Yazar: admin

  • Eda Ece ‘Sayenizde spora başladım’ dedi, muhabirlere sitem etti: Annem gibi sürekli evlilik soruyorsunuz!

    Eda Ece ‘Sayenizde spora başladım’ dedi, muhabirlere sitem etti: Annem gibi sürekli evlilik soruyorsunuz!

    Sevgilisiyle çıktığı Marmaris tatilinde çekilen fotoğraflarının ardından spora başlayan Eda Ece, Etiler’de karşılaştığı muhabirlere takıldı: “Çekiyoruz deyin, havalı poz vereyim. Sizin yüzünüzden spora başladım.”

     

    EDA Ece basketbolcu sevgilisi Buğrahan Tuncer’le çıktığı Marmaris tatilinde mayosuyla deniz keyfi yaparken görüntülenmiş, fotoğraflarının gazetelerde yer almasının ardından spora başladığını ise sosyal medyada esprili bir notla duyurmuştu:

    “Spora uyandım. İnsanlar değişebiliyor. Zaten Mars, Koç. Sevmesem de başarabilirim. Gazetedeki antiloba inanma.”

    Tatil sonrası İstanbul’a dönen ünlü oyuncu, önceki gün Etiler’de görüntülendi. Ece, fotoğraflarını çeken muhabirlere gülerek sitem etti: “Beni dağlardan niye çekiyorsunuz kardeşim? ‘Eda çekiyoruz’ deyin, ben de havalı bir poz vereyim. Sizin yüzünüzden spora başladım. Benim niye havalı bir fotoğrafım olmasın?”

    ANNEM GİBİ SÜREKLİ EVLİLİK SORUYORSUNUZ

    BUĞRAHAN Tuncer’le aşk yaşayan Eda Ece, evlilik sorularına esprili bir yanıt verdi:

    “Annem gibi sürekli evlilik soruyorsunuz. Annem gibisiniz valla! Evlilik için bile vakit lazım. Bu işler kısmet. Ne ara gaza gelirsek o ara evleniriz. O da yoğun, ben de yoğunum.”

    Dizi setlerinde gelinlik giydiğini söyleyen oyuncu, “Dizilerde dokuz kere evlendim. Çocuğum bile oldu. Her duyguyu tattım” dedi. Ece, rol aldığı diziler sayesinde artık yurtdışında da tanındığını anlattı:

    “Bu sene sık sık yurtdışına çıktım. Ünüm yurtdışına kadar ulaşmış. Diziyi takip edenler repliklerimle karşıma çıkıyor. Bu beni çok sevindirdi.”

     

    Eda Ece muhabirlere sosyal medyadan da seslendi:
    “Dağlardan Nat Geo antilopları çeker gibi beni çekmenize gerek yok, ben zaten insan gibi pozumu veriyorum.”
    Savaş ÖZBEY yazdı: Antilop değil adeta zürafa

    Eda Ece mayolu fotoğraflarını beğenmeyip soluğu spor salonunda almış. Bazen birkaç sene önceki Murat Boz örneğinde olduğu gibi erkeklere de yapılıyor ama çoğunlukla kadınlar üzerinde estirilen bir terör bu.
    Tam da yoğun bir çalışma döneminden çıktıktan sonra daha bakımına vakit ayıramadan, 3-5 gün dinlenip yorgunluk atmak için çıktıkları tatillerde yakalanıyorlar bu objektif avına.
    Spora başlamasına neden olduysa sonunda hayırlı bir şeye vesile olmuş bu terör ama sevgili Eda Hanım lütfen bunu sağlığınız, afiyetiniz için yapınız.
    Yoksa siz Balık etli halinizle de son derece alımlı ve güzelsiniz.
    Halinizi antiloba benzetmişsiniz, haşa. Ne demiş atalarımız: Bir gram et bin ayıp örter.
    Bir bildikleri var; ki antilop falan değil bir zürafayı akla getiriyorsunuz. Gerisi lafügüzaf.

  • İlhan İrem’in vasiyetini eşi Hansu İrem açıkladı

    İlhan İrem’in vasiyetini eşi Hansu İrem açıkladı

    Türk Pop Müziği’nin efsane ismi İlhan İrem 67 yaşında tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

    2016’da böbrek yetmezliği teşhisi konan ve zaman zaman diyalize bağlanan İlhan İrem, son 6 aydır hastanede tedavi görüyordu. Eşi Hansu İrem, sanatçının üç vasiyeti olduğunu açıkladı.

    ‘Anlasana’, ‘Sürgün Gibi Masallarda’ ve ‘Olanlar Olmuş’ adlı unutulmaz eserlerin de aralarında olduğu çok sayıda şarkıya imza atan müzisyen ve şarkı sözü yazarı İlhan İrem, 67 yaşında İstanbul Maslak’taki bir hastanede hayatını kaybetti.

    Sanatçı, bir süredir böbrek yetmezliği nedeniyle tedavi görüyordu.

    Eşinin üç vasiyeti olduğunu söyleyen Hansu İrem, “Tabutunun Türk bayrağına sarılmasını istemişti. Atatürk Kültür Merkezi’nde bir tören yapılmasını istiyordu. Bir diğer vasiyeti de Aşiyan Mezarlığı’nda toprağa verilmekti” dedi.

    Usta sanatçı yarın 12.00’de Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenecek törenin ardından Aşiyan Mezarlığı’nda defnedilecek.
    RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

    “HER ŞEY BAMBAŞKA OLABİLİRDİ”

    İlhan İrem, SÖZCÜ’den Gökmen Ulu’ya 2017 yılında verdiği röportajda şunları söylemişti:

    “Her şey bambaşka ve pırıl pırıl olabilirdi. Hayatımız, sanatımız, ilişkilerimiz, sokaklarımız, doğamız, sahillerimiz, eğitim sistemimiz, siyasetimiz maalesef giderek bir batağa saplandı. Oysa yüz yıl önce geleceğin ufkuna bir gökkuşağı çizilmişti. Gerilemeyi ilerleme diye topluma zerk eden zihniyet, türlü karalamalarla gerçekleri ekseninden kaydırarak, kendi ufukları kadar bir gelecek çizmeye başladı. Güzellikler karartıldığı için insanlar yetinmeyi öğrendi. O yüzden bazı istisnalar dışında, artık bütün kavramlar sahtedir. Bu kıyamet ortamında mucizevi bir şekilde yetişen aydınlık fikirli insanlar ve onların çağdaş eserleri, çölde açan çiçekler gibi…”

    İrem’in vefat haberinin duyulmasıyla sosyal medyada binlerce paylaşım yapıldı.

    Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy: Müziğimizin unutulmaz seslerinden İlhan İrem’in vefat haberini üzüntüyle öğrendim. Kıymetli sanatçımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum. Sanat camiamızın başı sağ olsun.”

    İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu: Sanatçı İlhan İrem’in vefat haberine çok üzüldüm. Tarzı ve besteleriyle hepimizin zihninde, anılarında çok güzel bir yer bıraktı. Sanatçımıza Allah’tan rahmet; yakınları, ailesi ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum.

    Fuat Güner: Çok üzdün beni be İlhancım, en son telefonla konuştuğumuzda “hasret gidereceğiz gelince mutlaka ararım Fuatcım’ demiştin, oldu mu şimdi canım kardeşim, sözler anlamsızlaştı, müzik sustu, bir ışık daha söndü içimde. Kimseyi kırmadan, yolunu şaşırmadan, doğruyu, güzeli, sevgiyi aramaktan bıkmadan, ayrılıp gittin aramızdan. Nurlar içinde uyu koca yürek, öksüz kaldık yine güzelliğe. Sevgili eşine, ailene ve seni delicesine seven hayranlarına sabır diliyorum.

    Nazan Öncel: Ah! Nasıl üzgünüm; bu sarsıcı acı haberle dağıldım. Parmağımı bir suya daldırsam da zamanı geri almak mümkün olabilse keşke. Işık ve sevgiyle İlhanım; yerin asla dolmayacak, şarkılarınla teselli bulmaya çalışacağız. Başımız sağ olsun.

    Ali Kocatepe: İlhan’cım yüreklerimizde ışıklar içindesin. Sen boyut değiştirdin, şarkıların zaten ölümsüz. Bir daha sana sarılamamak sohbet edememek var ya; işte o çok zor geliyor bana. Bu fotoğraf 1974’te çekildi. Antalya’ya ‘Koş’ şarkımı hep birlikte seslendirmiştik. İlhan İrem sol başta. Funda, Ertan Anapa, Esmeray, Gökben, Ali Kocatepe ve Seyyal Taner. İlhan, Ertan ve Esmeray’la buluştu mu acaba!

    Nilgün Belgün: İlhan İrem. Ah ah nasıl üzüldüm anlatamam İlhan İrem’i kaybetmemize. Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Gençlik günlerimin dostu… Geriye fotoğraflar, anılar kalıyor…

    Nilüfer: Sen de mi gittin bırakıp bizi? Ne çok anımız var ne çok şarkılar söyledik birlikte. Çok erkendi, çok üzgünüm.

    Nükhet Duru: Canım arkadaşım, gençlik arkadaşım, gençliğim hatta… Üzüntümü anlatmaya yetmiyor kelimelerim… Çok sevdiği bir dostu kaybettiğinde, sonsuz bir yalnızlık hissi içinde buluyor insan kendini. Hemen anılara sığınmaya çalışıyorsun, ruhunu oradan sağaltmak istiyorsun ama olmuyor, telaşla geçen yıllar içinde ayrı düşülen hayatların pişmanlığı beliriyor içinde, ‘ah niye son 3-4 senede daha çok görüşmedik’, ‘en son mayısta mı konuşmuştuk’ falan, böyle şeyler geçerken zihninden sen korkunç ve çaresiz bir özlemle kalakalıyorsun. İlhan, canım, arkadaşım, seni çok seviyorum, huzurla uyu biz müziğinle sevinir, üzülür, duygulanır ve avunurken… Ölümsüzlük zaten bu değilse nedir?

    Hamdi Alkan: Çok çok üzgünüm İlhan İrem aramızdan ayrıldı. Hayatıma kattığın güzellikler için sonsuz teşekkürler İlhan İrem. Işıklar içinde uyu.

    Filiz Akın: Haberlerde gördüm, genç sayılacak bir yaşta, 67 yaşındaki İlhan İrem’i kaybetmişiz. En sevdiğim şarkısıyla , sevgi ve müzikle anıyorum bir zamanların efsane şarkıcısını… ‘Nereden bileceksin ayrılığın acısını. Sen hiç sensiz kalmadın ki.’
    Ne güzel sözlerdir şimdi onun yokluğundaki hüznü anlatan. Elveda İlhan Erem kimse ayrılığı bu kadar şiirsel kılmamıştı…

    Ata Demirer: Şarkıların bizimle… Allah rahmet eylesin gerçek sanatçı İlhan İrem.

    Zafer Algöz: Kıymetli sanatçı İlhan İrem’i kaybetmişiz. Kendi alanında müziğinden ve duruşundan hiç taviz vermeden veda etti bizlere. Allah rahmet eylesin.

    Demet Evgar: Çocukluk yıllarımdan beri plaklarıyla evimizin en sevilenlerinden. Türkçe dilinin, müziğin ustalarından. Bıraktığı onlarca eşsiz eserle bu ülkenin en kıymetlilerinden. Yolculuğu ışıl ışıl olsun…Tüm sevenlerine baş sağlığı dilerim.

  • Hem süper zekâ hem bay yetenek

    Hem süper zekâ hem bay yetenek

    2 yaşında okudu, 8’inde ilkokulu bitirdi, 14’ünde lise 3’e geçti.

    Piyano, keman ve gitar çalan Muhammed Hakan Nayiş’in yayınlanmayı bekleyen bir masal ve bir beste kitabı var, 50 de bilimsel makalesi…

    14 yaşındaki Muhammed Hakan Nayiş, zekâsı ve yetenekleriyle şaşırtıyor. 2 yaşında okuma yazma öğrendi, 5 yaşında yapılan IQ testinde zekâ seviyesinin deha düzeyinde olduğu anlaşıldı. Sınıfları hızla atlayarak 8 yaşında ilkokulu bitirdi. Akranları bu yıl LGS’ye girip lise hayatına başlamaya hazırlanırken o, 12 yaşında liseli oldu ve bu yıl 11’inci sınıfa geçti. Yani seneye liseyi bitirdiğinde sınıf arkadaşları 18 yaşındayken o daha 15’inde olacak.

    AKRANLARINI EĞİTİYOR

    Lise hayatı, yetenekli ve üstün öğrenciler için açılmış tek resmi okul olan Araştırma Geliştirme Eğitim ve Uygulama Merkezi Lisesi’ne (ARGEM) girme başarısı göstererek başladı. Kendi çabasıyla kodlama ve yazılım öğrenen küçük deha, bilgisayar ve matematik alanında birçok ödül kazandı. Henüz kendisi de çocuk yaşta ama akranlarına mentorlük yapıyor. Gitar, piyano, keman ve bağlama çalan Nayiş’in yayınlanmayı bekleyen 50 bilimsel makalesi, bir masal ve bir de beste kitabı var.

    14 yaşındaki Muhammed Hakan Nayiş’in yazdığı 2 kitap basıma hazırlanıyor.
    ‘GALİBA ZEKÂM GENETİK’

    Sosyolog Seda Nayiş ve Müzik öğretmeni Serkan Nayiş’in tek oğlu ve İzmir Atatürk Anadolu Lisesi öğrencisi olan Hakan, “Sahip olduğum zekânın genetik olduğuna inanıyorum” diyor. Türkiye’nin en genç Üniversite mezunu olmayı hedeflediğini söyleyen Nayiş, “Okulumda Advanced Placement (AP) yani İleri Düzey Yerleştirme Programı merkezi var. Buradan ders alabilmek için zor bir sınavı geçtim. AP’de aldığım üniversite derecesindeki dersler uluslararası üniversitelerin teklifine açık olmamı, aynı zamanda üniversiteye bu temel derslerden muaf olarak başlamamı sağlıyor. Bu sayede üniversite eğitimimi 1 buçuk 2 yıl erken bitirmeyi planlıyorum” diyor.

    HEDEFİ OXFORD VEYA HARVARD

    – 7-8 yaşlarında NASA’da çalışmaya odaklı olduğunu söyleyen genç dahinin hedefi dünyanın en iyi üniversiteleri: “Gelecekte yazılım, elektrik-elektronik, yapay zekâ alanlarında Harvard Üniversitesi, Oxford Üniversitesi, Stanford Üniversitesi, Massachusetts Teknoloji Enstitüsü; Türkiye içinde de Boğaziçi Üniversitesi’ni hedefliyorum.”

    IQ BELGELERİ GİZLİ TUTULUYOR

    Görüşüne başvurduğumuz bir Rehberlik ve Araştırma Merkezi yöneticisi, zekâ seviyesi tespit aşamaları sonrasında belirlenen üstün çocukların test sonuçları ve bilgilerinin, beyin göçünü önlemek amacıyla gizli tutulduğunu ve yazılı olarak velilerle bile paylaşılmadığını söyledi.

  • Esra Dermancıoğlu’ndan şaşırtan itiraf: ‘Tüm mal varlığım bitti’

    Esra Dermancıoğlu’ndan şaşırtan itiraf: ‘Tüm mal varlığım bitti’

    Oyuncu Esra Dermancıoğlu, önceki akşam bir erkek arkadaşı ile Arnavutköy’de görüntülendi.

    Yeni bir projeye başlayacağını söyleyen oyuncu Esra Dermancıoğlu, “Dijital platforma bir proje düşünmüyorum. Çünkü televizyonla arasında bir fark olduğunu düşünmüyorum” dedi.

    Oyuncu, “Tüm mal varlığınızı otelde kalarak bitirdiğiniz doğru mu?” sorusuna da şu yanıtı verdi: “Artık otelde kalmıyorum. Çünkü tüm mal varlığım bitti.” Oyuncu yanındaki erkek arkadaşı hakkında sessiz kaldı.

    PARAYLA ARAM KÖTÜ!
    Daha önce verdiği bir röportajda ‘parayla aram kötü’ diyen Dermancıoğlu şunları söylemişti:

    Parayla ilişkim çok kötü, tutamıyorum. Gördüğüm an harcıyorum, seyahate çok para harcıyorum. Bazen İstanbul’da otellerde kalıyorum. Oralara çok para harcıyorum, Çok iyi geliyor bana… İyi hissediyorum, otellerin kokusunu seviyorum. Alışverişe para harcamak boş iş… Asla harcamam, rahat rahat geziyorum.

  • Aşk orucunu bozdu! Afrodit Banu Alkan 64 yaşında evleniyor

    Aşk orucunu bozdu! Afrodit Banu Alkan 64 yaşında evleniyor

    Türk sinemasının “Afrodit” lakaplı oyuncusu Banu Alkan nişanlandı. Alkan gönlünü kaptırdığı iş adamı Kemal Yıldız ile aşklarının dolu dizgin devam ettiğini dile getirdi.

    Bir döneme güzelliği ile damga vuran ve “Afrodit” lakabını alan Banu Alkan, 64 yaşında aşka kapılarını açtı. Alkan, Hollandalı iş adamı Kemal Yıldız ile evliliğe ilk adımı attı.

    EVLİLİK TEKLİFİNE “EVET” DEDİ
    Kanal D’de yayınlanan Magazin D’nin haberine göre, Banu Alkan ve Kemal yıldız 3 ay önce gittikleri bir mekanda tanıştı. İddiaya göre Kemal Yıldız, Belçika tatilinde bir sürpriz yaparak Alkan’a evlenme teklifinde bulundu. Kemal Yıldız’la hayatının ikinci baharına merhaba diyen Alkan’ın, evleneceği için çok mutlu olduğu öğrenildi.

    RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

    Banu Alkan kimdir?
    1 Nisan 1958 yılında Hırvatistan’nın Dubrovnik kentinde dünyaya gelen Banu Alkan’ın aslı adı Remka Rebroyna’dır. Anlamı ise Yaban Gülü olarak bilinir. 1996 yılında Balıkesir ili Edremit ilçesine göç eden Rebroyna ailesi Türk vatandaşı olduktan sonra Alkan soyadını almışlardır.

    Türkiye’de yaşamaya başladıktan sonra Remka, ilk önce “Yaprak” daha sonra da “Banu” adını almıştır. Bir süre Balıkesir’de yaşayan Alkan ailesi İstanbul’un Kartal ilçesine taşınmışlardır. Çocukluğunun büyük bir bölümü Kartal’!da geçen Banu Alkan, Kartal Maltepe Lisesinin ikinci sınıfındayken eğitimine ara vermiş ve hayallerini süsleyen mankenlik için kurlara başlamıştır. Henüz 16 yaşındayken LCC kursuna giden Banu Alkan, hemen Aydan Adan-Füsun Özben’in kurduğu mankenlik ajansına kaydını yaptırmıştır.

    Bir çok reklam filminde oynayan Banu Alkan, 17 yaşına geldiğinde evli ve zengin işadamı Gürbüz Hanif ile birlikte olmaya başlamıştır. Yaklaşık 20 kadar süren bu ilişki ise Hanif’in kanser olduğunu öğrenmesi ve hemen ardında da hayatını kaybetmesiyle sona ermiştir.

    Banu Alkan 1989 yılında rol aldığı son filminden sonra uzun bir süre ortada görünmemişti.1998 yılında piyasaya tekrar dönen ve bu kez müzik yapmaya karar veren Banu Alkan, “Neremi” adını verdiği albüm çıkarmış ve bu şarkısıyla gündeme oturmuştur. 2001 yılında TV ekranlarında yayınlanan “Tuzu Kurular” ve 2005 yılında ekranlarda olan “Kızma Birader” adlı dizilerde rol alan ünlü oyuncu 1975 ile 1989 yılları arasında oynadığı tüm filmlerle adından sürekli söz ettirmiştir.

    Kemal Yıldız kimdir?
    Banu Alkan’ın evlenmeye karar verdiği Kemal Yıldız, gündemin en çok araştırılan ismi oldu. Hollanda’da yaşayan Türk iş insanı olarak biline Kemal Yıldız’ın kaç yaşında nereli olduğu ile ilgili henüz net bir bilgiye ulaşılmamıştır.

  • İlhan İrem kendisini rüyasında gören hayranıyla evlendi: Ben seni bulamam, sen beni bul!

    İlhan İrem kendisini rüyasında gören hayranıyla evlendi: Ben seni bulamam, sen beni bul!

    “Anneannemi çok severdim. Çok güzel sesi, masmavi gözleri vardı. Kucağına yatıp yıldızları seyrederdim. Kulağıma şarkılar söylerdi. Hiç bilmediğim şarkılar. Ona eşlik ederdim. ‘Sen farklısın, sen sanatçı olacaksın’ derdi hep.”

    KAÇ KUŞAĞIN HAFIZASINA KAZINDI
    İlhan İrem, Hürriyet gazetesine verdiği bir röportajda çocukluğuna dair hatırladığı anlardan birini böyle anlatmıştı. Gerçekten de anneannesi haklı çıktı ve İrem, ‘insanın ruhuna dokunan’ sesi ile hayat verdiği onlarca şarkısını bıraktı birkaç kuşağın hafızasında. Kim bilir kaç kişi tıpkı onun şarkısında söylediği gibi “Yemyeşil bir deniz senin gözlerin” dedi sevdiğine… Ya da kaç kişi ‘Hayır ben değilim, ben olamam yanındaki’ diye isyan etti. Ya da kaç kişi ‘Boş ver arkadaş’ diye kendini teselli edip, hayat yoluna devam etti. İşte o ses artık sustu, ama şarkıları sadece hafızalarda değil yüreklerde sonsuza kadar vardığını sürdürecek.

    RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

    SESİ O ZAMANDAN DİKKAT ÇEKTİ
    Erken denilecek yaşta sadece ailesini ve yakınlarını değil, şarkılarıyla çocukluğunda ve gençliğinde unutulmaz izler bıraktığı birkaç kuşak müzikseveri de yasa boğan İlhan İrem 1 Nisan 1955’te Bursa’da dünyaya gözlerini açtı. Müziğe olan ilgisi ise erkenden yani ortaokulun son yıllarında ortaya çıktı. 1969 yılında okul orkestrasının solisti oldu. Bir başka deyişle sesi daha o zamanlardan farkını göstermişti.

    ‘TOM SAWYER’IN MACERALARI ÇOCUKLUĞUMUN YANINDA SIKICI KALIRDI’
    İlhan İrem’in çocukluğuna dair hatırladıkları sadece anneannesinin güzel sesi değil. Yine Hürriyet’e verdiği bir röportajda çocukluğunu iki cümleyle “Olağanüstü bir düş, sonsuz bir özgürlük” olarak tanımlamıştı İrem. Sonra da sözlerini şöyle sürdürmüştü: ” Dünyanın en özgür, en mutlu çocukluk ve ilk gençliğini yaşadım. Daha ortaokul yıllarında ailemden ayrı bir çatı katında tek başına yaşıyordum. Asla okul kıyafetleri giymedim ve bu her dönemde sorun oldu. Okula gidip gitmemek, okul yerine sinemaya diskoya gitmek tamamen benim kararlarımla sürüyordu. Çocukluğumu iki cümle ile özetlersem; olağanüstü bir düş, sonsuz bir özgürlük. Dünyanın bütün zamanlarının en özgür çocuklarından biriydim diyebilirim. Tom Sawyer’ın maceraları benim çocukluğumun yanında çok sıkıcı kalır.”

    ‘AŞIKLARIN MEKTUPLARINI YAZAN ROMANTİK GÖRÜNÜMLÜ ELEBAŞI’
    İlhan İrem o röportajda eğitim yıllarını anlatırken kendisini “okul orkestrasıyla çaylarda müzik yapan, aşıkların mektuplarını yazan, sakin görünümlü ve romantik elebaşıydım” diye tanımlamıştı. Onun lise yıllarına dair bu anlattıkları da İrem’in nasıl farklı bir ortamda büyüdüğünü ve eğitim gördüğünü de gözler önüne seriyor: “Lise yıllarında evimizle okul karşı karşıya idi. Öğrenci zilinde uyanır, öğretmen zilinde evden çıkardım. Altımda blucin, saçlar uzunca, yaka paça bir tarafta! İlk dersler genelde geometri olurdu. Hocamız, okulun sahibi ve müdürü Namık Sözeri; “Otobüsü mü kaçırdın? Taksi tutsaydın” diye dalga geçerdi hep. Sonra, yanağındaki beni çekiştirip; “Öf be bilader, geldiğine sevinelim yeter, geç yerine” diye bağırırdı.

    İlhan İrem ve arkadaşları, 1970 yılında, uzun süre ülkenin en önemli gençlik etkinliklerinden biri olan Milliyet Gazetesi’nin düzenlediği liseler arası müzik yarışmasına katıldı. Meltemler adını verdikleri orkestra yarışmada birinciliği kazandı. Bu Meltemler için ilk adım oldu. Hemen o yıl yani 1970’den başlayarak üç yıl boyunca Bursa ve çevresindeki otellerde sahneye çıktılar. Anneannesinin İlhan İrem için öngördüğü gelecek böylece şekillenmeye başladı.

    ‘BAŞKALARININ AŞKLARI İÇİN YAZILMIŞ YABANCI ŞARKILARDAN SIKILDIM’
    İrem, bir röportajında grubuyla birlikte farklı bir tür müzik yaptıklarını ve bu yüzden İstanbul’dan turne için Bursa’ya giden birçok profesyonel müzisyenin kendisini yanlarında götürmek istediğini ama kendisinin bunu kabul etmediğini de anlatmıştı. “Henüz 16 yaşındaydım ve sevgilim Bursa’daydı! Sonra başkalarının aşkları için yazılmış yabancı şarkılardan sıkıldım. Kendi şiirlerimi ve bestelerimi yazmaya başladığım günlerde İstanbul’un yolunu tuttum.”

    İlhan İrem’in müzik dünyasında bulunduğu yere ulaşması çok da kolay olmadı. 1973’te Birleşsin Bütün Eller: Bazen Neşe Bazen Keder adlı 45’liği çıkardı. Ama bu ilk adım onun için biraz da hayal kırıklığı oldu. Çalışması beklediği ilgiyi görmedi. Hatta bu arada plak şirketi onun şarkılarının başka şarkıcılar tarafından seslendirilmesini istedi. Fakat İrem bu teklife sıcak bakmadı.

    LİSTE BAŞI ŞARKILAR YAPTI
    Ardından bir başka 45’lik, Yazık Oldu Yarınlara Haydi Sil Gözlerini geldi. İşte bu albüm ile bir anda dinleyicinin dikkatini çekti. Üçüncü 45’liği 1975 yılında geldi: Anlasana. Bu çalışmanın yankısı daha büyük oldu. 1976 yılında ilk uzun çaları İlhan İrem 1973- 1976’yı çıkardı,. Üzülme Dostum, Ayrılık Akşamı, Sensiz de Yaşanıyor, Bal Ağızlım adlı 45’likleri kelimenin tam anlamıyla müzik dünyasını sarstı, hepsi liste başı oldu.

    MÜZİKAL YOLCULUĞUNDA DÖNÜM NOKTASI
    1979 İlhan İrem’in müzikal yolculuğunda bir dönüm noktası oldu. O yıl çıkardığı Sevgiliye albümünde ilk kez kendi yazdığı şarkı sözlerine yer verdi. Bunun yanı sıra Nazım Hikmetin Hoşgeldin adlı şiirini de besteleyip seslendirdi albümde. Türk pop müziğine emek veren birçok sanatçı gibi İlhan İrem’in kariyerinde Eurovision Şarkı Yarışması’nın önemli bir yeri var. 1979’da yarışmanın Türkiye finaline katılmaya hak kazandı ama tam o sırada askere çağrıldı ve vatani görevini yapmak üzere orduya katıldı.

    İlhan İrem 1981 yılında askerliğini tamamladıktan sonra o dönemde bile üretkenliğini sürdürdüğünü gözler önüne seren Bezgin adlı albümünü yayınladı. Bundan tam iki yıl sonra da “rock senfonisi” olarak tanımladığı Pencere.. Köprü… Ve Ötesi adlı üçlemesi geldi.

    SESİYLE DEĞİLSE BİLE SÖZLERİYLE
    Her ne kadar Eurovision’a katılma hayalleri suya düşse de 1984 yılında Bulgaristan’da düzenlenen Altın Orfe yarışmasında Türkiye’yi temsil etti. Dereceye giremedi ama Gazeteciler Özel Ödülü’nü kazandı. İlhan İrem’in sözlerini yazdığı Halley adlı şarkı 1986 yılında Melih Kibar tarafından bestelendi. Bu şarkı Türkiye’ye Eurovision Şarkı Yarışması’nda temsil etti. O zamana kadar Türkiye’nin bu yarışmada elde ettiği en iyi dereceyi kazandı şarkı. İrem sesiyle değilse bile sözleriyle Eurovision’a katılmış oldu.

    KENDİSİNİ RÜYASINDA GÖREN HAYRANIYLA EVLENDİ
    İlhan İrem, her ne kadar gözlerden uzak sakin bir hayat sürdürse de üretkenliğini hayatının son dönemine kadar sürdürdü. Dünya görüşü hayat felsefesi de şarkıları kadar onu birçok meslektaşından ayıran bir özellik oldu. Bu durum eş seçimine bile yansıdı. Bir konserinde tanıştığı hayranı Hansu ile 1 Ekim 1991 tarihinde hayatını birleştirdi.

    İrem’in hayatının bu bölümü de oldukça ilginç aslında. Bakın İrem bu konuda neler söylemiş: “Hansu İrem ile tanışmamız göksel buluşmadır. Daha küçücük bir kız çocuğu iken beni rüyasında görmüş. İngiltere’deki gibi, yola merdivenle inilen, iki katlı taş evlerin olduğu bir sokakta, kolum pelerinli bir kızın omzunda uzaklaşırken, dönüp arkaya ona bakmışım ve “Ben seni bulamam, sen beni bul” demişim. Yıllarca yüreğinde büyütmüş sevgisini. Sonra yaşadıkları şehir olan Ankara’da verdiğim bir konser… Sarı saçları beline kadar uzanan dünyalar güzeli bir kız, çıkışta elime bir kitap tutuşturdu ve kalabalığın arasında yok oldu gitti… İçinde ne isim, ne adres… Sadece bir cümle yazılıydı: “Sözcüklerin büyütülmesinin bazen sessizlik olduğunu ve neşenin büyütülmesinin bazen gözyaşları…”

    ‘ELİMDE O KİTAP VARDI’
    İrem bu tanışmanın sonrasını da tıpkı dinleyenlerin içine işleyen şarkı sözleri ve yumuşacık sesi gibi anlatmıştı: O kısacık sürede hissettiğim duygu, çevremdeki herkesten çok farklı göründüğü idi. Yıldızlığı, popüler kültürü sorgulamaya başladığım seksenli yıllar… Kaçmak istediğim sessizliğin çağrısı gibiydi. Ankara Konseri uzun bir turnenin ilk durağıydı. 40 gün sonra Anadolu’dan İstanbul’a dönüşte bir Magazin gazetesine turneyi anlatan bir röportaj verdim. Elimde de o kitap; “Magnafantagna’nın Ölümü…”

    “Ankara konserinde bu kitabı bana veren kızla evleneceğim” dedim. Sonra İstanbul’un kara deliği beni yine içine çekti, her şeyi unuttum. Üç yıl sonra, bir başka Ankara konserinde tekrar gördüm onu. Daha önce saniyelerle gördüğüm halde hemen tanıdım. Konserden sonra asistanımı kalabalığın arasına göndererek kulise davet ettim. Sessiz, sakin, büyülüydü… “Nerelerdesin sen?” dedim. Hiç konuşmuyordu. Adını öğrendim ve telefonunu alabildim. Ertesi gün Gölbaşı’nda yürüdük. O röportajı görmüş ama o zamanlar iletişim imkanları kısıtlı olduğu için ulaşamamış. Bana rüyasını anlattı.

    İlhan İrem kendisini rüyasında gören hayranıyla evlendi: Ben seni bulamam, sen beni bul
    ÜÇ YAŞIN MASUMİYETİ, ÜÇ BİN YILIN BİLGELİĞİ
    İlhan İrem, “ışık yürekli insanlar için birlikte cennetimizi kuracağım insan Hansu İrem’di” diyerek eşine olan duygularını özetlemişti. 1 Ekim 1991’de İda dağlarında sadece ailelerinin katıldığı bir törenle hayatlarını birleştirdi çift. İrem’in hayatının en çok dikkat çeken yanlarından biri de müziğinin yanı sıra eşine duyduğu bu sevgiydi. İrem sık sık Instagram sayfasında da Hansu Hanım’a duyduğu sevgiyi ifade eden paylaşımlar yapıyordu. Aşkları da tıptı o paylaşımlardan birinde yazdığı gibi “üç yaşın masumiyeti, üç bin yılın bilgeliği” olarak tanımlamıştı İrem.

    İlhan İrem kendisini rüyasında gören hayranıyla evlendi: Ben seni bulamam, sen beni bul

    ‘DÜNYEVİ SORUMLULUKLARDAN KAÇTIK’
    İlhan İrem, eşi Hansu Hanım’la 1991’den bu yana mutlu bir evlilik sürdürmesine rağmen hiç çocuk sahibi olmadılar. Bunun nedenini de şöyle açıklamıştı İrem yine Hürriyet’e verdiği bir röportajda “Hürriyetimizin kısıtlanmasını istemedik. Yeni bir canın sorumluluklarını eksiksiz yerine getirmek için, nice ruhlarla buluşacak yüzlerce şarkıdan vazgeçmedim. Başka alemlerde yaşayıp yaratmanın keyfiyle dünyevi sorumluluklardan kaçtık diyebilirim.
    Fakat buna rağmen aslında çocukları sevdiğini de gizlemedi İlhan İrem. Hatta çocukların da kendisini sevdiğini şu sözlerle anlattı: ” Çocukları çok severim, çocuklar da beni çok sever. Çünkü ben onları çocuk olarak görmem, çocuk gibi davranmam. Onların ruhları dahi dünya halleriyle eğilip bükülmemiştir. Çocuklarla en ciddi konuları konuşsanız bile, olayları ele alış biçimleri, paylaşımları, hayal güçleri inanılmazdır. Ben İçimdeki çocuğu yaşatıyorum… Düşlerimi, hayallerimi, saf sevgilerimi öldürmedim. Belki de bu yüzden çocuklarla iyi anlaşıyoruz.”

  • Annesi ifadesinde her şeyi anlattı: Çöp evde bulunan Cem’in babası, oğlu olduğunu bilmiyor

    Annesi ifadesinde her şeyi anlattı: Çöp evde bulunan Cem’in babası, oğlu olduğunu bilmiyor

    Bursa’nın Nilüfer ilçesinde çöp evdeki kilitli odada baygın halde bulunan Cem Muhammet A.’nın (9) annesi Yasemin A.’nın (48) ifadesi ortaya çıktı.

    Yasemin A. 2013’te tanıştığı Muhammet isimli kişiden hamile kaldığını, oğlunun babasının, Cem’in doğumundan haberinin olmadığını söyledi.

    Bursa’nın Nilüfer ilçesi Görükle Sakarya Mahallesi’nde, 21 Temmuz’da boşaltılmak istenen çöp evdeki kilitli odada teyzesi Kamuran Pınar A. tarafından alıkonulan Cem Muhammet A., baygın halde bulundu. Kardeşinin oğlu Cem’e bebekliğinden beri annesinin baktığını, ölünce de kendi yanına aldığını söyleyen Kamuran Pınar A., gözaltına alındı.

    Cem Muhammet A., Antalya’da oturan annesi Yasemin A.’ya teslim edildi, Kamuran Pınar A. ise tutuklandı. Cem Muhammet, savcılık emriyle Antalya Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ekiplerince annesinin yanından alınarak, tedavisi için Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne götürüldü. Durumu her geçen gün iyiye giden Cem Muhammet’in tedavisinin sürdüğü bildirildi.

    RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

    ‘OĞLUM BANA ‘YASEMİN’, BEN ONA ‘CEM’ DERDİM’

    Çocuğunu alıkoyduğu ve kendisine göstermediği için kardeşinden şikayetçi olan Yasemin A. polisteki ifadesinde, Kamuran Pınar A.’nın oğluna kendisini annesi olarak tanıttığını söyledi. Yasemin A. ifadesinde, “Rahmetli annem, çocuğum ile annelik bağı kurmamam için ‘annem, oğlum’ diye birbirimize, hitap etmemizi yasaklamıştı. Oğlum bana ‘Yasemin’, ben ona ‘Cem’ diye hitap ederek telefonda konuşurduk. Annemin bu şekilde davranmasının sebebi ise kardeşim Kamuran Pınar A.’nın oğluma kendisini annesi olarak tanıtması. Benim yüz yüze görüşme taleplerimi hep reddettiler. Annemin bana çocuğumu göstermemesinin sebebinin, kardeşim Pınar A.’nın, Cem’i kendi çocuğu gibi sahiplenmesi olduğunu düşünüyorum” dedi.

    BABASI, OĞLU OLDUĞUNU BİLMİYOR

    Yasemin A. ifadesinde; eski eşinden şiddet gördüğü gerekçesiyle 2012 yılında boşandığını, 2013 yılı başlarında ise ‘Muhammet’ adlı bir kişiyle tanışıp, gönül ilişkisi yaşadıklarını belirterek, şöyle dedi:

    “Çocuk sahibi olmak istediğim için 2013 yılında Muhammet’ten, Cem Muhammet A. isimli çocuğum dünyaya geldi. Çocuğumun babası oğlumun doğumu için kararsızdı. Ben de bu süreçte kendisinden ayrıldım. Haberi olmaksızın çocuğum Cem Muhammet’i doğurdum. Çocuğumun bütün velayet hakları doğumdan beri benim üzerimedir.”

  • Önce birlikte boşanma dilekçesi verdiler, sonra iş yerine gidip bıçakladı

    Önce birlikte boşanma dilekçesi verdiler, sonra iş yerine gidip bıçakladı

    Karaman’da Uğur Y. (40) anlaşmalı boşanmak için birlikte adliyeye gidip dilekçe verdiği eşi Yıldız Y.’yi (37), daha sonra iş yerinin önüne gidip bıçakla yaraladı.

    Olay, sabah saatlerinde Cumhuriyet Mahallesi, Ereğli yolunda mobilya satışı yapılan iş yerinde meydana geldi. Uğur Y. ve eşi Yıldız Y., Karaman Adliyesi’ne gidip aile mahkemesine anlaşmalı boşanmak için müracaatta bulundu. Ardından Yıldız Y., çalıştığı iş yerine döndü.

    Uğur Y. bir süre sonra Yıldız Y.’nin iş yerine geldi. Burada çift arasında çıkan tartışma kavgaya dönüştü. Uğur Y., eşini kalçasından bıçakla yaraladı. Yıldız Y. kanlar içinde yere yığıldı, Uğur Y. de geldiği otomobiline binip uzaklaştı.

    İhbar üzerine adrese polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Yıldız Y., ambulansla Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Uğur Y. kısa sürede polis tarafından yakalandı.

  • Son dakika: Ünlü sanatçı İlhan İrem hayatını kaybetti

    Son dakika: Ünlü sanatçı İlhan İrem hayatını kaybetti

    İlhan İrem hayatını kaybetti.

    Türk pop müziğinin usta isimlerinden İlhan İrem (66) yaşında hayatını kaybetti. İrem, böbrek rahatsızlığı sebebiyle diyaliz tedavisi görüyordu. hurriyet’in ulaştığı eşi Hansu İrem, ünlü sanatçının hayatını kaybettiğini doğrulayarak ” Eşim melek oldu” dedi.

    Türk pop müziğinin usta isimlerinden İlhan İrem’in, geçtiğimiz şubat ayında böbrek rahatsızlığı sebebiyle ağırlaştığı, yoğun bakıma alındığı iddia edilmişti.

    Bu haberler üzerine sosyal medya hesabından bir fotoğraf paylaşan İrem altına, ‘tüm zamansızlıkları içinde sevginin…(27 Şubat 2022)’ notunu düşmüştü.

    Doğumu ve ailesi
    İlhan İrem 1955 yılında Bursa’da dünyaya geldi.

    Müzik kariyeri
    Ortaokulda solfej ve şan dersleri almaya başladı ancak müzik hayatına girmesi, 1969 yılında (14 yaşındayken) üst dönemler tarafından okul orkestrasına solist olarak seçilmesi ile oldu. 1970 yılında mensubu olduğu Meltemler Orkestrası, Milliyet Gazetesi’nin düzenlediği Liselerarası Müzik Yarışması’nda Marmara bölgesi birinciliği kazandı.

    [3] Bu dönemde İstanbul’daki pek çok profesyonel müzik grubundan teklif aldı ancak 1972 yılına kadar Bursa’da kalmayı tercih etti.[4] Aynı kadro ile 1972’ye kadar Bursa Çelik Palas Oteli’nde ve Uludağ diskolarında dans müziği şarkıcılığını sürdürdü.

    70’li yıllar
    İlhan İrem sanat hayatında 70’li yılları “romantik dönem” olarak adlandırır.[5] Bu dönemde single plaklar ve romantik hit parçalar üretmiş, 1973 yılında kendi imkânları ile Diskotür firmasına yaptığı ilk 45’liği Birleşsin Bütün Eller – Bazen Neşe Bazen Keder ile beklediği başarıyı yakalayamadı. Plak firmasının bestelerini başka sanatçılara söyletme isteğini geri çevirdikten sonra yapmış olduğu ikinci 45’liği “Yazık Oldu Yarınlara – Haydi Sil Gözlerini” genç sanatçıyı bir anda Türkiye’deki en popüler sarkıcılardan biri yaptı.[6] 1975 yılında yayınlanan üçüncü 45’liği “Anlasana” ile başarısını devam ettirdi.

    1976 yılında yayınladığı dördüncü 45’liği, tanrıyı sorguladığı “Kuklacı Amca” şarkısı nedeniyle gelen baskılar sonucunda plak şirketi tarafından piyasadan toplatıldı.[7] 1976 yılında ilk uzunçalar çalışması olan İlhan İrem 1973-1976 yayınlandı. “Havalar Nasıl”, “İşte Hayat”, “Son Selam”, “Ayrılık Akşamı”, “Sen Bilirsin”, “Bal Ağızlım” gibi her yaptığı 45’lik liste başı oldu.[8] 1973-1981 yılları arasında toplam 10 adet 45’liği yayınladı ve 1979 yılında yayınladığı senfonik yapıdaki Sevgiliye uzunçaları ile Esin Engin’in aranjörlüğünde ilk defa akademik bir çalışmayla müzik yaşamında yeni bir yola saptı. Sevgiliye albümünde ilk defa kendi yazdığı sözler dışında bir Nazım Hikmet şiiri olan “Hoşgeldin Kadınım”ı besteledi ve “Hoşgeldin” adı ile seslendirdi.

    80’li yıllar
    80’li yıllar pencere albümüyle başlayan popüler kültürden uzaklaşma sürecine denk gelir.[9] Bu dönemdeki eserlerinde toplumsal sorunlara karşı duyarlılığının arttığı gözlemlenir.[10] Yine İlhan İrem bu dönemde -kendi ifadesiyle- 12 Eylül 1980 Darbesi ve ardından gelen “Amerikan-Arap karışımı liberalizm” ile sanatsal ve insani değerlerin yok olma sürecinin başladığını iddia ederek ve buna tepki göstererek sahnelerden geri çekilmeye başladı.[11] Öncelikle yine kendi ifadesiyle “içtenliksiz, soluk, günü yaşayan ve anlamsız kalabalıklar olduğuna karar verdiği insanlardan” ve “ürettiklerinden çok şekillerle ilgilenen popüler kültürden” uzaklaştı.[12]” 87’ye kadar sürecek bir inziva için Tarabya’daki evine kapandı. Bu dönemde kendi tabiriyle “kendi içine, iç uzaylarına derin yolculuklar yapmayı” öğrendi.[13][14]

    Müziğe verdiği ara 70’li yıllardaki şarkılarındaki hüzün temasından huzur ve metafizik temalı şarkılara uzanan bir süreci başlattı. Bu süreçte bir rock senfoni yazdı. 1981 yılında askerliğinde yaptığı bestelerden oluşan “Bezgin”i yayınladıktan sonra, 1983 yılında yedi yıllık bir çalışmanın ürünü olan 150 dakikalık senfonik rock üçleme, Pencere (1983), Köprü (1985), Ve Ötesi (1987) üç ayrı albüm halinde sırayla yayınlandı. Kesintisiz bir müzikal yapıdan oluşan rock senfoninin ilk albümü olan Pencere yayınlandığı 1983 yılında Altın Plak ödülü aldı.[15] “Pencere”, İlhan İrem’in “Koridor” ve “Seni Seviyorum” albümleri ile birlikte pek çok kez “Bütün Zamanların En İyi Albümü” seçildi.[16]

    1984 yılında Türkiye’yi Bulgaristan’da düzenlenen Altın Orfe Yarışması’nda temsil etti.[17] Gazeteciler Özel Ödülü’nü kazandı.

    1985 yılında üçlemenin ikinci albümü “Köprü” ve İlhan İrem’in ilk kitabı “Pencere… Köprü… Ve Ötesi…” yayınlandı. Kitapta İlhan İrem’in Rock Senfonideki müzikal anlatımı kaleme aldığı öykü ve bu öykünün Nuri Kurtcebe tarafından görüntülenmiş çizgileri ile Burak Eldem, İzzet Eti ve Adnan Özer’in İlhan İrem Müziği üzerine kapsamlı bir araştırması yer aldı. Yine 1986 yılında sözlerini yazdığı “Halley” Melih Kibar tarafından bestelendi ve Türkiye’ye Eurovizyon Şarkı Yarışması’nda o yıla kadar alınan en iyi dereceyi getirdi.[19][20] 1987 yılında üçlemenin son bölümü olarak “Ve Ötesi” albümü ile “Uzaklarda Biri Var” (Denemeler) adlı ikinci kitabı yayınlandı. Sonraki Dünden Yarına, 1989 yılında ise Uçun Kuşlar Uçun albümleri yayınlandı. Kültür Bakanlığı “Blues For Molla” isimli şarkının albümden çıkartılması koşuluyla “Uçun Kuşlar Uçun” albümüne yayın izni verdi.[21]

    Humeyni’nin yazar Salman Rüşdi’ye verdiği ölüm fetvasını hicveden şarkı 29 Ekim 2008 tarihinde Cumhuriyetin 85. Yılında sanatçı tarafından günışığına çıkartılarak radyolara dağıtıldı,[22] 1990 yılında üçüncü kitap olan “Katastrof” (Şiirler) ve “Pencere.. Köprü… Ve Ötesi…” üçlemesi kapsamlı bir konsept olarak tek albüm halinde yayınlandı.

    1990-2005
    İlhan-ı Aşk albümüyle başlayan ve ardından gelen “Koridor” ve “Seni Seviyorum” albümleri ile devam eden süreçtir. Bu dönemde siyahlar giyinmeye başlayan[23] toplum ve sanat ortamında hissettiğini söylediği duyarsızlığa bir sessiz direniş olarak popüler kültürden tamamen çekildi ve 1992-2006 yılları arasında konserlerine ara verdi.[24] İlhan İrem’in “Işığa ve yeni boyutlara açılan koridor”[25][26] betimlemesi ile başlattığı fizikî kayboluş süreci, albüm çalışmalarını aralıksız sürdürdüğü, kitap ve yazın çalışmalarını yoğunlaştırdığı dönemdir.[27] Bu dönem sanatçının müziğinin felsefi boyutlara dönüşerek kalabalıklarla buluşma yıllarıdır.[28] Ayrıca bu dönemde İlhan İrem, 4 albümden oluşan çok kapsamlı bir “Best Of” serisi yayınlayarak tüm repertuvarını ulaşılabilir hâle getirmiştir.)

    1992 yılında İlhan-ı Aşk albümünü yayınladı. 1994 yılında yayınlanan Koridor ve Romans albümleri ile birlikte aynı yıl dördüncü kitap “Delirium” (denemeler) piyasaya çıktı, 1995 yılında Sevgililer Günü / The Best Of İlhan İrem 1, 1997 yılında Aşk İksiri & Cadı Ağacı / The Best Of İlhan İrem 2, 1998 yılında Hayat Öpücüğü / The Best Of İlhan İrem 3 albümü ve “Millenium / Sanalizasyon Fareleri, Yarasalar ve Diğerleri” (Denemeler) adlı beşinci kitap okuyucuya ulaştı. Yine 2000 yılında eski çalışmaları olan “Bezgin”, “Pencere… Köprü… Ve Ötesi…” albümleri, bazı bölümleri yeniden mix edilmiş ve yenilenmiş kayıtlarıyla “Bezginin Gizli Mektupları”, “Uçuk Mavi Pencere”, “Bulutlara Köprü”, “Düşler ve Ötesi” isimleriyle tekrar piyasaya çıktı.

    Yeni şarkılardan oluşan “Seni Seviyorum” 2001 yılında yayınlandı. Sanatçı 2003 senesinde “Bir Meleğe Aşık Oldum / The Best Of İlhan İrem 4”, 2004’te “Işık ve Sevgiyle 30 Yıl” albümlerini yayınladı.

    2006 sonrası
    Sanat hayatında “Cennet İlahileri” albümü ile başlayan süreçtir. İrem bu dönemi bir konserinin de[29] adı olan “yürek büyüsü” kavramıyla tanımlar.[30] Yeniden sahnelere döner ve nadir solo konserler verir. Bu dönemde hakkında çeşitli kitaplar (bkz.)[31] yayımlanır[32], müziği hakkında çeşitli araştırmalar[33][34][35][36] ve paneller yapıllır.[37] Ayrıca İlhan İrem’in siyasî yazıları bu dönemde yoğunlaşmıştır.

    İlhan İrem’in yeni şarkılardan oluşan “Cennet İlahileri” adlı albümü 2006 yılında yayınlandı. 2007 senesinde “Siyah Kuğunun Şarkısı” isimli altıncı kitabı “Senfonik Şiir” alt başlığıyla yayınlandı. 2008 yılında çocuklar için hazırladığı “Tozpembe / Progresif Çocuk Şarkıları” isimli bir albüm yayınladı. İlhan İrem, Türkiye’de son dönemde yaşananları kendi penceresinden kaleme aldığı “Güneş Ülkesinin Karanlık İnsanları” isimli yedinci kitabını 2014 yılında yayınladı.

    İlhan İrem, 17 Eylül 2013 tarihinde Akşam Gazetesi’nden Olcay Ünal Sert’e verdiği röportajda “Eserlerimi hiçbir zaman belli kalıplar içinde üretmem. Her biri canlıdır. Her birinin kendi içinde bir dinamiği vardır. Senfoni gibi gelirler. Ürettiğim anda tamamen trans halinde oluyorum.” demiştir.[38]

    Sanatçı günümüzde yeni albüm çalışmalarını sürdürmekte olup 2006 yılından beri İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde her yıl konser vermekte olup, 30 yıl aradan sonra doğum yeri Bursa’da 4 Haziran 2016 tarihinde konser vermiştir.[39]

    Eurovision Şarkı Yarışması
    İlhan İrem, 3 kez Eurovision Şarkı Yarışması Türkiye finallerine katıldı. “Bir Yıldız” [40] adlı bestesi 1979 Eurovision Türkiye finaline kaldı. Ama yarışamadan askere alındı. Finallerde yarışabilmesi için TSK’dan İlhan İrem’e özel izin verildiği halde, sanatçının bağlı bulunduğu plak şirketi bu süreçte “Bir Yıldız” adlı şarkının yer aldığı “Sevgiliye” albümünü yayınladığından, kurallar gereği diskalifiye oldu.[41][42] İlhan İrem, 1988’de “Yurtta Barış Dünyada Barış” [43][44] ve 1990’da “Komedi” [45] adlı besteleriyle iki kez daha Eurovision yarışmasına katıldı.

    İlhan İrem, Türkiye’yi 1986 yılında Norveç’te temsil eden “Klips ve Onlar” grubunun seslendirdiği Melih Kibar’ın bestesi “Halley” isimli şarkının söz yazarıdır.

  • İlk sözleri yürek sızlattı: ‘İlk kez iyi insanlar gördüm’

    İlk sözleri yürek sızlattı: ‘İlk kez iyi insanlar gördüm’

    Bursa’da teyzesi Kamuran Pınar tarafından 1 yıl boyunca çöp evin bir odasında tutulan ve o evden perişan halde çıkarılan 9 yaşındaki Cem’in hastanedeki ilk sözü, “İlk kez çok iyi insanlar gördüm” oldu.

    Bu cümle bana öylesine dokundu ki… Sadece 9 yıldır şu hayatta olan bir çocuğun ilk kez mutlu olması çocuğu aramayan devlet kurumlarından tutun, ‘Nerede bu çocuk?’ diye sorgulamayan komşularına kadar hepimize dert olsun! Cem ne kadar zamanda iyileşir? Süreç nasıl devam edecek? Onu eve kapatan teyzesi ‘hasta mı?’ yoksa ‘cani mi?’ Ceza alır mı? Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi öğretim üyesi, psikiyatrist Prof. Dr. Fatih Öncü ile değerlendirdik.

    RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN


    ÇÖP BİRİKTİRMEK BİR HASTALIKTIR

    9 yaşındaki Cem, teyzesinin çöp evinde bulundu. Anne Yasemin A.’nın Antalya’daki evi de ‘çöp ev’ çıktı. Bu çöp ev meselesi nedir? Bu bir hastalık mı?

    Halk arasında istifçilik-çöp biriktirmek olarak bilinen ‘Hoarding’ bir hastalıktır. Obsesif Kompülsif Bozukluğu (sıkıntı, takıntı, endişe veren düşünceler) denilen hastalığa da komşudur. Bu durumdaki hasta değerli olsun, olmasın herhangi bir eşyasını atamaz, ilişkisini kesemez, ‘Ya lazım olursa’ diyerek biriktirir, bu eşyalara bağlanma hisseder, güvenli ortam ihtiyacını bunlar üzerinden tatmin eder ve eşyaları elden çıkarma düşüncesi bile onu çileden çıkarır. Çöp biriktirme durumu demans, bunama hastaları, psikotik bozukluk yaşayanlar, kronik duygu durum bozukluğu yaşayanlar, alkol-madde bağımlıları, zekâ geriliği (yaygın gelişimsel bozukluk) yaşayanlarda da görülebilir.

    Hastalığın sebebi ne? Bu örnekte hem abla hem kardeş aynı durumda. Genetik mi?

    Birçok ruh sağlığı sorununun temelinde olduğu gibi bu hastalığın temelinde de genetik faktörler olabilir. Aile büyüklerinde buna benzer rahatsızlıklar bulunan kişilerin kendisi ve çocuklarında da bu ve benzeri hastalıkların görülme ihtimali yüksektir. Travmalar, erken çocukluk dönemlerinde maruz kalınan aile tutumları gibi birçok faktör bunun gibi ruhsal hastalıklara zemin hazırlar. Cem ve ailesi özelinde ise ‘Kesinlikle böyledir’ gibi bir hükme varmak yanlış olur. Çünkü bu hastalığın birden fazla; saydıklarımdan çok daha fazla, sebebi olabilir ve altından bambaşka bir hikâye de çıkabilir.

    Tedavisi var mı?

    Tedavisi var ama genelde hastalar geç başvururlar. Bu hastalık ergenlik döneminde başlayıp yıllar içinde hızla ilerler. Hastaların bir kısmı bunun bir sorun olduğunu bilecek içgörüye sahip olabilir ve tedaviyi kabul edebilir ama bir kısmı bunu sorun olarak addetmediği için tedaviyi reddedecektir.

    NÜFUSUN YÜZDE ÜÇÜ İSTİFÇİ

    Türkiye ve dünyada bu hastalığın görülme sıklığı ne?

    Bu hastalığın görülme sıklığı hem Türkiye hem dünyada küçümsenmeyecek bir oranda. Türkiye’de nüfusun yüzde 3’ü dünya genelinde ise yüzde 2-6’sı arasında seyrediyor. Tabii bunların ağır, orta, hafif diye dereceleri var. Önemli olan tanı koyabilmek ve kişiye uygun tedavi imkânı sağlamak.

    BURNUNUZA ‘KÖTÜ KOKULAR’ GELİYORSA BEKLEMEYİN

    Teyze ‘kirayı ödemediği için’ o kapı kırıldı. O ana kadar yapacak hiçbir şey yok muydu?

    Kişilerin kendi istekleri dışında tedaviye zorlanmaları ancak belirli koşullarda mümkündür. Biriken çöplerin halk ve kişinin kendi sağlığını tehdit edecek boyuta gelmesi durumunda beklemeden sosyal hizmetler, belediyeler ya da sağlık kurumlarına başvurmak gerekiyor. Eğer bunlardan sonuç alınamamış ise sulh hukuk mahkemelerine; kişinin kendi ve çevresi için zararlı bir ortamda yaşadığı belirtilerek, başvurulabilir. Bu noktada kişi tedaviye ‘zorlanabilir’. Bu hastalığa sahip kişiye sevgi ve şefkat gösterilmesi elbette önemlidir ancak sadece sevgi ve şefkat ile iyileşeceğini düşünmek yanlıştır. ‘Bu ruhsal bir hastalıktır.’

    ANNE VE TEYZE CEZA ALACAK MI

    Eğer bu bir hastalık ise teyze ceza alır mı?

    Etik olarak bu konuda net konuşmam doğru olmaz ama genel olarak böyle durumlarda; ihmal olduğu ve çocuk bedensel-ruhsal zarar gördüğü için muhakkak bir yargılama söz konusu olur. Bu yargılama sırasında mahkemece kişide ruhsal hastalık olduğu şüphesi oluşursa psikiyatri kliniğine gönderilerek, rapor istenir. Varsa hangi hastalığı var, teşhisin ağırlığı-ciddiyeti ne, hastalığın işlenen suça yönelik cezai yükümlülüğü var mı yok mu? 3-4 haftalık klinik gözlem ile bunlara bakılır ve hazırlanan rapor adli makamlara gönderilir. Ciddi ruhsal bir hastalık saptanması halinde kişi ceza almaz, tedavi altına alınır. Kısmi etkili bir rahatsızlık varsa indirimli ceza verilir ama yine koruma ve tedavi alır. Eğer hasta değilse de ceza yükümlülüğü tamdır.

    Tüm bu süreçlerde çocuğun anneye verilme olasılığı var mı?

    Çocuğun üstün yararı düşünülür. Sosyal hizmetler bu gibi durumlarda çocuk ve anne özelinde çok kapsamlı sosyal inceleme raporları düzenler. Bu raporlar doğrultusunda çocuk sosyal hizmetlerde mi yoksa annede mi kalacak karar verilir. ‘Madem senin çocuğun, al!’ gibi bir durum olmaz.

    İlk sözleri yürek sızlattı: ‘İlk kez iyi insanlar gördüm’

    YARALARINI SARMAK KOLAY OLMAYACAK

    Cem 9 yaşında ve 17 kilo, yaşıtlarının yarısı kadar. Bedenen iyileşme belki yakın zamanda görülecektir ama ‘İlk kez iyi insanlar gördüm’ diyen bir çocuğun ruhsal iyileşmesi nasıl olur?

    Ruhsal iyileşme için maalesef bir süre vermek çok zor. Bedensel ve ruhsal bir örselenme, ihmal söz konusu. Bir odaya uzun süre kapatılmak, hijyen ve gıdadan uzak olmak… Bunlar önemli travmalar. İlgili birimler çocuğun etkilenme boyutuna göre bir tedavi programı çıkarmışlardır zaten. Takip altında tutulacaktır. Ancak yaralarının sarılması kolay olmayacaktır, muhakkak zaman alacaktır.

  • İzmir’de hasta-hemşire aşkında mutlu son

    İzmir’de hasta-hemşire aşkında mutlu son

    Hatay’dan İzmir’e tedavi olmak için geldi, aşık olup nikah masasına oturdu…

    Hatay’dan İzmir’e tedavi olmak için gelen öğretmen Erkan Kara ile hastanede kendisiyle ilgilenen hemşire Kardelen Yargıcı, birbirlerine aşık olup nikah masasına oturdular.


    Hatay’ın merkez ilçesi Antakya’dan İzmir’e tedavi için gelen özel çocuklar eğitim öğretmeni Erkan Kara, hastanede kendisiyle ilgilenen hemşire Kardelen Yargıcı’ya bir görüşte aşık oldu. Tedavi olduğu dönemde İzmir’e tayini çıkan ve ailesini de İzmir’e taşıyan Erkan Kara ile Kardelen Yargıcı, her iki ailenin de rıza göstermesinin ardından mutlu sona ulaştı.

    Üç gün süren düğünle dünya evine girdiklerini ifade eden Kardelen Yargıcı, “Evliliği hiç düşünmüyordum. Aklımda yoktu. Tesadüfler yaşam çizgisini oluşturdu. Erkan, tedavisi için hastanemize geldi. Görevli olduğum kata hasta olarak yatırıldı. Ben de tedavisiyle ilgilenen hemşireydim. Evliliği hiç düşünmüyordum, fakat kader bizi evliliğe götürdü. Çok mutluyum” dedi.


    Ruh ikizini İzmir’de bulduğunu ifade eden Erkan Kara ise “Hatay’dan İzmir’e tedavi için geleceksin, burada hayat arkadaşını bulacaksın’ deseler inanmazdım. Fakat gerçekten ruh ikizimi İzmir’de buldum. Çok mutluyum ve bir o kadar da şanslıyım. Kardelen hemşireyi evliliğe ikna ettim” diye konuştu.
    İzmir’de gerçekleşen kına gecesinin ardından nikahları kıyılan genç çiftin düğünleri ise Hatay’da yapıldı. Kara çifti, balayı için Antalya’yı seçti. (İHA)

  • 2 Aylık Evli Müge Anlı’dan Bebek Mi Geliyor? İşte 48 Yaşındaki Müge’den Şüpheli Hamilelik Hamlesi! Bakın Ne Yaptı?

    2 Aylık Evli Müge Anlı’dan Bebek Mi Geliyor? İşte 48 Yaşındaki Müge’den Şüpheli Hamilelik Hamlesi! Bakın Ne Yaptı?

    2 ay önce İstanbul Asayiş Şube Müdürü Şinasi Yüzbaşıoğlu’yla birleştiren sunucu Müge Anlı’dan hamleler gelmeye devam ediyor.

    Soyadını Yüzbaşıoğlu olarak değişen Anlı, daha sonra eşiyle beraber ortak hesap açtı. Hamilelik iddialarının da ortaya atıldığı Anlı’ya ilişkin şoke eden bir hareket geldi. Bakın Müge Anlı Instagram hesabından ne yaptı?

    Kendi sunduğu programda evleneceğini duyuran Müge Anlı, 25 Haziran tarihinde İstanbul Asayiş Şube Müdürü Şinasi Yüzbaşıoğlu’yla nikah masasına oturmuştu. Düğün aile ve yakın dostları arasında yapılırken, düğüne dair bir paylaşım yapılmadı. Gözler ikilinin paylaşım yapıp yapmayacağına odaklanırken, Müge Anlı tarafından şaşırtan bir hamle geldi. Hakkında hamilelik dedikoduları çıkan Anlı bakın sosyal medya hesabından ne yaptı? Müge Anlı hamile mi? İşte detaylar

    RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN ÜZERİNE TIKLAYIN

    YENİ SEZONA EVLİ BİR KADIN OLARAK GİRECEK
    25 Haziran’da İstanbul Asayiş Şube Müdürü Şinasi Yüzbaşıoğlu’yla dünya evine giren Müge Anlı, düğününe dair paylaşım yapmadı. Anlı ve Yüzbaşıoğlu’nun düğününe sadece yakın dostları ve ailesi katıldı. Yeni sezona evli gireceği haberini verdikten sonra herkesi şaşırtan Anlı, müjdeli haberi verir vermez evlendi.

    SOYADINI DEĞİŞTİREN MÜGE ANLI’DAN HAMİLELİK HAMLESİ
    Evlendikten sonra eşiyle paylaşım yapmayan Anlı, önce soyadını Yüzbaşıoğlu olarak değiştirdi daha sonra eşi adına çıkan sahte Instagram hesaplarından dolayı ortak hesap açtı. Tüm bunlar yaşanırken, Anlı’ya ilişkin evlenmeden öncede hamlelik iddiaları ortalıkta konuşuluyordu. Müge Anlı hamile mi? soruları çok fazla aratılırken, Anlı’dan kafaları karıştıran bir hamle geldi.

    BİR BEBEK SAYFASINI TAKİBE ALDI
    Anlı, hakkında çıkan hamilelik iddialarına henüz bir açıklama yapmazken, kişisel Instagram hesabından herkesi şüphelendirecek bir hamle yaptı. Lidya Müge Anlı adına ilk eşinden bir kızı olan Anlı’nın 2. eşinden hamile olduğu iddia edilirken, Anlı’dan şaşırtan bir hamle geldi. Herkesi takip etmeyen Anlı, bir anne- bebek sayfasını takibe aldı. Anlı’nın bu hareketi sonrası hamilelik iddiaları tekrardan gündeme geldi. Bakın Instagram hesabından hangi sayfayı takibe aldı?