya ,bir yeri yaralı adamdan kurban olmazmış.<br />
Padişah vezirini düşünüp ona hak vermiş.<br />
Hemen ülkesine dönüp vezirini serbest bıraktırmış.</p>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong><br />
Ama yine soruyu sormuş; &#8220;Hadi benim elimin kesilmesini anladık, peki senin zindana girmendeki &#8220;hayır&#8221; nedir demiş.<br />
Vezirde bende zindana girmeyip sizinle gelseydim, yerliler şimdi diğerleri gibi beni de kurban etmiş olacaklardı demiş.<br />
Ders alıp, öğüt çıkarana ne mutlu.</p>
<p>HİKAYEYİ GALERİDEN OKUYUN</p>

<a href='https://www.kadin.in/z12.htm/1-16'><img decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/1-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" srcset="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/1-150x150.jpg 150w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/1-300x300.jpg 300w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/1-500x500.jpg 500w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/1-768x767.jpg 768w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/1.jpg 1079w" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" /></a>
<a href='https://www.kadin.in/z12.htm/2-9'><img decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/2-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" srcset="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/2-150x150.jpg 150w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/2-300x297.jpg 300w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/2-505x500.jpg 505w" sizes="(max-width: 150px) 100vw, 150px" /></a>
<a href='https://www.kadin.in/z12.htm/3-9'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/3-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" srcset="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/3-150x150.jpg 150w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/3-300x298.jpg 300w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/3-504x500.jpg 504w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/3-768x762.jpg 768w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/3.jpg 1080w" sizes="auto, (max-width: 150px) 100vw, 150px" /></a>
<a href='https://www.kadin.in/z12.htm/4-9'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/4-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" srcset="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/4-150x150.jpg 150w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/4-298x300.jpg 298w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/4-497x500.jpg 497w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/4-768x773.jpg 768w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/4.jpg 1080w" sizes="auto, (max-width: 150px) 100vw, 150px" /></a>
<a href='https://www.kadin.in/z12.htm/5-8'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/5-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" srcset="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/5-150x150.jpg 150w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/5-300x298.jpg 300w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/5-503x500.jpg 503w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/5-768x763.jpg 768w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/5.jpg 1080w" sizes="auto, (max-width: 150px) 100vw, 150px" /></a>
<a href='https://www.kadin.in/z12.htm/6-9'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/6-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" srcset="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/6-150x150.jpg 150w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/6-300x298.jpg 300w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/6-504x500.jpg 504w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/6-768x762.jpg 768w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/6.jpg 1080w" sizes="auto, (max-width: 150px) 100vw, 150px" /></a>
<a href='https://www.kadin.in/z12.htm/7-8'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/7-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" srcset="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/7-150x150.jpg 150w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/7-300x300.jpg 300w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/7-501x500.jpg 501w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/7-768x766.jpg 768w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/7.jpg 1080w" sizes="auto, (max-width: 150px) 100vw, 150px" /></a>
<a href='https://www.kadin.in/z12.htm/8-9'><img loading="lazy" decoding="async" width="150" height="150" src="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/06/8-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail size-thumbnail" alt="" /></a>

<p><a href="https://www.kadin.in/z12.htm">Her Şeyin Hayırlısını İstemek</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kadin.in/z12.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AZİZ NESİN&#8217;DEN GÜRÜLTÜCÜ KOMŞUSUNA MEKTUP</title>
		<link>https://www.kadin.in/ub-3.htm</link>
					<comments>https://www.kadin.in/ub-3.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 May 2022 17:09:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kadin.in/?p=65205</guid>

					<description><![CDATA[<p>Sevgili Kazım Bey’ciğim, Hiç grev yapmadan, Pazar günleri bile çalışan, apartmanın ikinci katındaki fabrikanızdan dolayı sizi candan kutlarım. Büyük bir icat üzerinde çalıştığınızı tahmin ettiğimden, bu saate kadar kıyıp da fabrikanızın çalışmasını engellemek istemedim. Ama böyle giderse, her zaman faal olan fabrikanızın altında çalışıp para kazanamayacağımdan, bizim aileyi de geçindirmek size düşecek. Çok uzun zamandan [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.kadin.in/ub-3.htm">AZİZ NESİN&#8217;DEN GÜRÜLTÜCÜ KOMŞUSUNA MEKTUP</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Kazım Bey’ciğim,<br />
Hiç grev yapmadan, Pazar günleri bile çalışan, apartmanın ikinci katındaki fabrikanızdan dolayı sizi candan kutlarım.<br />
<script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script><br />
Büyük bir icat üzerinde çalıştığınızı tahmin ettiğimden, bu saate kadar kıyıp da fabrikanızın çalışmasını engellemek istemedim.<br />
<img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-65206" src="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/05/130304623_4236102123073278_54779342518302301-600x382.jpg" alt="" width="600" height="382" srcset="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/05/130304623_4236102123073278_54779342518302301-600x382.jpg 600w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/05/130304623_4236102123073278_54779342518302301-300x191.jpg 300w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/05/130304623_4236102123073278_54779342518302301.jpg 720w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /><br />
Ama böyle giderse, her zaman faal olan fabrikanızın altında çalışıp para kazanamayacağımdan, bizim aileyi de geçindirmek size düşecek. Çok uzun zamandan beri fabrikanız çalıştığına göre, bir büyük gemiyi parça parça yapmakta olduğunuzu tahmin ediyorum.</p>
<p>Herhalde parçaları birleştirip gemiyi yapınca hepimizi şaşırtacaksınız. Artık bugün akşam olmak üzere. Acaba fabrikanızı bir iki saat paydos edip, biraz da benim çalışmama müsaade eder misiniz ? Bu iyiliği bir yazardan esirgemeyeceğinizi düşünerek, size hürmet olarak imzalı bir kitabımı gönderiyorum. En iyi komşuluk duygularımla.<br />
Aziz Nesin</p>
<p><a href="https://www.kadin.in/ub-3.htm">AZİZ NESİN&#8217;DEN GÜRÜLTÜCÜ KOMŞUSUNA MEKTUP</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kadin.in/ub-3.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tilki kuyruğu</title>
		<link>https://www.kadin.in/ok-4.htm</link>
					<comments>https://www.kadin.in/ok-4.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 23 Apr 2022 12:08:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kadin.in/?p=64847</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Tilkinin kuyruğu kayaya sıkışmış ve kurtulmak için kuyruğunu kesmek zorunda kalmış. Daha sonra bir başka tilki onu gördüğünde, ‘Kuyruğunu neden kestin’ diye sormuş. Kuyruğu kesik olan, ‘Böyle kendimi çok mutlu hissediyorum. Şimdi o kadar mutluyum ki adeta sevincimden havalara uçuyorum’ demiş&#8230; Bunun üzerine, diğer tilki de kuyruğunu kesmiş. Fakat mutluluk yerine şiddetli bir acı çekmiş. [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.kadin.in/ok-4.htm">Tilki kuyruğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>“Tilkinin kuyruğu kayaya sıkışmış ve kurtulmak için kuyruğunu kesmek zorunda kalmış.<br />
Daha sonra bir başka tilki onu gördüğünde,</h2>
<h2>‘Kuyruğunu neden kestin’</h2>
<h2>diye sormuş.</h2>
<h2>Kuyruğu kesik olan,</h2>
<h2>‘Böyle kendimi çok mutlu hissediyorum. Şimdi o kadar mutluyum ki adeta sevincimden havalara uçuyorum’ demiş&#8230;</h2>
<h2><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong><br />
<a href="https://www.kadin.in/ok-4.htm/ok1-5" rel="attachment wp-att-64848"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-large wp-image-64848" src="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/04/ok1-600x345.jpg" alt="" width="600" height="345" srcset="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/04/ok1-600x345.jpg 600w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/04/ok1-300x172.jpg 300w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/04/ok1.jpg 625w" sizes="auto, (max-width: 600px) 100vw, 600px" /></a></h2>
<h2>Bunun üzerine, diğer tilki de kuyruğunu kesmiş.<br />
Fakat mutluluk yerine şiddetli bir acı çekmiş.</h2>
<h2>Hemen diğer tilkiye gelip;</h2>
<h2>‘Neden bana yalan söyledin çok canım acıdı’ demiş.</h2>
<h2>Tilki;</h2>
<h2>‘Eğer acı çektiğini diğer tilkilere söylersen onlar asla kuyruğunu kesmez ve bizimle dalga geçerler’ demiş.</h2>
<h2>Bu iki tilki diğer tilkilere yaşadıkları mutluluğu anlatmışlar.</h2>
<h2>Böylece tilkilerin çoğu kuyruklarını kesmişler..</h2>
<h2>Çoğunluk onlara geçince bu seferde kuyruğu olanlarla dalga geçip onlara eziyet etmeye başlamışlar…”<br />
Aman dikkat..!</h2>
<h2>Bu aralar bizde de kuyruğu kesik tilkiler çoğalmaya başladı.</h2>
<h2>Aslında son derece acı vermekte olan kendi durumlarını çok güzel bir şeymiş gibi takdim etmekteler.</h2>
<h2>Toplum içinde ikilik yaratarak herkesi kendilerine benzetmek için uğraşmaktalar.</h2>
<h2>Kuyruğunu keseni hemen kendi yanlarına alıyorlar.</h2>
<h2>Kesmeyenle de uğraşmaya devam ediyorlar.</h2>
<h2>Alay edip, dışlayarak kamplaşma yaratıyorlar.</h2>
<h2><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></h2>
<h2>İçinde bulundukları durumun ne kadar acı verici olduğunu anlamak için kuyruğumuzu kesmemize gerek kalmasın.</h2>
<h2>Aman dikkat diyelim…</h2>
<h2>Kuyruk gittikten sonra durumumuzu anlamanın bir faydası olmaz.</h2>
<h2>Kuyruk acımızla kalırız öylece..</h2>
<p><a href="https://www.kadin.in/ok-4.htm">Tilki kuyruğu</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kadin.in/ok-4.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kadın eşine sorar: “Ben ölürsem ne kadar sürede evlenirsin?</title>
		<link>https://www.kadin.in/m-9.htm</link>
					<comments>https://www.kadin.in/m-9.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Mar 2022 19:07:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kadin.in/?p=63751</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kadın eşine sorar: “Ben ölürsem ne kadar sürede evlenirsin?” Eşi: “Toprağın kuruduğu zaman” der…ve kadın 2 sene sonra ölür…   Eşi her mezarına ziyarete geldiğinde toprağı ıslak görür ve üzgün geri döner..ve aylar sonra bir gün mezarlığa giderken kayınçosunu görür ne yaptığını sorar… Oda: “Ablamın toprağını suladım, oradan geliyorum; toprağım kurumasın diye ölmeden önce vasiyet” [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.kadin.in/m-9.htm">Kadın eşine sorar: “Ben ölürsem ne kadar sürede evlenirsin?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Kadın eşine sorar: “Ben ölürsem ne kadar sürede evlenirsin?” Eşi: “Toprağın kuruduğu zaman” der…ve kadın 2 sene sonra ölür…</h2>
<h2> <strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></h2>
<h2>Eşi her mezarına ziyarete geldiğinde toprağı ıslak görür ve üzgün geri döner..ve aylar sonra bir gün mezarlığa giderken kayınçosunu görür ne yaptığını sorar…</h2>
<p><a href="https://www.kadin.in/m-9.htm/mezarlik-1" rel="attachment wp-att-63754"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-63754" src="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/03/mezarlik-1.jpg" alt="" width="580" height="330" srcset="https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/03/mezarlik-1.jpg 580w, https://www.kadin.in/wp-content/uploads/2022/03/mezarlik-1-300x171.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 580px) 100vw, 580px" /></a></p>
<h2>Oda: “Ablamın toprağını suladım, oradan geliyorum; toprağım kurumasın diye ölmeden önce vasiyet” etti ….. Adam güler ve der: “Ah kadınlar… Kadınlar… Öteki dünyadan bile bu dünyayı yönetirler!”</h2>
<p><a href="https://www.kadin.in/m-9.htm">Kadın eşine sorar: “Ben ölürsem ne kadar sürede evlenirsin?</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kadin.in/m-9.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEĞİRMEN</title>
		<link>https://www.kadin.in/degirme.htm</link>
					<comments>https://www.kadin.in/degirme.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Sep 2021 12:52:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kadin.in/?p=61712</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hiç sen bir su değirmeninin içini dolaştın mı adaşım?&#8230; Görülecek şeydir o&#8230; Yamulmuş duvarlar, tavana yakın ufacık pencereler ve kalın kalasların üstünde simsiyah bir çatı&#8230; Sonra bir sürü çarklar, kocaman taşlar, miller, sıçraya sıçraya dönen tozlu kayışlar&#8230; Ve bir köşede birbiri üstüne yığılmış buğday, mısır, çavdar, her çeşitten ekin çuvalları. Karşıda beyaz torbalara doldurulmuş unlar&#8230; [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.kadin.in/degirme.htm">DEĞİRMEN</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h3>Hiç sen bir su değirmeninin içini dolaştın mı adaşım?&#8230;</h3>
<h3>Görülecek şeydir o&#8230; Yamulmuş duvarlar, tavana yakın ufacık pencereler ve kalın kalasların üstünde simsiyah bir çatı&#8230; Sonra bir sürü çarklar, kocaman taşlar, miller, sıçraya sıçraya dönen tozlu kayışlar&#8230; Ve bir köşede birbiri üstüne yığılmış buğday, mısır, çavdar, her çeşitten ekin çuvalları. Karşıda beyaz torbalara doldurulmuş unlar&#8230;</h3>
<p>Taşların yanında, duman halinde, sıcak ve ince zerreler uçuşur. Halbuki döşemedeki küçük kapağı kaldırınca aşağıdan doğru sis halinde soğuk su damlaları insanın yüzüne yayılır&#8230;</p>
<h3>Ya o seslere ne dersin adaşım, her köşeden ayrı ayrı makamlarda çıkıp da kulağa hep birlikte kocaman bir dalga halinde dolan seslere?&#8230; Yukarıdaki tahta oluktan inen sular, kavak ağaçlarında esen kış rüzgârı gibi uğuldar, taşları kah yükselen, kah alçalan ağlamaklı sesleri kayışların tokat gibi şaklayışına karışır&#8230; Ve mütemadiyen dönen tahtadan çarklar, gıcırdar, gıcırdar&#8230;</h3>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></p>
<h3>Ben çok eskiden böyle bir değirmen görmüştün adaşım, ama bir daha görmek istemem.</h3>
<h3>Sen aşkın ne demek olduğunu bilir misin adaşım, sen hiç sevdin mi?&#8230;</h3>
<h3>Çooook desene! Sevgilin güzel miydi bari? Belki de seni seviyordu&#8230; Ve onu herhalde çok kucakladın&#8230; Geceleri buluşur ve öperdin değil mi? Bir kadını öpmek hoş şeydir, hele adam genç olursa&#8230;</h3>
<h3>Yahut sevgilin seni sevmiyordu&#8230; O zaman ne yaptın? Geceleri ağladın mı?&#8230; Ona sararmış yüzünü göstermek için geçeceği yolda bekledin, ona uzun ve acındırıcı mektuplar yazdın değil mi?&#8230;</h3>
<h3>Fakat herhalde ikinci bir aşka atlamak senin için o kadar güç olmamıştır. İnsan evvel&#8217; kendi kendisinden utanır gibi olur ama, bilir misin, bizim en büyük maharetimiz nefsimizden beraat kararı almaktır. Vicdan azabı dedikleri şey ancak bir hafta sürer. Ondan sonra en aşağılık katil bile yaptığı iş için kafi mazeretler tedarik etmiştir.</h3>
<h3>Ha, sonra bir üçüncü, bir dördüncüye sevdin, ve bu böyle gidiyor. Peki ama, bu sevmek midir be adaşım, bir kadını öpmek, onu istemek sevmek mi dir?&#8230;</h3>
<h3>Çırılçıplak soyunarak şehrin sokaklarında koşabiliyor musunuz?&#8230;</h3>
<h3>Bir bıçak alarak kolundaki ve bacağındaki adalelere saplamak ve böylece bir nehre atılarak yüzmek elinden geliyor mu?</h3>
<h3>Bir şehrin adamlarını öldürmek cesareti sende var mı? Bir minareye çıkarak bütün dünyaya işittirecek kadar kuvvetle bağırabilir misiniz?</h3>
<h3>Aşk sana bunları yaptırabilir mi? İşte o zaman sana seviyorsun derim&#8230;</h3>
<h3>Sen sevgiline ne verebilirsin sanki? Kalbini mi? Pekala, ikincisi ne? Gene mi o? Üçüncü ve dördüncüye de mi o?&#8230; Atma be adaşım, kaç tane kalbin var senin?&#8230; Hem biliyor musun, bu aptalca bir laftır: kalbin olduğu yerde duruyor ve sen onu filana veya falana veriyorsun&#8230; Göğsünü yararak o eti oradan çıkarır ve sevgilinin önüne atarsan o zaman kalbini vermiş olursun&#8230;</h3>
<h3>Siz sevemezsiniz adaşım, siz, şehirde yaşayanlar ve köyde yaşayanlar; siz, birisine itaat eden ve birisine emredenler; siz, birisinden korkan ve birisini tehdit edenler&#8230; Siz sevemezsiniz. Sevmeyi yalnız bizler biliriz&#8230; Bizler: batı rüzgârı kadar serbest dolaşan ve kendimizden başka Allah tanımayan biz Çingeneler&#8230;Dinle adaşım, sana bir çingenenin aşkını anlatayım&#8230;</h3>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></p>
<h3>Bir gün karların erimeğe başladığı mevsimdeydi bütün çergi, otuza yakın kadın, erkek ve çocuk, dört beygir ve iki defa o kadar da eşek Edremit tarafına doğru göçüyorduk.</h3>
<h3>Can sıkan ve bize hiç uymayan bir kıştan sonra ısıtıcı güneş ve yeni belirmeğe başlayan yeşillikler hepimize tuhaf bir oynaklık vermişti. Sırtlarında beyaz ve kısa bir gömlekten başka bir şeyleri olmayan küçük çocuklar hiç durmadan koşuyorlar, bağırıyorlar ve şose yolunun kenarındaki hendeklerde yuvarlanıyorlardı.</h3>
<h3>Delikanlılar keman ve klarnet çalarak yürüyorlar, genç kızlar parlak sesleriyle su gibi türküler söylüyorlardı.</h3>
<h3>Ben de etrafı gözden geçirerek bir köy, bir çiftlik, yanında kalabileceğimiz bir yer araştırıyordum.</h3>
<h3>İkindiye doğru siyah zeytin ağaçlarının arasında yükselen açık renkli çınar ve kavaklar gözüme ilişti. Burası küçük bir değirmendi. Suyu bol bir çay küçük söğüt ağaçlarının arasından geçtikten sonra dar ve taş bir mecraya giriyor, oradan da dört tane tahta oluğa taksim oluyordu.</h3>
<h3>İhtiyar çınarlar çukura gömülen eski değirmenin siyah kiremitli çatısını örtüyorlar, ve ön tarafındaki geniş meydanı gölgeliyorlar.</h3>
<h3>Ağaçların hışırtısını bastıran bir gürültüyle değirmenin altından fıkırdayıp çıkan köpüklü sular iki sıra taze kavağın ortasından geçip ilerideki sazlıkta kayboluyordu. Burada çergilemek hiç de fena değildi. Yüklü eşeklerle sık sık gelip giden köylülerden değirmenin işlek olduğu anlaşılıyordu. Ve bir kurşun atımı ötede beyaz minaresiyle bir köy görünüyordu.</h3>
<h3>Daha çadırları kurmadan Atmaca klarnetini alarak, kanatlarının biri açık duran kocaman kapıya yanaştı, çalmağa başladı, İçeride sesi duyan köylüler, oraya birikerek dinliyorlardı. Değirmenci de bunların arasındaydı, beyaz sakalını karıştırarak lakayt gözlerle bakıyordu.</h3>
<h3>Bilir misin adaşım, bu köylüler tavuk ve oğlak çaldığımızı söyleyerek bizden şikayet ettikleri halde bizi gene severler.</h3>
<h3>Aralarında bir kileye yakın buğday toplayarak Atmaca&#8217;ya verdiler. Ve değirmenci bunu iki çömlek de yoğurt ilave etti. Biz bu güzel kabilden cesaret alarak biraz ötedeki zeytin ağaçlarının arasında çadırlarımızı kurduk.</h3>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></p>
<h3>İşler iyi gidiyordu. Kadınlar taze söğütlerden yaptıkları sepetleri yakın köylerde satmakta güçlük çekmiyorlardı. Çalgıcılarımız yarım gün uzaktaki köylerden bile düğünü çağırıyorlardı.</h3>
<h3>Atmaca tabii en baştaydı&#8230;</h3>
<h3>Sen bu Atmaca gibisine daha rastlamamışsındır. Bir kere heybetli delikanlıydı: yağız derisi, yüzüne delice dökülen simsiyah saçları ve koyu gözleri&#8230; Sonra burnu&#8230; Uzun, sivri, ucu biraz aşağı kıvrak burnu. Bunun için biz ona Atmaca derdik&#8230; Başı geniş omuzlarının üstünde bir Arap atındaki gibi dik dururdu ve bir Arap atı ondan daha çevik değildi&#8230;</h3>
<h3>Bütün çergilerde onun cesareti, onun güzelliği, onun algısı söylenirdi.</h3>
<h3>Başka Çingeneler gibi çalmazdı o, adaşım: bir kere nota bilirdi. Şehir mektebini okumuş, bitirmişti: sonra içliydi&#8230;sanırdın ki klarneti çalarken havayı ciğerlerinden değil doğrudan doğruya yüreğinden veriyor.</h3>
<h3>Geceleri tek başına bir ağacın dibine çekilirdi. Biz de çadırların önüne çıkıp yüzü koyun yatar, çenemizi toprağa dayayarak onu dinlerdik.</h3>
<h3>Hiçbir sevgilisi yoktu. Ne geçtiğimiz Türkmen köylerindeki al yanaklı güzeller, ne de ince dudaklı Çingene kızları onun bakışlarını bir andan fazla üzerlerinde alıkoyabilirlerdi&#8230;</h3>
<h3>Halbuki çalgı çalarken büyük gözlerle oradaki kıvılcımları söndürmek ister gibi bir nem belirdiğini, esmer yanaklarında, bir ateşe rasgelmiş gibi derhal kuruyan birkaç ufak damlacığın yuvarlanmak istediğini görmüştük.</h3>
<h3>Çok konuşmaz, konuştuğu zaman da içindekilerden bize bir şey sindirmezdi. Neler hisseder, neler düşünürdü? Hiçbirimiz bilmezdik. Acaba birisini sevdiği için mi, yoksa hiç kimseyi sevemediği için mi, bu kadar yanık, bu kadar derinden çalıyordu?&#8230;</h3>
<h3>Ara sıra uzun müddet kaybolur, başka çergilerde dolaştığı, şehirlere inip büyük beylerin meclisine girdiği söylenirdi.</h3>
<h3>Kasabadaki efendiler ona ekran muamelesi ederlerdi, fakat o davarlardan bizimle beraber koyun uğrular, düğünlerde bizimle beraber çalgı çalardı.</h3>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></p>
<h3>Hemen her akşam değirmenin önündeki meydanlıkta toplanıp ahenk yapıyorduk. Şimdilik bir şey anaforlamadığımız için değirmenci de memnundu. Kızıyla beraber yük çınarın altına bir hasır atıyor, bağdaş kurup oturarak bizi dinliyordu.</h3>
<h3>Değirmencinin kızı tam bir köy güzeliydi. Yuvarlak bir yüzü, kalın dudakları, kalçalarına kadar uzanan ince örgülü saçları vardı. Ama yüzü hep soluktu. Etrafındaki şeylere, kendisiyle alışverişi yokmuş gibi dümdüz bir bakışı, ve dudaklarının kenarından dökülüyormuş gibi, isteksiz bir gülüşü vardı. Bu kızcağız sakattı adaşım, küçükken sağ kolunu değirmenin çarklarından birine kaptırmıştı. Şimdi onun yerinde şalvarının beline iliştirilen boş bir yen sallanıyordu. Ve bu onu insanlardan ayırıyordu.</h3>
<h3>Düşünebilir misin, güzel bir kızın bir kolu olmazsa bu ne demektir? Derenin üst başında çıpıl çıpıl yıkanan genç kızlara karışamıyordu. Vücudunu ve ondaki ayıbı her zaman örtmüş örtmeğe mecburdu&#8230; Geceleri birbirlerinin evinde toplanıp cümbüş yapan kızlarla da birleşemezdi, çünkü ne tef çalmak, ne de parmaklarının arasına tahta kaşıklar alarak oynamak elinden gelirdi&#8230;</h3>
<h3>Belli ki onun bütün çocukluğu bitmez tükenmez bir hasretle geçmiş; belli ki zeytin dallarına sincap gibi tırmanan, birbiriyle alt alta üst üste güreşen, değirmenin önünde erkek çocuklarla su fışkırtmaca oynayan akranlarına bir duvara yaslanarak dolu gözlerle bakmış. Şimdi bütün bunlara alışmış görünüyordu. Başka insanların yaptığı birçok şeyleri yapmak hakkının kendisinde olmadığını biliyor ve hiçbir şey istemiyordu. Değirmenin kapısı yanındaki taş sedire saatlerce oturup meydanda eşelenen tavuklara, yahut kocaman çınarın kıpırdayan yapraklarına yarı yumuk gözlerle bir bakışı vardı ki, adamı ağlamaklı ederdi. Geceleri babasıyla beraber gelir, onun yanında diz çöküp oturarak bize bakardı&#8230;</h3>
<h3>Sözü kısa keselim adaşım, bizim mağrur ve insafsız Atmacamız değirmencinin bu sakat kızına vuruldu. Tavuslara, sülünlere bakmağa tenezzül etmeyen yabani kuş, kanadı kırık bir çulluğun şikarı oldu.</h3>
<h3>Eyvah bana ki meselenin çok geç farkına vardım. Ben anladığım zaman alev saçağa sarmıştı&#8230; Yoksa çoktan çergiyi toplar, başka yere göçerdim.</h3>
<h3>Atmaca hiç kimseyle konuşmuyor, düğünlere gitmiyor, zeytinlerin altında tek başına çalıyordu. Ama geceleri çınarın altında adamakıllı coşar, gözlerini kıza diker, üfler, üflerdi&#8230;Ve biz titrediğimizi, bağırmak, konuşmak, yahut yerlere atılıp ağlamak istediğimizi hissederdik&#8230;Onun çalışında, bir ateş yığını etrafında haykıran ateşe tapanların, yahut batmakta olan bir gemiye çarpan dalgaların feryadı ve inleyişi vardı.</h3>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></p>
<h3>Atmacanın kanatları düşmüştü adaşım. Sarardıkça sararıyordu. Değirmencinin köye indiği günler kapının yanındaki taş sedirde kızla beraber oturduğunu ve tırnaklarını parçalamak ister gibi, iki tarafındaki sert kayada gezdirdiğini görünce bu işin böyle gitmeyeceğini anladım&#8230;</h3>
<h3>Bir gece onu çağırdım, derenin alt başına gittik, kavak fidanlarının arasına oturduk. Çakıllarda acele acele seken sulardan ve uzaklardan gelen bir kurbağa sesinden başka bir şey duyulmuyordu. Atmaca önüne bakıyor, niçin çağırdığımı, ne söyleyeceğimi sormuyordu. Elimi omzuna koydum, gözlerini bana kaldırdı.</h3>
<h3>&#8220;Seviyorsun!&#8230;&#8221; dedim.</h3>
<h3>&#8220;Öyle&#8230;&#8221; dedi.</h3>
<h3>&#8220;Ne yapacaksın?&#8230;&#8221;</h3>
<h3>Bu sualin cevabını bulmak ister gibi gözlerini yukarıya, yıldızlı göğe çevirdi. Uzun uzun baktı, birdenbire:</h3>
<h3>&#8220;Sen bizim çeribaşımızsın dedi, gezdiğin yerler benden çok, tecrübelerin fazla, aklın dirayetin bütün Çingenelerden üstündür. Sana açılmalıyım&#8230;</h3>
<h3>Gözlerini hiç indirmeden, sanki yıldızlara anlatıyormuş gibi, söylemeğe başladı:</h3>
<h3>&#8220;Onu seviyorum, ne yapacağımı da hiç düşünmedim. Sen benim sevmemin nasıl olacağını bilirsin&#8230; Ben ki arkamdan uşaklarını koşturan konak sahibi hanımlara başımı çevirmezdim: yedi köye hükmeden eşraf bana gelip, &#8220;Kızım senin için yataklara düştü&#8230; Çingene olduğunu unutup seni evlat gibi sineme basacağım, yalnız gel, gel de kızımızı kurtar!&#8230;&#8221; diye yalvardılar da gene cevap vermeden yoluma gittim; işte şimdi bu bir kolu olmayan kızı seviyorum. Onu alamam, onu kaçıramam&#8230; Halbuki o da beni seviyor. Bunu bana evvelisi gün ağlayarak söyledi. Gel dedim, beraber kaçalım. &#8220;Acı acı güldü, &#8220;Ağam dedi, ben senden noksanım, bana sadaka mı veriyorsun?&#8230;&#8221; Onu nasıl sevdiğimi anlattım: &#8220;Bana kolunun yerine kalbini veriyorsun, bir kalp bir koldan daha mı az değerlidir?&#8221;</h3>
<h3>&#8220;Tekrar gözyaşları boşandı: &#8220;Olmaz dedi, düşün ki, her karşına çıktığımda senden utanacağım, başım yerde olacak, beni böyle zelil etmek ister misin? Bırak beni, ne olduğumu bilerek ihtiyar babamın yanında kalayım, sende bir daha buralara uğrama. Bana sakatlığımı unutturarak deli deli rüyalar, gördürdün, seni ömrümün sonuna kadar unutamam, ama olmayacak şeylere beni inandırmağa kalkma, eğer sahiden beni seviyorsan hemen buralardan git!&#8230;&#8221;</h3>
<h3>Atmaca burada bir nefes aldı ve gözlerini yeri indirdi: &#8220;Düşünüyorum, birleşirsek bu ikimiz için de sahiden azap olacak. Aramızda anlaşılmaz, boğucu bir havanın dolaştığını hissedeceğiz. Eğer o bana açılamaz, bana naz edemez, bana içinden geldiği gibi sarılamazsa, gözleri her zaman: &#8220;Ne diye gençliğini benim için nara yaktın, sana yazık değil mi?&#8221; demek isterse ben ne yaparım? Her sözünden, her tavrımdan alınır: Kızsam ona dokunur, düşünceli olsam ona dokunur, sevsem ona acıyormuş gibi gelir, kucaklasam boş olan kolunun yerinde bir sızı duyar ve bunlar hep böyle sürüp gider&#8230;</h3>
<h3>&#8220;Ne yapacağımı, bu halin beni nereye götüreceğini sorma, bende artık kuvvet yok. Akıl yok, düşünce yok, yalnız aşk var. Mavzer kurşunu gibi çarptığını yene seren bir aşk&#8230; Senin Atmacan artık kanatlarını kımıldatacak halde değil!&#8230;&#8221;</h3>
<h3>Sustu, son sözler öyle acınacak bir tavırla ağzından dökülmüştü ki, fazla bir şey sormağa, hatta teselli etmeğe kalkışmadım; ona bu halde ne söz söylenebilir, nede o söyleneni duyardı.</h3>
<h3>Koluna girip çadıra kadar götürdüm.</h3>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></p>
<h3>İşler gittikçe sarpa sarmıştı adaşım. Atmacanın hali beni korkutuyordu. Fakat yapılacak hiçbir şey yoktu. Şimdilik işi oluruna bırakmağa karar vererek yattım. Bütün gece, büyük çınarın altında kollarını açarak sabırsızca bekleyen Atmacayı, ve dudaklarının kenarında geniş bir sevinç, soluk yanaklarında görülmemiş bir pembelikle ona doğru koşan değirmencinin kızını gördüm. Fakat birbirinin kucağına atılacakları zaman şekli belli olmayan tuhaf bir cisim ikisinin arasına giriyor, bir çark gibi fırıl fırıl dönerek ve gittikçe büyüyerek onları ayırıyordu.</h3>
<h3>Günler, kuvvetli bir rüzgârın sürüklediği beyaz bulut kümecikleri gibi birbirinin arkasına geçip gidiyorlardı. Ve biz, bunların sonunda muhakkak bir fırtına kopacağını seziyorduk. Herkes müthiş bir şeyden korkuyor gibiydi. Bütün çergiyi ağır bir durgunluk kaplamıştı.</h3>
<h3>İhtiyar ve tecrübeli Çingene karıları bildikleri afsunları okuyorlar, bütün iyi ve fena ruhları zavallı Atmacanın imdadına çağırıyorlardı. O, gittikçe çöken yanakları, nereye baktığı belli olmayan şaşkın gözleriyle geçerken delikanlılar başlarını yere eğiyorlar, genç kızlar ölü gibi sararan benizleri ve titreyen dudaklarıyla arkasından bakıyorlardı.</h3>
<h3>Kadın, erkek, genç, ihtiyar hiçbir şeye karar veremeyerek bekliyorduk. Sanki serseri bir rüzgâr kafalarımızdan her düşünceyi silip süpürüyor, bizi şaşkın ve meyus buralarda bırakıyordu.</h3>
<h3>Bir gün Atmaca yanıma sokuldu. &#8220;Bu akşam değirmende ahenk yapacağım, ben ihtiyarla konuştum!&#8230;&#8221; dedi. Hafif yağmur çiseliyordu. Akşama kuvvetli bir yaz sağanağı gelmesi çok mümkündü. Bunu ona da söyledim.</h3>
<h3>&#8220;Değirmenin içinde çalacağım!&#8221; dedi.</h3>
<h3>&#8220;Değirmen geceleri de işliyor, o gürültüde mi?&#8221; Tuhaf tuhaf güldü.</h3>
<h3>&#8220;Korkma! dedi, klarneti o gürültüde de size duyururum. Nefesim daha o kadar kuvvetten düşmedi&#8221;.</h3>
<h3>Yağmur akşama doğru sahiden arttı. Karşı tepedeki palamut ormanına birbiri arkasına yıldırımlar düşüyor, iri damlalar zeytin ağaçlarının siyah yapraklarını garip tıpırtılarla oynatıyordu.</h3>
<h3>Hepimiz değirmenin içine dolduk. Tavanda sallanan iki tane gaz lambası etrafa yarım bir aydınlık serpiyordu ve çarklar, taşlar, tozlu kayışlar dönüyorlar, dönüyorlardı. Hepsinin birden çıkardığı yırtıcı gürültü yağmurun alçak tavandaki kesik hıçkırığına karışıyor, birbirini kovalayan gök gürültüleri bu korkunç ahengi tamamlıyordu.</h3>
<h3>Değirmenci ve kızı duvarın dibindeki sedire oturmuşlardı. Sallanan lambalar genç kızın yüzünde acayip gölgeler oynatıyordu.</h3>
<h3>Bütün gürültüleri bastıran ince bir ses birdenbire yükseldi. Kendisini değirmenin karanlık bir köşesine çeken Atmaca çalmağa başlamıştı.</h3>
<h3>Adaşım, ben o gece dinlediğim şeyleri öldükten sonra bile unutamam.</h3>
<h3>Dışarıda fırtına gittikçe artıyor ve rüzgâr ıslak kamçısını kerpiç duvarlarda gezdiriyordu. Yükselen sular tahta oluklardan taşıyor, haykıra haykıra yerlere dökülüyordu.</h3>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></p>
<h3>İçeride taşlar nihayetsiz bir coşkunlukla homurdanıyor; çılgın gibi dönen kayışlar şaklıyor; birbirine geçen tahta çarkların dişleri ağlar gibi gıcırdıyordu. Ve bunların hepsini bastıran deli bir ses kah yalvarıyor, kah hiddetle kıvranıyor, susacak gibi olduktan sonra tekrar yükseliyordu.</h3>
<h3>Alaca karanlıkta Atmacanın siyah ve parlak gözleri hiç kıpırdamadan genç kıza bakıyorlardı. Genç kızın acınacak bir perişanlıkla çırpınan büyümüş gözlerine&#8230;</h3>
<h3>Ve öyle şeyler çalıyordu ki adaşım, onları anlatmağa bizim kullandığımız kelimelerin takati yoktur&#8230;</h3>
<h3>Bazen okşayan, ısıtan bir sabah güneşiydi&#8230; Fakat derhal yüzümüzü yırtan, gözümüzü kör eden, içindeki ateşleri kum tanesi gibi etrafa saçan bir çöl fırtınası oluyor, yahut bağrımıza işleyen bir bıçak haline geliyordu.</h3>
<h3>Son ve keskin bir çığlıktan sonra Atmacanın ayağa kalktığını gördüm. İki üç adım ilerledi ve klarneti bir köşeye fırlattı.</h3>
<h3>Herkes doğrulmuştu. Üzüntülü gözlerle ona bakıyorlardı. O, yüzüne büsbütün dökülen kara saçlarını eliyle geri attı. Birdenbire çukura gitmiş gibi görünen gözlerle etrafını araştırdıktan sonra onları değirmencinin kızına dikti, uzun uzun baktı&#8230;</h3>
<h3>O dakikayı ömrümde unutamam adaşım; dışarıda fırtına arttıkça artmıştı, duvarlar sarsılıyor, tepemizdeki kiremitler uçuyordu. Ve değirmen, azgın bir hayvan, homurduyor ve dönüyordu. Ve o, lambanın sönük ışığında, olduğundan daha büyük âdeta bir gölge gibi duruyordu. Gözleri genç kızın üzerindeydi. Tahammül edilmez bir acı yüzünün şeklini tanınmayacak hallere sokmuştu. Kah esmer derisini şişiren bir kan gözlerinin kenarına kadar fırlıyor, kah dişlerinin arasında ezilen dudakları bile bembeyaz oluyordu. O dudaklar ki, bir şey söylemek ister gibi kıpırdıyorlardı ve ağlayacak gibi aşağıya çekiliyordu.</h3>
<h3>Bu bakış ancak bir an kadar sürdü. Sonra gözkapakları yavaşça düştüler ve o, yere yıkılacak gibi sallandı. Fakat hemen kendisini topladı. Bir kere daha etrafına bakındı. Sanki bir imdat bekliyor gibiydi: Kendisini bu kahredici, bu parçalayıcı ağrılardan kurtaracak bir imdat&#8230; Nihayet kafasına bir şey vurulmuş gibi inledi. Gerisingeriye dönerek değirmenin öbür başına, çarkların ve kayışların kudurmuşçasına döndükleri köşeye doğru atıldı.</h3>
<h3>Bir nefes alımı kadar hepimiz olduğumuz yerde kaldık, sonra delice bağırarak arkasından koştuk&#8230;</h3>
<h3>Heyhat adaşım, çok geçti. Atmaca yerinden fırlayan ve &#8220;iş işten geçti&#8221; demek isteyen gözlerle bize doğru geliyordu.</h3>
<h3>Sağ kolu yerinde değildi ve oradan oluk gibi kan fışkırıyordu. Birkaç adımdan sonra sendeledi, ayaklarımızın dibine yıkıldı&#8230;</h3>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></p>
<h3>İşte adaşım, sana seven bir çingenenin hikâyesi&#8230;</h3>
<h3>Çiçeklerin açtığı mevsimde, senin kollarına yaslanan ve çiçekler kadar güzel kokan bir vücutla uzak su kenarlarında oturmak ve öpüşmek yoruluncaya kadar öpüşmek hoş şeydir&#8230; Seni gördüğü zaman zalimce başını çeviren mağrur bir dilberin kapısı önünde veya ışığı altında sabaha kadar dolaşmak, bunu candan arkadaşlara ağlayarak anlatmak, söz aramızda gene hoş şeydir. Fakat sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımağa tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir.</h3>
<h3>Sabahattin ALİ</h3>
<p><a href="https://www.kadin.in/degirme.htm">DEĞİRMEN</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kadin.in/degirme.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>GÜL YAPRAĞI OLMAK</title>
		<link>https://www.kadin.in/gul-yapragi-olmak.htm</link>
					<comments>https://www.kadin.in/gul-yapragi-olmak.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2021 19:04:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kadin.in/?p=60410</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bir zamanlar bilginler ve şairler, *&#8221;suskunlar meclisi&#8221;* adıyla bir topluluk oluşturmuşlardı. *Üye sayısı 40 kişiydi ve bunu artırmıyorlardı.* *Üyeliğin ilk şartı çok düşünmek fakat çok az konuşmaktı.* *O zamanlar meşhur şair ve bilgin Molla Câmî,* bu meclisin üyeleri arasında olmayı arzuluyordu. Günün birinde suskunlar meclisinin bir üyesinin öldüğünü duyunca, onun yerine aday olmak için bilginlerin [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.kadin.in/gul-yapragi-olmak.htm">GÜL YAPRAĞI OLMAK</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>Bir zamanlar bilginler ve şairler, *&#8221;suskunlar meclisi&#8221;* adıyla bir topluluk oluşturmuşlardı.<br />
*Üye sayısı 40 kişiydi ve bunu artırmıyorlardı.*<br />
*Üyeliğin ilk şartı çok düşünmek fakat çok az konuşmaktı.*<br />
*O zamanlar meşhur şair ve bilgin Molla Câmî,* bu meclisin üyeleri arasında olmayı arzuluyordu.</h2>
<h2>Günün birinde suskunlar meclisinin bir üyesinin öldüğünü duyunca, onun yerine aday olmak için bilginlerin bulunduğu köşke geldi.<br />
Kendisini karşılayan kapıcıya bir şey söylemeden, *ismini bir kağıda yazarak o sırada toplantı halinde bulunan suskunlar meclisine gönderdi.</h2>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></p>
<h2>Meclis üyeleri bu teklifi görünce biraz üzüldüler.<br />
Molla Câmî oraya layık bir bilgindi, ama ölen üyenin yerine başka birini almışlardı.<br />
Yeni bir üye için yer yoktu.<br />
*Meclisin başkanı, bir bardağı tamamen suyla doldurduktan sonra Molla Câmî&#8217;ye gönderdi.*<br />
Zeki bilgin, durumu kavramıştı.</h2>
<h2>*Bir damla daha olsa bardak taşacaktı.* Bunun üzerine o da hemen oracıktaki bir gülden küçük bir yaprak koparıp, nazikçe suyun üstüne koyuverdi.<br />
*Bardakda ki su taşmamıştı. Bunu içeri gönderdi.*<br />
Meclistekiler bu kibar cevabın mânasını anlamışlardı: Zarif insanların yeri başkaydı.<br />
Üyeler, bu değerli bilgini de aralarına almaya karar verdiler.</h2>
<p><strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></p>
<h2>Başkan listeye Molla Câmî &#8216;nin adını ekledi.<br />
*Kırk sayısının sonuna bir sıfır koyarak, 400 yazdı.*<br />
Bununla Molla Câmî sayesinde, meclisin değerinin on misli arttığını belirtiyordu.<br />
Listenin son şekli Molla Câmî &#8216;ye gelince, meseleyi anladı.<br />
Ancak sayının büyük gösterilmesinden hoşlanmadı. Sağdaki bir sıfırı silerek, kırk sayısının soluna koydu.<br />
*Yani 040 yazdı. Alçak gönüllü Molla Câmî, böylece kendisini solda sıfır sayıyor, bardağı taşırmadığı gibi, o meclisin yapısını da etkilemeyeceğini söylemek istiyordu.*<br />
Gül yaprağı olmak, kolay değil. Ama, evde, işte, çevrede geçim ehli olmanın, gül gibi geçinmenin yolu gül yaprağı olmaktan geçiyor.</h2>
<h2>*Yük olmayıp yük almak,* gül yaprağı güzelliğine kavuşmak…</h2>
<h2>*Kendi içimizde, ailemizle, çevremizle uyumlu olmanın, ebedi güzellikler yolunda yürümenin müjdecisi.*<br />
Gül yaprağı sırrına erenler, *sağdaki sıfır gibi bulundukları topluma güç katarlar hem de bire on, ama soldaki sıfır gibi davranıp kimseye yük olmazlar.*</h2>
<p><a href="https://www.kadin.in/gul-yapragi-olmak.htm">GÜL YAPRAĞI OLMAK</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kadin.in/gul-yapragi-olmak.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deli doktor</title>
		<link>https://www.kadin.in/deli-doktor.htm</link>
					<comments>https://www.kadin.in/deli-doktor.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Mar 2021 19:10:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kadin.in/?p=60373</guid>

					<description><![CDATA[<p>(Anlatılanlar gerçek yaşanmışlıklardır) Dünyaya geleli henüz 7 yıl filan olmuştu o günlerde. Boynumun sağ yanı kulak, boğaz ne varsa şişmiş davul gibi olmuş, ateşler içinde yatıyorum. İki katlı sundurmalı toprak evin cam kenarındayım, tavanda yan yana dizilmiş ağaçlara bakıp duruyorum. Hava sıcak, klimayı bırak evde elektrik yok henüz. Köyde sadece sokak aydınlatmasında ve sadece akşamları [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.kadin.in/deli-doktor.htm">Deli doktor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2>(Anlatılanlar gerçek yaşanmışlıklardır)</h2>
<h2>Dünyaya geleli henüz 7 yıl filan olmuştu o günlerde. Boynumun sağ yanı kulak, boğaz ne varsa şişmiş davul gibi olmuş, ateşler içinde yatıyorum. İki katlı sundurmalı toprak evin cam kenarındayım, tavanda yan yana dizilmiş ağaçlara bakıp duruyorum. Hava sıcak, klimayı bırak evde elektrik yok henüz. Köyde sadece sokak aydınlatmasında ve sadece akşamları elektrik kullanılıyor.</h2>
<h2>Evdeki büyüklerin “doktoru getirelim” sözlerini duyduğumdan bir saat sonra geldi doktor. Evimizde elektriğimiz yok ama çok şükür anında yatağımızın başucunda olabilen doktorumuz var…</h2>
<h2>Doktorumuz İstanbullu, o yüzden bizler gibi yer minderine oturmak istemedi, sandalye istedi. Evde masamız yoktu ama ayaklı Singer makinesinin sandalyesi vardı onu getirdik, oturdu.</h2>
<h2> <strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></h2>
<h2>Gelen doktor, bizim köyde yaşayan komşumuzdu, doktorluğu da çok çok sağlamdı. Karşıma oturdu. Sert çehre çizgili yüzünde, kemerli bir burun, burnun iki yanında derin göz çukurlarında iki siyah küçük göz ve hiç aklımdan gitmeyen soğuk, donuk bakışlar. Saçları siyah, omuzlarına değecek kadar uzun, başının üstünde tel maşayla toplanmış durumda.</h2>
<h2>Temiz İstanbul Türkçesiyle, tane tane “bu… çocuk… ne… zaman… hastalandı… “ gibi yavaş yavaş konuşarak hastalık verilerini toplamaya başladı. Başımı okşadı, eliyle ateşimi ölçtü. Konuşmaları da davranışları da soğuk ve mesafeli, sanırsınız dünya dışından gelmiş robottur kendisi.</h2>
<h2>Hastalık verilerini topladıktan sonra babamdan gazocağı istedi, evde olmadığı için komşudan bulunup getirildi. Doktor yanında getirdiği çantayı açtı, içinde onlarca değişik ilaçları vardı. Eczane ilaçları olduğu gibi kendi yaptığı ilaçları da taşırdı çantasında. Köyde Eczane olmadığı için zaman zaman Akşehir’e gidip eczanelerden ilaç alır çantasında bulundururdu hep. Sık sık kırlarda dolaşır değişik otlar toplar, onlardan ilaçlar yapardı. Gazocağı üzerine koyduğu küçük su kutusunda şırınga iğnelerini kaynattı, ateşte ısıttı, değişik ilaçlardan karma iğne hazırladı, iğnesini yaptı bana.</h2>
<h2> <strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></h2>
<h2>Birkaç cümleden oluşan tavsiye konuşması bittikten sonra “ben akşam yeniden geleceğim” dedi izin alıp gitti.</h2>
<h2>Dediği gibi akşam geldi, ertesi günün tekrar geldi, bir sonraki gün tekrar geldi… Beni ayağa kaldırdı, oyun oynayan çocukların arasına kattı çok şükür.</h2>
<h2>Onlarca çocukla sokaklarda oynarken “Deli Doktor” diye kendisine laf attığımız doktordu bu insan. Halktan farklıydı yani deli olmayı hak etmişti.</h2>
<h2>Sanıyorum köye 1950 li yılların başlarında gelmiş, 1970 yılında ölene kadar bizimle yaşamıştı. Yaşamıştı derken öyle dört başı mamur bir yaşama filan değil. Bildiğimiz bir harabede yani çöp evde yaşamıştı. İnsanlardan kendini yalıtmış, hep mesafeli davranmıştı. Ne bizim köyde ne çevre köylerde hiçbir hastasını geri çevirmemiş, tüm hastalarına evlerine giderek hizmet vermiştir. Ben biliyorum ki 10-15 km mesafelere kendisini almaya gelen at arabasıyla hasta bakmaya giderdi. Yani öyle “Hipokrat yemini etmiş doktor” filan değil adam bizzat kendisi Hipokrat’tı sanki. Ancak Tanrı’nın gönderdiği bir melek böyle davranabilirdi.</h2>
<h2> <strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></h2>
<h2>Köyde, komşu köylerle yapılan futbol maçında bayılan bir futbolcuyu getirdiler bir keresinde. Futbolcuyu at arabasıyla bir km lik mesafeden onun evinin önüne getirdiklerinde hala baygın ölü durumdaydı. Sokak ortasında toprağa uzatıp yatırdılar doktorumuz yine sakin sakin gelip hastanın başında yaptığı uzun uğraşlar sonunda genci ayağa kaldırdığına şahit olmuştum. Sanki ölüyü diriltmiş gibi sevindi herkes.</h2>
<h2>İhtiyaçlarını aldığı çarşı ile evi arasında geçen hayatında sadece insanlar değil köpeklerde onun iyiliklerinden payını alırdı. Eğecenli Emmi’nin uzun tüylü sarı küçük köpeği onu gördüğünde anında kuyruk sallamaya başlar, bilirdi ki o yanına geldiğinde çarşıdan aldığı yiyecekleri kendisiyle paylaşacak. Mutlaka o köpeğin yanında durur, alışveriş filesindeki yiyeceklerden onun payını yol kenarında ona özenle verir, yiyene kadar onunla oyalanır, sonra evine giderdi.</h2>
<h2>Bu güzel insanın köye gelmesinden sonra köyde Nihat isimlerinde artış oldu. Onun tedavisi sayesinde iyileşen insanların bazıları doğan çocuklarına veya torunlarına onun adını verir olmuşlardı.</h2>
<h2> <strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></h2>
<h2>Bir gece evinin 30 metre aşağısındaki çeşme başında onun bağırışıyla sokaklara fırladık, evi yanıyordu, tüm komşuların çabalarıyla çok şükür söndürdüler yangını. Yangından sonra da o yarı yanmış evinde oturmaya devam etti “İstanbullu Deli Doktor”umuz.</h2>
<h2>O yaşlarda “Neydi İstanbullardan Orta Anadolu’nun bir kasabasına bu insanı fırlatan güç” diye düşünemedik tabii. Köydeki insanların ufuklarıyla sınırlıydı tüm bildiklerimiz. Herkes hakkında efsane uyduruyor, kimi “miras yüzünden ailesine küsmüş” diyordu, kimi “sevgilisi aldatmış”, kimi “eşi aldatmış”. Gerçek olan ise her şey sırdı.</h2>
<h2>Daha yazamadığım onlarca anı, onlarca macerasıyla tam bir efsaneydi doktorumuz.</h2>
<h2>Ve bir gün öldüğü haberi yayıldı mahalleye.</h2>
<h2>Yunus şiirindeki gibi</h2>
<h2>“Bir garip ölmüş diyeler</h2>
<h2>Üç günden sonra duyalar</h2>
<h2>Soğuk su ile yuyalar</h2>
<h2>Şöyle garip bencileyin”</h2>
<h2>Tablosuyla karşılaştı insanlar. Ölümünü de ancak bir iki gün sonra fark etmiştik.</h2>
<h2>Kimdi bu melek kadar temiz, herkese sınırsız yardım elini uzatan, kimseye zarar vermeden kendini harabeye mahkûm eden kişilik…</h2>
<h2> <strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></h2>
<h2>Aslında, karşımızdaki “Harabat ehli”ydi galiba. Biz o yaşlarda anlamasak da durum tam olarak,</h2>
<h2>“Harabat ehlini hor görme Şakir,</h2>
<h2>Defineye nazır viraneler var.”</h2>
<h2>Mısralarının tanımladığı durumdu.</h2>
<h2>………………………………..</h2>
<h2>Bizim Deli Doktorun ölümünden onlarca yıl geçtikten sonra 4 yıl kadar önce, birkaç arkadaş, internet imkanlarını da kullanarak hakkında bilgi toplamaya karar verdik. Telefonlar açtık, anıları taradık derken karşımıza çıkan tablo şuydu:</h2>
<h2>Doktorumuz, Osmanlı’da Trabzon Askerlik Şubesi görevi yapan bir bürokratın oğluydu</h2>
<h2>Babası, İngilizler tarafından İstanbul’da idam edilmiş, böylece “Şehit Çocuğu” ünvanı kazanmıştı.</h2>
<h2>Çevresinin yardımlarıyla Tıp Fakültesinde okumuş, 1925 yılında Tıp Fakültesini bitirerek doktor olmuştu. Dönemin okul anılarından anlıyoruz bunu.</h2>
<h2>Doktorumuz, doktorluğunu 1930 lu yıllarda da adeta hayır için yapmaktadır. Cağaloğlu’nda açtığı muayenehanesinde “Salı günleri öğleden sonra fakirlere ücretsiz muayene, Perşembe günleri geliri THK na bağışlanacak şekilde anlaşmalı muayeneler yapar. O günlerdeki gazete ilan ve haberlerinden anlıyoruz bunu da.</h2>
<h2> <strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></h2>
<h2>Sonrasında anlıyoruz ki bizim Deli Doktor, 1940 ların ikinci yarısında Hikmet Kıvılcımlı’larla solculuktan yargılanmış, ceza almış, Macaristan’a kaçmış, Fransa’ya gitmiş, oralarda iz bırakmış derken, 1950 lerin ilk yarısında bizim köye dönmüş</h2>
<h2>Kaçak mı yaşadı, sürgün mü onu bilemedik.</h2>
<h2>Bildiğimiz; Bu toprakların berbat kaderiydi galiba bu.</h2>
<h2>Hani Şevket Süreyya Aydemir’in “Suyu Arayan Adam” da anlattığı kendi hikayesi gibi. Herkes suyu aramış sanki, Mehmet Akif, Mısır’da aramış, Nazım Hikmet Sovyetlerde, Cemil Meriç kitaplarda. Arayan insanlarımız maalesef hep acı su bulmuşlar.</h2>
<h2> <strong><script async src="//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js"></script>
<!-- yenikadinsitesi -->
<ins class="adsbygoogle yenikadinsitesi"
     style="display:block"
     data-ad-client="ca-pub-0298626374071250"
     data-ad-slot="9084325605"
     data-ad-format="auto"></ins>
<script>
(adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
</script></strong></h2>
<h2>Kendini hala sıkı ülkücü olarak tanımlayan ben diyorum ki, bizim Deli Doktor bu ülkede el üstünde tutulması gerekirken onun ruhunu kemirmişiz sanki.</h2>
<h2>Saygı ve minnetle anıyorum kendisini…</h2>
<h2>OKUDUYSAN BEĞEN BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞ !</h2>
<p><a href="https://www.kadin.in/deli-doktor.htm">Deli doktor</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kadin.in/deli-doktor.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kavak Ağacı ve Kabak</title>
		<link>https://www.kadin.in/kavak-agaci-ve-kabak.htm</link>
					<comments>https://www.kadin.in/kavak-agaci-ve-kabak.htm#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[admin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 19 Jan 2021 20:40:06 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.kadin.in/?p=60066</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa: -Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç? -On yılda, demiş kavak. -On yılda mı? Diye gülmüş [&#8230;]</p>
<p><a href="https://www.kadin.in/kavak-agaci-ve-kabak.htm">Kavak Ağacı ve Kabak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:</p>
<p>-Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?</p>
<p>-On yılda, demiş kavak.</p>
<p>-On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.</p>
<p>-Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!</p>
<p>-Doğru, demiş kavak.</p>
<p>Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:</p>
<p>-Neler oluyor bana ağaç?</p>
<p>-Ölüyorsun, demiş kavak.</p>
<p>-Niçin?</p>
<p>-Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.</p>
<p><a href="https://www.kadin.in/kavak-agaci-ve-kabak.htm">Kavak Ağacı ve Kabak</a> yazısı ilk önce <a href="https://www.kadin.in">kadın sitesi kadınca örgü dantel</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.kadin.in/kavak-agaci-ve-kabak.htm/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
