Hikaye

Hiç sen bir su değirmeninin içini dolaştın mı adaşım?... Görülecek şeydir o... Yamulmuş duvarlar, tavana yakın ufacık pencereler ve kalın kalasların üstünde simsiyah bir çatı... Sonra bir sürü çarklar, kocaman taşlar, miller, sıçraya sıçraya dönen tozlu kayışlar... Ve bir köşede birbiri üstüne yığılmış buğday, mısır, çavdar, her çeşitten ekin çuvalları. Karşıda...
Bir zamanlar bilginler ve şairler, *"suskunlar meclisi"* adıyla bir topluluk oluşturmuşlardı. *Üye sayısı 40 kişiydi ve bunu artırmıyorlardı.* *Üyeliğin ilk şartı çok düşünmek fakat çok az konuşmaktı.* *O zamanlar meşhur şair ve bilgin Molla Câmî,* bu meclisin üyeleri arasında olmayı arzuluyordu. Günün birinde suskunlar meclisinin bir üyesinin öldüğünü duyunca, onun yerine aday olmak için...
(Anlatılanlar gerçek yaşanmışlıklardır) Dünyaya geleli henüz 7 yıl filan olmuştu o günlerde. Boynumun sağ yanı kulak, boğaz ne varsa şişmiş davul gibi olmuş, ateşler içinde yatıyorum. İki katlı sundurmalı toprak evin cam kenarındayım, tavanda yan yana dizilmiş ağaçlara bakıp duruyorum. Hava sıcak, klimayı bırak evde elektrik yok henüz. Köyde sadece sokak...
Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa: -Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç? -On yılda, demiş kavak. -On yılda mı?...
Uzun yol şoförüydü babam. Yüzünü 15 bazen 20 günde bir görürdük. Hep uzaktık hep bir soğukluk vardı aramızda. Küçüklüğümde içinde babanın geçtiği anılarım yok benim. Kucağında çektirdiğim resmimde olmadı hiç. Güzel bir söz duymadım 30 senede ağzından ama kötüde konuşmadı hiç birimize. Dün saat 19,30 da işten eve geliyorum. Kayınvalidemler bizde....
Zamanın birinde bir tüccar varmış. Bu tüccarın dört eşi varmış. Bu tüccar en çok dördüncü eşini severmiş. Her zaman en güzel kıyafetleri en güzel takıları en güzel ayakkabıları ona alırmış. tüccar üçüncü eşini de en az onun kadar severmiş. Bu eşi tüccarın gurur kaynağıymış çok güzelmiş. Tüccar hep korkarmış ya bir...
Cambazın biri, eşeği yularından çekip gelmiş pazara. Bir başka cambaz yanaşmış: “Kaça bu eşek?” “Bin lira!” “Aldım gitti, ver elini helalleşelim!” Birkaç kişi alıcının kulağına fısıldamış: “Yahu görmüyor musun, bu eşek topal. Onun için ucuza verdi!” “O eşek topal değil, tırnağının arasına taş kaçmış. Bu nedenle topal sanıp ucuza elden çıkarmaya bakıyor!” Eşeği...
Sene 1921, Aralık ayında kar aniden bastırmış, Küre ve Ilgaz dağlarından geçen İnebolu-Ankara yolu kapanmıştı. Cepheye giden nakliye kolları geceye kalmadan yakın köy ve hanlara sığınmışlardı… O’nu 16 yaşında evlendirmişlerdi… Düğünden iki ay sonra savaş patlak verdi. Kocasını askere aldılar. 6 ay sonra da ölüm haberi geldi. Kimsesizdi, hiçbir geliri yoktu....
Günün birinde güzel bir genç kız sevdiği adamla evlenir ve aynı evde kocası ve kaynanası ile birlikte yaşamaya başlar. Çok mutludur, fakat kaynanası ile geçinememeye başlar. Kuşak farkı nedeniyle kişilikleri tamamen farklıdır. Bu nedenle ve daha birçok küçük sebeple her gün kavga edip tartışırlar. Kocası da annesi ve karısı arasında...
Köyde yaşayan yaşlı bir ressam vardı. Olağanüstü güzel resimler yapıp iyi fiyata satardı. Bir gün köyden bir fakir gelip dedi ki : -Yahu senin durumun iyi. Neden kimseye yardım yapmıyorsun. Bak fırıncı fakirlere ara ara bedava ekmek veriyor. Kasap bazen Bedava et veriyor. Sen neden hiç yardım etmiyorsun? Ressam tebessüm etti ama bir...
Bankanın kapısından alelacele girdiğinde fark etmişti üzerindeki bahçevan kıyafetlerini. Bir anda sekreteri telefon edince üzerini değiştirmeyi de unutmuştu. Banka müdürünün odasına girmek için adımlarını atarken de kendi kendine de gülüyordu. Koskoca holding sahibini üzerindeki tozlu kıyafetlerle gördüğünde şaşıracaktı elbette Müdür bey. Düşündüğü gibide olmuştu nitekim. Kapıyı çalıp içeriye girdiğinde hemen espriyi...
Sayfa başına git