Yazar: admin

  • Sahte doktor Ayşe Özkiraz’ın ses kaydı ve yazışmaları ortaya çıktı: 70. hastama bakıyorum, bayılacağım

    Sahte doktor Ayşe Özkiraz’ın ses kaydı ve yazışmaları ortaya çıktı: 70. hastama bakıyorum, bayılacağım

    Çerkezköy Devlet Hastanesi’nde yaklaşık 1 yıldır kendisini pratisyen hekim olarak tanıtan Ayşe Özkiraz’ın (20) sahte doktor olduğu ortaya çıkmıştı.

    Türkiye’nin günlerdir konuştuğu sahte doktor olayından yeni detaylar gelmeye devam ediyor. Sahte doktor Ayşe Özkiraz’ın ses kaydı ve yazışmaları da ortaya çıktı.

    Özkiraz’ın bir üniversitenin sağlık bölümü öğrencilerinin yer aldığı WhatsApp grubuna “Bu halde 70’inci hastama bakıyorum, bayılacağım” yazdığı görüldü.

    RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

    Çerkezköy Devlet Hastanesi’nde kendisini ‘pratisyen hekim’ olarak tanıtan, sahte diploma ile görev yaptığı anlaşılınca tutuklanan Ayşe Özkiraz’ın , özel bir üniversitenin sağlık bölümünün WhatsApp grubunda girdiği ameliyatlar ile ilgili bilgi aktardığı ses kayıtları ortaya çıktı.

    Özkiraz, yaklaşık 6 ay önce gönderdiği ses kaydı ve mesajlarda girdiğini öne sürdüğü ameliyatlar ile ilgili bilgi aktarıyor. Prof. Dr. Yeşim Erbil ise Özkiraz’ın anlattıklarını yorumladı.

    “EN UZUN AMELİYATIM 7 SAAT SÜRÜYOR”

    Özkiraz, sesli mesajında “En uzun ameliyatım 6 buçuk, 7 saat sürüyor. Mideyi tamamen kaburgadan açtığımızda 8 saate kadar uzayabiliyor. 8 saatlik ameliyatlar, vakalar çok nadir. Zaten ortopedi hocamız beyin cerrahisi ile girmiştir bu vakaya. O yüzden sürekli sürekli anlatır. Ben tıp fakültesindeyken 24 saatlik bir ameliyat bile vardı. Tabii bu giriyorsun saatlerce vakada olmuyorsun. Belirli sürelerde ara veriyorsun, kahveni içiyorsun” ifadelerini kullanıyor.

    “70. HASTAMA BAKIYORUM”

    Özkiraz aynı grupta 70. hastasına baktığını da belirterek, “Bu halde 70. hastama bakıyorum, bayılacağım. Poldeyim (Poliklinik)” ifadelerini kullanıyor. Özkiraz’ın annesinin kalp krizi geçirdiğini iddia ederek “Annem kalp krizi geçirdi. Koroner yoğun bakımda iki kez arest oldu. Bir hekim olarak uyanması için duaya sığınıyorum. Lütfen dualarınız annemle olsun” mesajını paylaşıyor.

    Özkiraz’ın gruptakilerden başkası için fitre istediğini de belirterek, “Arkadaşlar merhaba, aranızda fitresini vermek isteyip birilerini bulamayan var ise bana ulaşabilir mi?” şeklindeki mesajı dikkat çekiyor.

    “TERMİNOLOJİYE HAKİM OLMAYINCA ANLAŞILMAYAN İFADELER KULLANMIŞ”

    Sahte doktorun öğrencilere verdiği bilgileri yorumlayan genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Erbil, “Çok açık bir ifade değil. Mesajın sonunda ortopedi ve beyin cerrahı dediğine göre karın içinden bir skolyoz ameliyatı olabilir. Bu kardeşimizin öğrenci yalanıyla hastane içerisinde dolandığı belli. Kliniklerin içerisinde de öğrenciler çok olur. Öğrenciler ameliyatı izlemeye de girerler. Anlattıklarından o şekilde dolandığı belli oluyor. Mide ameliyatı olsa ortopedi ve beyin cerrahı girmez. Ama 8-10 saat süren ameliyatlar da var. Ortopedi ve beyin cerrahı dediği için muhtemelen skolyoz ameliyatıdır. ‘Kaburgadan ayırdık’ dediği şey ile skolyoz ameliyatını kastediyor olabilir. Ama doktor gibi bir terminolojiye hakim olmayınca böyle kolay anlaşılmayan ifadeler kullanmış. Günümüzde ekstrem durumlar dışında 24 saat süren ameliyatlar çok yoktur. Bazen 2-3 ekibin birlikte yaptığı ameliyatlar vardır.

    Kahve içmekten bahsediyor, ekip değişikliği sırasında konsantrasyon için olabilir. Söyledikleri tutarlı değil çünkü bir öğrenci bile olsa o terminolojiye tamamen hakim olması mümkün değil. Biraz bir şeyler okumuş biliyor, o nedenle fark edilmemiştir. Normalde de bahsettiği ameliyatı izlemiştir” şeklinde konuştu.

    “UMARIM BİR AN ÖNCE TEDAVİ OLUR”

    Erbil, “Çok üzüldüm. 20 yaşında gencecik bir kız ve buna inanıyor. Bir hayal dünyası kurmuş kendisine çiçekler gönderiyor, normal bir ruh hali değil. Umarım bir an önce tedavi olur belki sonra tıp fakültesini kazanıp gerçek doktor olur” dedi.

  • Santral arazisine özel uçak düştü

    Santral arazisine özel uçak düştü

    Bursa’da doğalgaz çevrim santralının olduğu araziye tek motorlu uçak düştü.

    Kazada uçaktaki pilot Hakan Köksal ile güzellik uzmanı Burcu Sağlam hayatını kaybetti.

    Sakarya Pamukova’dan havalanan TC-UHY kuyruk numaralı tek motorlu uçak dün Bursa Osmangazi’deki Türkiye’nin en büyük üçüncü santralı olan Ovaakça Doğalgaz Çevrim Santralı’nın arazisine düştü. İtfaiye ekipleri uçaktaki yangına müdahale ederken söndürdü. Kazada Yunuseli Sportif Havacılık Derneği Başkanı da olan yedek parça firması sahibi pilot Hakan Köksal (54) ile güzellik uzmanı Burcu Sağlam (22) hayatını kaybetti.

    RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

    19 DAKİKA HAVADA KALDI

    Uçağın uçuş kayıtlarına göre saat 15.13’te Sakarya Pamukova’dan kalktığı, 1200 metre irtifada seyrettiği, 72 kilometre yol katettiği, 19 dakika havada kaldıktan sonra saat 15.32’te irtibatın kesildiği öğrenildi.

    Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş da uçağın düşmesi sonucu bir kişinin fırlayarak, diğer kişinin ise uçağın yanması sonucu hayatını kaybettiğini belirtti. Uçağın boş bir alana düşmesinin olası bir facianın önüne geçtiğini belirten ve kazayla ilgili soruşturma başlatıldığını söyleyen Alinur Aktaş, “Bursa’da yağmurlu ve sisli bir hava mevcuttu. Hava şartları mı, teknik bir detay mı olduğu yapılacak çalışmalar sonucu aydınlatılacaktır” dedi.

    NİSANDA DA SOKAĞA DÜŞMÜŞTÜ

    Bursa’nın Yunuseli Havalimanı’ndan 25 Nisan 2022 günü kalkan tek motorlu eğitim uçağı, inişe geçtiği sırada Osmangazi’deki Sarıgül Sokak’a çakılmıştı. Pilot Murat Avşa (32) ile öğrenci pilot Furkan Otkum (27) hayatlarını kaybederken, uçağın düştüğü yerdeki 5 araç ve iki evde yangın çıkmıştı.

  • Milyar dolarlık bebek davası… 82 yaşında baba olunur mu

    Milyar dolarlık bebek davası… 82 yaşında baba olunur mu

    Milyar dolarlık serveti olan ve bu yıl 103 yaşında hayatını kaybeden ünlü işinsanı Yunus Ensari’ye ölümünün ardından babalık davası açıldı.

    Mezarı açılarak DNA örneği alındı. Ensari’nin çocuklarının ise itirazı var: “O bebek doğduğunda babamız 82 yaşındaydı. O yaşta baba olması mümkün değil.”

    Türkiye’nin sayılı işinsanları arasında gösterilen Yunus Ensari, 103 yaşında iken, geçirdiği rahatsızlık sonucu 22 Nisan 2022 tarihinde hayatını kaybetti. Ölümünden sonra da filmlere konu olabilecek bir babalık davası süreci başladı.

    RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

    İRAN’DA İMAM NİKÂHI

    Dava dilekçesine göre Ensari, 1986 yılında Ankara’ya gelen İran asıllı Fariba Esin ile tanışarak, arkadaşlık yapmaya başladı. 1987 yılında ise İran’da imam nikâhıyla evlendiler. Bu evliliğe ilişkin İran makamlarınca bir belge de düzenlendi. Evlilik işlemlerinin ardından çift Türkiye’ye dönerek hayatına devam etti.

    TÜPBEBEK İDDİASI

    2000 yılında bir bebek sahibi olmaya karar verdiler. Ancak Yunus Ensari’nin hali hazırda evli olması ve çocuklarının bulunması nedeniyle çift İran’a giderek tüpbebek tedavisi gördü. Tedavinin ardından hamile kalan Fariba Esin, 2001 yılında, İran’da doğum yaparak Y.E. isimli bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Ensari, yeniden baba olduğunda 82 yaşındaydı.

    NÜFUSUNA ALMADI

    Fakat Yunus Ensari, Y.E.’yi nüfusuna kayıt ettirmedi. Çiftin ilişkisi işinsanının hayatını kaybettiği tarihe kadar kesintisiz bir şekilde devam etti. Ensari’nin ölümünün ardından ilk eşinden olan 4 çocuğu veraset işlemlerini yürütürken, halen bir üniversitede tıp eğitimi gören 22 yaşındaki Y.E. servetten hakkına düşen payı almak için avukatları Tuncay Akı ve Alparslan Aydoğan aracılığıyla 4 Haziran’da Ankara 18. Aile Mahkemesi’ne başvurarak babalık tespit davası açtı. Talep üzerine, Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi de süreç tamamlanana kadar Ensari’ye ait tüm malvarlığına tedbir koyulmasına karar verdi.

    ‘BABAMIZ 1919 DOĞUMLU’

    Ensari’nin çocukları bu davaya itiraz etti. Mahkemeye verilen cevap dilekçesinde şöyle denildi: “Müteveffa, nüfus kayıtlarına göre 1919 yılında doğmuş olup davacının doğduğunu iddia ettiği 2001 yılında 82 yaşındadır. Müteveffa’nın biyolojik durumu nedeniyle 82 yaşında Baba olması mümkün değildir. Fariba isimli şahsın, nasıl ve/veya kimden hamile kaldığı konusu dahi müphem olup bu iddiaların müteveffanın sağlığında ileri sürülmemiş olmasının davacının haksız menfaat teminine yönelik olduğu kanaatindeyiz.”

    MEZAR AÇILDI DNA ALINDI

    Açılan babalık davası kapsamında 21 Ekim’de Yunus Ensari’nin Ankara Gölbaşındaki mezarı açılarak, DNA örneği alındı. Ankara Adli Tıp Kurumu 11 Kasım tarihli raporunda, DNA profil karşılaştırılması yapıldığı belirtilerek Ensari’nin Y.E.’nin biyolojik babası olmadığı söylendi. Y.E.’nin avukatları DNA örneğinin yanlış alındığını ileri sürdü, incelemenin İstanbul Adli Tıp Kurumu tarafından yapılmasını istedi. Mahkemenin talebi kabul etmesi halinde, Ensari’nin mezarı yeniden açılacak ve DNA örneği alınarak rapor hazırlanacak.

    ‘MASRAFLARINI KARŞILADI’

    Babalık davası dilekçesinde, “Müteveffa, oğlu olan müvekkili nüfusuna almamış ancak en az haftada birkaç kez ziyarete gelmiştir. Müvekkilin ve annesinin ekonomik geçimi, okul masrafları müteveffa tarafından sağlanmıştır” denildi.

  • Genç kızların yardım talebini kırmayan Engin Taş’ın, kızları takip eden şahıslarla tartışması kötü sonlandı

    Genç kızların yardım talebini kırmayan Engin Taş’ın, kızları takip eden şahıslarla tartışması kötü sonlandı

    Engin Taş pastanede çalışıyordu. 2 genç kız, “Ağabey 2 kişi bizi AVM’den beri takip ediyor” diye yardım istedi.

    Taş, kızların gösterdiği kişileri uyardı. Kızları takip eden 19 ve 16 yaşındaki erkek şahıslar, Taş’ı boynundan bıçaklayarak öldürdü. Engin Taş 3 çocuk babasıydı.

    Afyonkarahisar’da bir pastanede çalışan Engin Taş, akşam saatlerinde tartıştığı kişiler tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Polislerin çalışması sonrası, 36 yaşındaki genç adamın faillerine ilişkin 2 kişiyi gözaltına alırken, cinayete kurban giden genç adamın ise taciz edilen 2 genç kızı korumaya çalışırken öldüğü ortaya çıktı.
    Edinilen bilgilere göre, akşam saatlerinde meydana gelen olayda engin taş (36), kimliği henüz belirlenemeyen kişilerle tartışmaya başladı. Tartışmanın büyümesiyle kavgaya dönüşen olayda Taş, boynundan bıçaklanarak yaralandı. Yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayarak yaşamını yitirdi.


    “ŞAHISLAR YAKALANDI”
    Emniyet güçleri, S.Ç. (19) ve yeğeni V.Ç.’yi (16) olaydan birkaç saat sonra gerçekleştirdiği başarılı operasyon ile yakalayarak gözaltına aldı. Şahısların emniyetteki sorgularının devam ettiği bildirildi.

    “AĞABEY 2 KİŞİ BİZİ AVM’DEN BERİ TAKİP EDİYOR”
    Polis ekiplerinin yaptığı inceleme sonrası tartışma sonucu çıkan kavganın nedeni belli oldu. İddiaya göre, Engin Taş’ın çalıştığı pastaneye gelen iki genç kızın kendisinden “Ağabey 2 kişi bizi gezmeye gittiğimiz alışveriş merkezinden bu yana takip ediyor. Bize yardım eder misin?” diyerek yardım istediği, bunun üzerine de Taş’ın kızların gösterdiği S.Ç., ve V.Ç.’yi uyardığı öğrenildi. Daha sonra Taş ile şahıslar arasında tartışma çıktığı ve Serkan Ç.’nin yanındaki bıçakla talihsiz adamı boynundan bıçakladığı iddia edildi.

    TAŞ’IN EVLİ VE 3 ÇOCUĞU OLDUĞU ÖĞRENİLDİ
    İki genç kızın yardım talebini reddetmemek isterken hayatını kaybeden talihsiz adam, düzenlenen cenaze töreni sonrası toprağa verildi. 36 yaşında yaşamını yitiren Taş’ın evli ve 3 çocuk babası olduğu öğrenildi.

  • Kızını evlendirdi… Ünlü türkücü kayınvalide oldu

    Kızını evlendirdi… Ünlü türkücü kayınvalide oldu

    Ünlü türkücü Ceylan’ın Erhan Bozkurt ile evliliğinden dünyaya gelen kızı Melodi Bozkurt bir süredir birlikte olduğu Ozan Özgül ile evlendi.

    Toronto’da nikah masasına oturan Melodi Bozkurt güzel haberi Instagram sayfasında paylaştığı fotoğrafla duyurdu. Çiftin birçok yakını nikahı online olarak izledi.

    Düğün fotoğrafını Instagram’da takipçileri ile paylaşan Bozkurt, altına “Eşim” notunu düştü.

    RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

    Melodi Bozkurt Instagram profiline eşinin soyadını da ekledi.

    ‘Çok şükür bugünleri gördüm’

    Ceylan da kızının nikah fotoğrafını “Rabbim’e şükürler olsun bugünleri de gördüm. Yavrularım elleriniz hiç ayrılmasın. Sizi çok seviyorum. Bir ömür mutluluklar dilerim… ” notuyla paylaştı.

    Ceylan, kızının eylül ayında paylaştığı fotoğrafa “Maşallah yavrularıma” notunu düştü.

    Ondokuz Mayıs Üniversitesi(OMÜ) İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ni derece ile bitiren Melodi Bozkurt, bir süredir Kanada’da yaşıyordu.

  • Armağan Çağlayan ameliyat oldu! İşte son durumu…

    Armağan Çağlayan ameliyat oldu! İşte son durumu…

    Geçen haftalarda sosyal medya hesabında akciğer kanserine yakalandığını duyuran Armağan Çağlayan bu kez hayranlarını sevindiren bir haber verdi.

    Ünlü televizyoncu 4.5 saat süren başarılı bir operasyonun ardından kanserli kitleden kurtuldu.

    Ünlü sunucu ve televizyon yapımcısı Armağan Çağlayan, geçen haftalarda sosyal medyadan yaptığı paylaşımla akciğer kanserine yakalandığını duyurmuştu. Çağlayan yaptığı paylaşımda “Yakın zamanda yaptırdığım yıllık sağlık taramasında akciğerimde bir kitle tespit edildi ve yapılan tetkikler sonucunda bugün kitlenin yüksek ihtimalle kanserli olduğu ortaya çıktı” demişti.

    Gösteri ve programlarına bir süre ara vereceğini duyuran ünlü televizyoncu takipçilerine “Dedikodu ve yanlış haberlerin önüne geçmek için, buradan sık sık süreçle ilgili kısa bilgilendirmeler yapacağım” diyerek sağlık durumu hakkında bilgi vereceğini duyurmuştu.

    AMELİYAT BAŞARILI GEÇTİ

    Armağan Çağlayan dün ameliyat oldu. Başarılı geçen operasyonun ardından normal odaya alınan Çağlayan son sağlık durumu hakkında bilgi verdi.

    Sosyal medya hesabından bir açıklama yapan Çağlayan şu mesajı paylaştı: “Bu sabah 4.5 saat süren bir operasyon geçirdim. Az evvel yoğun bakımdan odama geldim. Ameliyat sırasında yapılan Frozen Patoloji sonucunda kitle kanser çıktı. Fakat şanslıyım ki , doktorlarım peşimi bırakmadılar ve çok erken evrede yakaladılar hastalığımı. Şimdi kemoterapi olup olmayacağımı patolojiden gelecek sonuç belirleyecek. Ben çalışmayı hiç bırakmayacağım, biraz dinlendikten sonra, Size Anlatacakları Var turnesiyle, Gebze, Bartın, Zonguldak. İstanbul ve Ankara’da olacağım. Dualarınız ve iyi dileklerinize minnettarım… Herkese sevgiler saygılar”

    ACI ÇEKMEK İSTEMİYORUM

    Armağan Çağlayan, YouTube’da yayınlanan programının son bölümünde akciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybeden Billur Kalkavan’ın sevgilisi Buğra Bahadırlı’yı konuk etti. Programda duygusal anlar yaşayan Çağlayan, “Billur Hanım’ın vefat ettiği gün ciğerimde bir kitle bulundu. Billur gibi check-up’a gittim ve orada çıktı. Acı çekmek istemiyorum” demişti.

  • Mersin’de okulda vahşet: 13 yaşındaki öğrenci, bıçaklanmış halde bulundu

    Mersin’de okulda vahşet: 13 yaşındaki öğrenci, bıçaklanmış halde bulundu

    Mersin’in merkez Toroslar ilçesinde 7’nci sınıf öğrencisi Fatmanisa Yürekli, okulun tuvaletinde darbedilerek ve bıçaklanarak öldürüldü.

    Olayla ilgili olarak Yürekli’nin sınıf arkadaşı E.D. gözaltına alındı.

    Olay öğleden sonra Okan Merzeci Mahallesi, Hüseyin Özer Merzeci Ortaokulu’nun zemin katındaki tuvalette meydana geldi.

    E.D., aynı sınıfta eğitim gören Fatmanisa Yürekli’yi iddiaa göre not yazarak okul tuvaletine çağırdı.

    RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

    E.D., burada önce arkadaşını hortumla darbetti, ardından da evden getirdiği bıçakla boğaz ve karın kısmından ağır yaraladı. E.D. kaçarken, diğer öğrenciler okul yönetimine bildirdi. İhbar üzerine okula polis ve sağlık ekibi sevk edildi.

    Ambulansla hastaneye kaldırılan Fatmanisa Yürekli, doktorların tüm çabasına karşın kurtarılamadı.

    1 ÖĞRENCİ GÖZALTINDA
    Öğrencinin 5 yerinden bıçaklandığı ve darp edildiği belirlendi. Olaydan sonra okula gelen polis ekipleri inceleme yaptı.

    Olay üzerine E.D. (12) adlı kız öğrenci gözaltına alındı. Polis merkezine götürülen öğrenci, sınavdan kötü not aldığı için Yürekli’nin kendisiyle alay ettiğini olayı da bu nedenle gerçekleştirdiğini söyledi. Polis, olayda kullanılan suç aleti bıçağı da muhafaza altına aldı.

  • Fazıl Say ve Ece Dağıstan boşandı! Adliyeye el ele geldik, el ele çıktık!

    Fazıl Say ve Ece Dağıstan boşandı! Adliyeye el ele geldik, el ele çıktık!

    Ünlü piyanist Fazıl Say, üç yıl önce nikâh masasına oturduğu eşi Ece Dağıstan ile boşandıklarını sosyal medya hesabından paylaştığı mesajla duyurdu.

    Dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say ve Ece Dağıstan 2019 yılında İtalya’nın Milano kentinde nikâh masasına oturmuştu. Say, bugün Dağıstan ile boşandıklarını açıkladı.

    Sosyal medya hesabından mahkeme çıkışı el ele çekilen fotoğraflarını paylaşan Say, altına şu notu düştü:

    “Çok üzgünüm, eşim Ece ile evliliğimizi bugün sonlandırdık.

    Beykoz Adliye binasına el ele girdik, el ele çıktık Ece ile.

    Hatıralarımızı, anılarımızı, tüm güzel hikayelerimizi , seslerimizi, en iyi şekilde anacağım her zaman.

    Sevgi, aşk, emek, bağlılık ve şefkat dolu 7 yıllık bir sevgililik.
    Ben biliyorum.
    Dostlarım biliyor.


    Zor ve kötü bir dünyada, iki insan ezilebiliyor yüklerin altında, çare bulamıyor tedavi etmeye, “bir ve iki birey arasında” bocalıyor,
    Bazen, dertlere yeniliyor,imkan olamıyor bir çıkışa, hem “her şeye”, hem de “hiç bir şeye” yol alan ömürlerimizde.

    İki insan da mutlu olsun, Ece mutlu olsun.
    Ece hep iyi olsun.
    Böyle daha iyi belki.

    Yeni bir “büyük” sayfa açılıyor “büyük dönem” başlıyor, şimdi, yalnız hayatımda, iyi bir güzergah çizerek, iyiye yol almak istediğim, kendi yaşamıma sahip çıkacağım, sağlığıma, müziğe ve her şeye.

    Dostlarımla, Hepimiz üzgünüz bugün.

    Sevgiyle, saygıyla.
    İçtenlikle.

    Fazıl
    30.11.2022
    İstanbul”

    AYRI EVLERDE YAŞIYORUZ!

    Üç yıl önce evlenen Fazıl Say ile Ece Dağıstan, yaptıkları açıklamayla dikkatleri üzerine çekmişti. Evlendikten sonra hiç birlikte yaşamadıklarını söyleyen çiftten Dağıstanlı “Biz sevgililiğe devam ediyoruz. Evlerimizi bile birleştirmedik. Ben Fazıl’a veya o bana, hâlâ sırt çantamızla gelip gidiyoruz” derken Say ise “Ayrı evlerde yeni aşıklar gibi yaşıyoruz. Herkesin kendi işi, çalışması, hayatının bireyselliği var” diye konuşmuştu.

  • Sahte doktorun bir oyunu daha ortaya çıktı! Pes dedirten olay

    Sahte doktorun bir oyunu daha ortaya çıktı! Pes dedirten olay

    Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesindeki devlet hastanesinde sahte doktor skandalında yeni detaylar ortaya çıktı.

    ‘Sahte doktor’, inandırıcı olmak için doğum gününde Çapa’dan gelmiş gibi adına çelenk yaptırmış.

    Tekirdağ’daki sahte doktor olayına ilişkin yeni detaylar gelmeye devam ediyor. Sahte doktor Ayşe Özkiraz, sahte doktor olarak çalıştığı hastanede kendini inandırıcı kılmak için her yolu denemiş. Türkiye gündemine oturan Çerkezköy Devlet Hastanesinin yönetimi sessizliğini korurken, sahte doktor Ayşe Özkiraz’ın 21. yaşını hastanenin poliklinik odasında bazı doktor ve hemşirelerle kutladığı da ortaya çıktı.

    20 Ekim’deki doğum gününde dikkat çeken detay ise kendisini Çapa Tıp Fakültesinden mezun olarak tanıtan sahte doktorun, bir internet sitesi üzerinden sipariş vererek Çerkezköy’deki bir çiçekçiden Çerkezköy Devlet Hastanesine gönderdiği, “Çapa’nın gururu, seni seviyoruz. İyi ki doğdun doktor” yazılı çelenk oldu. Sahte doktorun kendine “Sağlık dolu yıllara canım dostumuz. Seni çok seviyoruz. Doğum günün kutlu olsun. Doktorlar tayps” notuyla gönderdiği çiçek için kredi kartından 350 TL ödeme yaptığı öğrenildi.

    MASKESİ SOSYAL MEDYADA DÜŞTÜ

    Poliklinik odasında bazı doktorlar, hemşireler ve hastane çalışanlarıyla yaş pasta kesip 21’inci yaş gününü kutlayan, astsubay sevgilisine; İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde iddiaya göre hemşire ve personel olan S.U. ve F.G. isimli iki kişiden S.U.’yu beyin cerrahı, F.G.’yi ise göğüs cerrahı olarak tanıtan sahte doktorun yalanları bununla da bitmedi. 5 Eylül’de Beyaz Konak’ta yapacakları nişanı da sözde Ankara’daki öğretmen annesinin açık kalp ameliyatı gerekçesiyle iptal ettiren Ayşe Özkiraz’ın, astsubay sevgilisi T.K. ile ilişkisi devam ederken, instagram üzerinden tanıştığı V.C. isimli kişiyle de görüşmeye başladığı; iddiaya göre birkaç kez Çerkezköy’de görüştüğü V.C.’ye de kendisini asistan çocuk cerrahı olarak tanıttığı belirtildi. Ayşe Özkiraz’ı Çerkezköy’de değişik tarihlerde iki kez ziyaret eden V.C., yeni sevgilisi Ayşe’yi Çapa Tıp Fakültesindeki arkadaşlarına sorarak, onlardan bilgi edinmek istediği esnaftan, fakültede bu isimde bir öğrencinin olmadığını öğrenince, Ayşe’nin astsubay sevgilisi olan T.K.’ye mesaj atarak onun bir doktor olmadığını söyledi.

    Astsubay sevgilisinin durumu hastane yetkililerine bildirmesinin ardından 12 Kasım 2022’de kendisini hastaneye çağıran sekreter T.’nin, “Doktor bey seninle görüşmek istiyor” demesi üzerine yalanlarını burada noktalayan Madam Matruşka lakaplı Ayşem Özkiraz’ın adının da Ayşem değil Ayşe olduğu ortaya çıktı.

    ANNE GÖZYAŞLARI İLE ANLATTI
    İddiaya göre Ayşe Özkiraz’ın hastanede değişik tarihlerde gece de nöbete kaldığı bilgisini önceki akşam bir özel televizyon kanalında gözyaşlarıyla anlatan annesi Semra Arslan, “’Ben büyüyünce doktor olacağım’ derdi. ‘Anne sen çok çektin, ben seni kurtaracağım’ derdi. Böyle olmasaydı, söyleseydi, beni kurtarmasaydı. Bu kartları nasıl çıkarttı? Ben arıyorum, arkadaşları ile Çapa’da yemek yiyor. Tutuklandığı güne kadar bilmiyorduk. Kızım beni hastaneye götürdüğünde ‘doktor arkadaşımızın annesi’ diye bana ilgi gösteriliyordu. Doktor, ikinci sınıf öğrencisini nasıl ameliyata aldı? Hiç araştırmadı mı? Kim yardım ve yataklık ettiyse bulunmasını istiyorum” dedi.

    Kendisini Ayşem Özkiraz olarak tanıtan Ayşe Özkiraz’ın ticari taksi ile defalarca Cerrahpaşa’ya gidip geldiği, Çerkezköy’deki bazı taksicilere borç taktığı öğrenilirken, Ayşe’nin bir taksicinin eşini de annesine kendisi gibi doktor olarak tanıttığı öğrenildi. Çerkezköy Devlet Hastanesindeki sahte doktor olayının ayrıntılarının Ayşe’nin telefon ve banka kayıtlarının incelenmesinin ardından ortaya çıkması bekleniyor.

    ÇELENKİ YAPAN ÇİÇEKÇİ KONUŞTU

    Çiçekçiden 350 TL’lik harcama sonrası açığa çıkan gelişmede, çiçek dükkanı sahibi Onur Demirbağ, konuyla ilgili, “20 Ekim günü online web sitemizden Doktor Ayşem adına bir sipariş oluşturuldu. Üzerine de ‘Çapa’nın gururu, doktor Ayşem’ diye not düşüldü. Biz siparişi hazırladıktan sonra Çerkezköy Devlet Hastanesi Çocuk Polikliniği’ne teslimatımızı yaptık. Sahte doktor olayını duyunca şok olduk. İlk defa böyle bir olayla karşılaştık. İnşallah bundan sonra da karşılaşmayız. Not olarak çiçeğe ‘Yeni işiniz hayırlı olsun, doğum günün kutlu olsun, doktorlar’ yazıldı. 350 TL’lik ödeme yapıldı kredi kartından” dedi.

  • İstanbul’da bebeği kucağında yürürken başından vurulan Suriyeli annenin katili 17 yaşındaki kardeşi çıktı.

    İstanbul’da bebeği kucağında yürürken başından vurulan Suriyeli annenin katili 17 yaşındaki kardeşi çıktı.

    Kadın, eşinden şiddet gördüğü için Suriye’den Türkiye’ye kaçtı. Ailesi, “Töre” adı altında öldürme kararı aldı. Abla katili Suriyeli aranıyor.

    İstanbul Sultangazi’de bebeğiyle birlikte yürürken başından vurularak öldürülen yabancı uyruklu kadının katili, kardeşi çıktı.

    SORGU SÜRÜYOR

    Yaşanan olayın ardından kadın, baba ve kardeşlerin de aralarında olduğu 9 kişi gözaltına alındı. Şahısların sorgusu sürüyor.

    Emniyet güçleri silah kullanan şüpheliyi yakalamak iin operasyonlarını sürdürüyor.

    KUCAĞINDA BEBEK VARKEN VURULDU

    Sultançiftliği, Ordu Caddesi’nde cumartesi günü akşam saatlerinde meydana gelen olayda, kucağında bebekle yolda yürüyen H. H. uğradığı silahlı saldırıya uğramıştı.

    HASTANEYE KALDIRILDI

    H. H. ambulansla sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılmış, ancak yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetmişti.

    Saldırgan olay yerinden yaya olarak kaçarken, polis geniş çaplı soruşturma başlatılmıştı. Cinayet Büro Amirliği ekipleri olayla ilgili 9 kişiyi gözaltına almıştı.

    SORUŞTURMA SONRASI ORTAYA ÇIKAN GERÇEKLER

    Soruşturma sonucu öldürülen H. H’nin Suriye’de yaptığı evlilikte yaşadıkları yüzünden kaçtığı, İstanbul’da başka biri ile yaşamaya başladığı öğrenildi.

    H. H.’nin ailesinin bu ilişkiye karşı çıktığı ve onu geri dönmesi için tehdit ettiği belirlendi.

    H. H’nin bu tehditler yüzünden yüzünü tamamen kapatarak dışarda dolaştığı öğrenildi.

    KARDEŞİ TAKİP ETMİŞ

    Soruşturma sonucunda H. H’nin kardeşi tarafından takip edilerek öldürüldüğü tespit edildi.

    Cinayet işleyen 17 yaşındaki kardeş A.H.’nin halen firarda olduğu ve yakalanması için çalışmaların devam ettiği öğrenildi.

    İŞTE O GÖRÜNTÜLER

  • Bir Müddet Sabredeceğiz

    Bir Müddet Sabredeceğiz

    Uzun yazıları okumayı pek sevmediğinizi biliyorum ancak bu yazıyı okumanızı yürekten diliyorum.??
    EMANET
    Kapıdan içeri girdi.
    Kendisini karşılayan sekretere;
    Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi.
    Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: ‘Nazif Bey mi?’dedi.
    ‘Evet, Nazif Bey!’ diye cevap alınca,
    hüzünlü bir ses tonuyla ‘Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl oldu.’ dedi.


    Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine. ‘Ya, öyle mi…?’ diyebildi sadece.
    Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne damladı. Kendisini toparlayıp ‘Onun adına görüşebileceğim bir yakını var mı acaba?’ diye sordu.
    ‘Evet var, oğlu Selim Bey….’.
    Titrek bir sesle ‘Öyleyse Selim Beyle görüşebilir miyim?’ dedi.
    Görevli hanım, insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye,
    ‘Selim Bey oldukça meşgul bir insan, randevusuz görüşmek pek mümkün olmuyor; ama ben yine de kendisine bir haber vereyim”
    ‘ Dedi ve telefona yöneldi.. Sonra ‘Kim diyelim efendim?’ diye sordu.
    ‘Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım.’ cevabı üzerine sekreter dahili telefonu çevirdi.
    Daha sonra, ‘Selim Bey sizinle görüşmeyi kabul etti, lütfen beni takip edin.’ dedi.
    Beraber merdivenden çıktılar. İnce bir zevkle döşenmiş geniş bir salondan geçip büyük bir kapının önünde durdular, sekreter kapıyı açarak, ‘Buyurun!’ dedi.
    O da içeri girdi. Kendisini ayakta bekleyen gence doğru hızlı adımlarla yürüdü, elini uzatarak,
    ‘Merhaba, ben Prof. Dr. Mehmet Baydemir.’ dedi.
    ‘Bendeniz de Selim Cebeci… Lütfen buyurun, oturun.’ dedi, genç iş adamı.
    Mehmet Bey, kendisine gösterilen yere oturur oturmaz:
    ‘Yirmi üç yıl, tam yirmi üç yıl… Vaktiyle bana burs verip okumama vesile olan insanın elini öpmek için bu ânı bekledim.’ dedi ve dudakları titredi, gözleri doldu.
    ‘Ama o büyük insanın elini öpmek nasip değilmiş, bunun için ne kadar üzgünüm anlatamam.’
    Yaşarmış gözlerini kuruladıktan sonra Selim Beye döndü: ‘Fakat en azından o büyük insanın oğlunun elini sıkmaktan da bahtiyarım.’ Misafirin bu sözleri üzerine Selim Bey yerinden
    fırladı, kulaklarına inanamıyordu. Kelimelerinin her biri birer hayret nidâsı gibi dizildi cümlelerine:


    ‘Mehmet Baydemir demiştiniz değil mi, Tosyalı Mehmet Baydemir mi?’ Profesör, delikanlının bu heyecanlı haline bir anlam veremeyerek başıyla ‘Evet’ dedi. Bunun üzerine Selim Beyin
    gözleri sevinçle parladı.
    ‘Babamla sizi uzun yıllar aradık; ama bulamadık.’ dedi.
    Profesörün yanına gelerek iki eliyle elini tuttu, candan bir dost gibi sıktı ve ‘Sizi karşıma Allah çıkardı.’ dedi.
    Bu sözler profesörü çok şaşırtmıştı
    ‘Uzun yıllar beni mi aradınız? Peki ama neden?’ dedi.
    Selim Bey gülen gözlerle profesöre bakarak
    ‘Bizdeki emanetinizi vermek için…’ deyince, profesörün şaşkınlığı iyiden iyiye arttı.
    ‘Emanet mi?’ dedi.
    Selim Bey cevap vermeden yerine geçip telefonu çevirdi. Karşısındakine
    ‘Gelebilir misiniz?’ deyip telefonu kapattı.
    Mehmet Bey, Şaşkın gözlerle Selim Beye bakarken kapı çalındı, odaya iyi giyimli bir bey girdi.
    Selim Bey ona yanına gelmesini işaret etti, sonra kulağına bir şeyler fısıldadı. Gelen kişi bir şey söylemeden geldiği kapıya yöneldi. O çıkarken Selim Bey, misafiriyle tatlı bir sohbete başladı.
    Sohbetleri koyulaştıkça, çehrelerindeki şaşkınlık, yerini birbirlerine Hasret kırk yıllık ahbapların yeniden buluşmalarındaki sevinç, samimiyet ve güvene bırakmıştı. Mehmet Bey yurt dışındaki tahsilinden, araştırmalarından ve yirmi üç yıl boyunca her yıl büyüyen memleket hasretinden bahsetti. Sonra Nazif Beyin duvardaki portresini göstererek,


    ‘Bu günlerimi şu büyük insana borçluyum.’ dedi. ‘Bana yalnızca maddî destek vermedi, mânen de beni hiç yalnız bırakmadı. Yurt dışında tahsil görürken yanlışa her yeltendiğimde hayalen yanımda hazır oldu. ‘Sana bunun için burs vermedim.’
    Diyerek bana istikamet verdi. Ona her namazımda dua ediyorum.’ dedi ve gözlerini Nazif Beyin duvardaki fotografına mıhladı. Sonra gözleri portrenin altındaki ilk anda mânâ veremediği diğer tabloya kaydı.
    Son derece şık bir çerçevenin içinde, bazı yerleri yamalı ve tamir görmüş oldukça eski bir çift çorap duruyordu.
    Biraz daha dikkatli baktığında çerçevede bazı cümlelerin de sıralandığını fark etti:
    ‘Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra…’
    Selim Bey, kendisine bir soru sorduğu için başını ona çevirdi; fakat aklı tabloda kalmıştı.
    Selim Beye cevap verirken tabloya bir daha baktı. İkinci cümle de birinci cümle gibi üç nokta ile bitiyordu:
    ‘Bir müddet sabredeceğiz, sonra…’
    İyice meraklanmıştı. Bu ilk görüşmeleri olmasaydı, yanına gidip Tabloyu iyice inceleyecekti; fakat bu uygun düşmez, düşüncesiyle Yalnızca sohbet arasında göz ucuyla merakını gidermeye çalışıyordu.
    Ancak her seferinde biraz daha artan bir merakın içinde kalıyordu. Üçüncü cümlede:
    ‘Bir müddet yürüyeceğiz, sonra…’
    diye yazıyor ve altta böyle birkaç cümle daha sıralanıyordu.
    Artık aklı hep tablodaydı. Sonunda dayanamayıp,
    ‘Selim Bey merakımı mazur görün. Şu tabloya bir mânâ veremedim.’ dedi.
    Selim Bey kendisine has bir gülüş ile misafirine baktı, derin bir nefes alarak
    ‘Malumunuz, babam varlıklı bir insandı. Oldukça iyi bir hayatımız vardı. Sonra ne olduysa her şeyimizi kaybettik.


    O zenginlikten geriye hiçbir şey kalmadı. Köşkümüzdeki hizmetçiler de gitti. Yemekleri artık annem yapıyordu. Hatırlıyorum da bir sabah, kahvaltıya sadece zeytin koyabilmişti. O zengin kahvaltılarımıza bedel, yalnızca zeytin…
    Şaşkınlık içinde, ‘Başka bir şey yok mu?’ diye sormuştum. Bu soru karşısında annemin hüngür hüngür ağlayışı gözümün önünden hiç gitmiyor. Annemin ağlayışı karşısında babam: ‘Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra…’ dedi ve durdu, güçlü bakışlarını üzerimizde gezdirdi,’Alışacağız.’dedi.
    Ve iştahla bir zeytin alıp ağzına attı. Birkaç gün sonra haciz memurları gelip köşkümüzü de elimizden aldılar. Kenar bir mahallede küçük, eski bir eve taşındık. Doğru dürüst bir eşyamız da kalmamıştı.
    Annem bezgin bir sesle:
    ‘Bu evde hiçbir şey yok! Burada nasıl yaşayacağız.’ Diye haykırdı. Bunun üzerine babam:
    ‘Bir müddet sabredeceğiz, sonra alışacağız.’ dedi
    Gittiğim özel okuldan ayrılmış, bir devlet okuluna yazılmıştım. Sabahleyin okula servisle gitmeyi umarken, babam elimden tuttu, ‘Bu ilk günün, okula beraber gideceğiz.’ dedi. Yürümeye başladık.
    Okul oldukça uzak gelmişti bana, yorulup geride kaldığımı hatırlıyorum. Babam kim bilir hangi düşüncelere dalmıştı. Geride kaldığımı fark etmemişti. Biraz sonra fark edince bana döndü. İsyan dolu bakışlarımı yüzünde gezdirdim. Bir an bana ızdırapla baktıktan sonra, yanıma geldi. Bir şey söylemesine fırsat vermeden, kızgın aynı zamanda nazlı bir tavırla,
    ‘Yoruldum.’ dedim.
    Babam oldukça sakin bir şekilde: ‘Bir müddet yürüyeceğiz, sonra alışacağız.’ dedi.
    Babam her sabah erkenden çıkıyor, geç saatlerde ancak dönüyordu. Döndüğünde ise küçük odaya çekiliyor, bazen saatlerce orada kalıyordu. Çoğu zaman buradan gözyaşları içerisinde çıktığını görüyordum.
    Bir gün, merakıma yenilip babamın küçük odasına girdim. Yerde bir seccade, seccadenin üzerinde de bir tespih vardı.


    Duvarda ise Arapça bir ibarenin altında şu yazı vardı:
    ‘Allah borcunu ödeme niyetinde olanın kefilidir.’
    Babamın dediği gibi oldu, zor da olsa zamanla alıştık. Bu hal birkaç yıl sürdü.
    Bir gün babam eve çok farklı bir yüz ifadesiyle geldi.
    Ağlamaklı bir yüz ifadesi vardı. Her birimize bir paket getirmişti. Köşkten ayrıldığımız günden beri ilk defa paketlerle eve geliyordu. Bizi bir araya topladı.
    ‘Bugün, benim için ne mânâya geliyor biliyormusunuz?’ dedi, kelimeleri boğazına düğümlendi, gözlerine yaşlar hücum etti. Sözlerini kesmek zorunda kaldı. Her birimize hediyelerimizi teker teker verdi ve bizi ayrı ayrı kucaklayıp yanaklarımızdan öptü, kendisi de bir koltuğa oturdu. Cebinden gazeteye sarılı bir şey çıkardı. O sırada da ağlıyordu. Hepimiz şaşkınlık içinde babama bakıyorduk.
    Gazeteyi açtı, içinden bir çift yeni çorap çıkardı.
    Bu gözyaşlarıyla, bir çift çorabın alâkasını kurmaya çalışırken babam, beklemediğimiz bir şey yaptı.
    Çorabı burnuna götürdü, kokladı, kokladı. Arkasından hıçkırarak ağlamaya başladı.
    Hepimiz şok olmuştuk, tek kelime bile söylemeden bekledik. Babam nihayet kendisini topladı ve ‘Bir zaman önce, büyük bir borcun altına girmiştim. Borcumu ödeme niyetiyle yeniden çalışmaya başladığım zaman kendi kendime ‘bütün kazancım, borçlarımı ödeyinceye kadar alacaklılarımın hakkıdır. Onların hakkını vermeden ayağıma bir çorap almak bile bana haram olsun.’ demiştim. Bugün ise, Allah’ın yardımıyla, borcumu bitirdim. Artık kimseye tek kuruş borcum kalmadı.’ dedi. Sonra gözyaşları içinde ayağındaki çorapları çıkarıp yeni çoraplarını giydi. Ben de o eski çorapları hem aziz bir baba yadigârı, hem de bir ibret sembolü olarak sakladım. Bu çoraplar her gün bana: ‘Paralarını ödeyinceye kadar bütün kazancım alacaklılarının hakkıdır.’ diyor’.
    Selim Beyin bakışları bilinmez âlemlere dalarken o, nemlenen gözlerini kuruladı, sonra dönüp duvardaki siyah-beyaz fotografa hayran hayran baktı.
    ‘Babanız sandığımdan da büyükmüş Selim Bey. Ben olsaydım öyle müreffeh bir hayattan sonra anlattığınız gibi bir darlıkta, herhalde çıldırırdım.


    ‘Selim Beye döndü ve
    ‘Siz ne yapardınız?’ diye sordu.
    Selim Bey kendisine has tebessümü ile:
    ‘Bir müddet zeytin yerdim, sonra…’ dedi ve gülümsedi.
    O sırada kapı çalındı, biraz önceki beyefendi elinde bir Kutuyla içeriye girdi. Kutuyu elim Beyin masasına bırakıp çıktı. Selim Bey yerinden kalkıp kutuyu alarak Mehmet Beye uzattı.
    ‘Buyurun, yıllarca size vermek istediğimiz emanetiniz.’ dedi. Mehmet Bey bilinmez duygular içerisinde kutuyu açtı. İçinden kadife bir kese çıktı. Keseyi açıp içini kutuya boşalttığında merakı iyiden iyiye arttı.
    Keseden birkaç tane cumhuriyet altını ile bir not çıkmıştı. Mehmet Bey hassasiyetle katlanmış kâğıdı açıp okumaya başladı.
    Sevgili Mehmet Bey oğlum,
    Bazen istediğimizi yaparız, çoğu zaman da mecbur olduğumuzu…
    Tahsil hayatınız boyunca size burs vermeyi taahhüt etmiştim. Ancak eğitiminizin son altı ayında size burs verme imkânını bulamadım.
    Bir müddet sonra imkânlarıma yeniden kavuştum; lâkin bu sefer de size ulaşamadım. Dolayısıyla size borçlandım ve borçlu kaldım. Eğer böyle bir borcu gözyaşı ve ızdırapla ödemek mümkün olsaydı,ben bu borcu fazlasıyla ödemiş olurdum. Zira sevgili oğlum, bu altı aylık zaman diliminde bursunu verememenin ızdırabıyla kaç gece ağladım.
    Her neyse, bursunuzu tarihlerindeki değeriyle altına çevirdim. Bu altınlar sizindir.
    Bunlar elinize ulaştığında, borçlarımın tamamını ödemiş olacağım.
    Sevgilerimle, Nazif Cebeci.
    Mehmet Bey neye uğradığını şaşırmıştı.
    Bu büyük insanın yüceliği karşısında bir çocuk gibi yalnızca ağlıyor, ağlıyordu. Selim Bey de bir hayli duygulanmıştı. Onun da yanaklarından yaşlar süzülüyordu.
    Bir ara yaşlı gözlerle babasının siyah-beyaz portresine baktı.
    Kendisine yıllarca hüzünle bakan gözleri, bu sefer sevinçle bakıyor gibiydi.
    Peki ya siz olsanız ne yapardınız?
    Bir müddet zeytinle idare edebilir miydiniz?

  • Büyü bozma vaadiyle dolandırıcılık

    Büyü bozma vaadiyle dolandırıcılık

    Burak Ö., eşiyle problemler yaşayan Nilüfer Ş.’ye, ‘tanıdığı nefesi kuvvetli bir hocanın büyü varsa bozabileceğini’ söyleyerek yaklaşık 100 bin TL kredi çektirtip paraları kendi hesabına aktardı.

    Burak Ö. hakkında 27 yıla kadar hapis talebiyle dava açıldı.

    Ankara’da yaşayan Nilüfer Ş. (43) eşiyle bazı sorunlar yaşıyordu. Bir komşusunun evinde, Burak Ö. (28) ile tanıştı. Kadın, eşiyle ilgili problemlerini anlatınca, Burak Ö., ‘tanıdığı bir hoca olduğunu, evliliğini kurtarabileceğini, hocanın Büyü varsa bozabileceğini, nefesinin kuvvetli olduğunu’ iddia ederek yardım teklifinde bulundu. Burak Ö. hocaya verilmek üzere de kadından 15 bin TL istedi. Nilüfer Ş. bu kadar parası olmadığını söylemesi üzerine Burak Ö. Kredi çekme önerisinde bulundu. İnternet bankacılığı kullanmayı bilmeyen kadının, telefonuna özel bir bankanın mobil uygulamasını indiren Burak Ö., 24 Ekim 2021 tarihinde kredi çekti, çekilen parayı da bir arkadaşının adına kayıtlı olan ancak kendisinin kullandığı hesabına aktardı. Mağdur kadının hesap bilgilerini ve şifrelerini ele geçiren Burak Ö. çeşitli tarihlerde yaklaşık 100 bin TL kredi ve nakit avans çekerek hesabına aktardı.

    ‘SİRKELİ SUYLA BANYO YAP’

    Bir süre sonra dolandırıldığını anlayan Nilüfer Ş., savcılığa suç duyurusunda bulundu. Müşteki kadın ifadesinde, “Bu arada bana hocadan talimat olarak çeşitli duaları okumamı, ertesi gün evi sirkeli suyla silmemi ve sirkeli suyla banyo yapmamı bunları hocanın söylediğini söylüyordu, ben hoca dediği kişiyle hiç konuşmadım. Sadece Burak bize bu şekilde bahsetti” dedi. Yapılan soruşturmanın ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ‘dini inanç ve duyguların istismarı suretiyle dolandırıcılık’, ‘bilişim sistemine hukuka aykırı müdahale suretiyle haksız çıkar sağlama’ suçlarından 27 yıla kadar hapis talebiyle Burak Ö. hakkında Ankara 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açtı.

    ‘KREDİLERİ ÖDEYEMEDİK’

    Sanık Burak Ö. de savunmasında, yengesinin evinde müşteki ile tanıştıklarını anlatarak, “‘Burak senin şu hocayla beni bir görüştür’, dedi. Hoca benden Para istedi. Ben kesinlikle Nilüfer teyzeyi kandırarak kendime ya da bir başkasına çıkar sağlamadım.

    Dosyayı öğrendikten sonra müşteki avukatı ile görüştüm. ‘Zararımızı karşılarsan şikâyetten vazgeçeriz’ deyince elimde olan 40 bin TL’yi avukatın hesabına gönderdim” dedi.

    Davanın ilk duruşması 10 Kasım’da görüldü. Sanık duruşmaya katılmazken, müşteki Nilüfer Ş. ve eşi katıldı. Kadının eşi Özgür Ş. beyanında “Kredileri ödeyemedik, banka haciz işlemi başlattı” diye konuştu.