Yazar: nihals2

  • Yaşlanmanın Organlar Üzerindeki Etkileri

    Yaşlanmanın Organlar Üzerindeki Etkileri

    Yaşlanmanın Vücut Üzerindeki Etkileri

    Kalp– 55 yaşından sonra kalp dakikada 72 vurumluk normal ritminden daha yavaş atmaya baş­lar ve vurumları daha da düzensizleşebilir. Kan ba­sıncı normaldeki 120/80 değerinin üzerine çıkar ge­nellikle. Bu da ana atardamarların çaplarının geniş­lemesine yol açabilir. Bununla birlikte daha küçük atardamarlar daralabilir ve kalsifiye olmuş yağ çö­küntüleri yüzünden duvarları kalınlaşabilir: Bu da kan pıhtılarının oluşmasına yol açar. 60 yaşından sonra kalp hastalığı ana ölüm nedenidir. Kalp has­talığı riskindeki bu artışın nedeni yalnızca kan akı­mını bozan, kan damarlarındaki daralma değil, ay nı zamanda sigara, aşırı yeme, fazla tuz alma, alış tırmalar yapmama ve bir ölçüde gerilimdir.

    Böbrekler ve cinsiyet organları: Yaşlanmayla bir­likte işlevsel böbrek hücrelerinin sayısı azalır ve böb­reklerin çalışma düzeni bozulur. Böbrekler aynı za­manda öbür organlardaki yaşlanmadan da etkilenir­ler, örneğin eğer böbreğe gelen kan damarları ‘arte-rioskleroz’dan etkilenmişlerse böbrek dokusunun bes­lenmesi bozulacak ve bunun sonucunda da yaşlana­caktır.

    Pelvis tabanındaki kasların zayıflama^. ,uim sarkmasma ve idrar tutamamaya yol açabilir. Gerek menopoz sırasında, gerekse sonrasında vajina salgı­sında belirgin bir azalma olur ve vajina duvarları gi­derek incelir, belki de atrofiye uğrar.

    Beyin ve sinir sistemi: Yaşam boyunca beyindeki sinir hücreleri ölürler ve yerlerine yenileri konmadı­ğından beyin yaşlandıkça hafifler. Beyin ağırlığı, sağlam sinir hücrelerinin sayısının kabaca ölçülmesinden oluşur. 20 yaşındaki bir beyin ortalama 1250 gram, 80 yaşmdaki ise ortalama 1125 gram gelir. Bö­lünen ya da zedelenen sinirlerin onarım gücü aza­lır; iç fizyolojik işlevlerimizi denetleyen özerk sinir sisteminin tepki zamanı ve sinirlerden elektrik uya­rılarının geçiş hızı yavaşlama eğilimi gösterir.

    Gözler ve kulaklar: Yaşlandıkça göz merceği da­ha opaklaşır ve esnekliği azalır. Merceğin hareketle­rini denetleyen silier kaslardaki değişiklikle birlikte bu değişiklikler gözün eskiden olduğu kadar verimli bir biçimde uyum sağlamasını engeller ve bu da gör­me keskinliğinde azalmaya yol açar. Gözbebeğinin çapı küçülür ve göze giren ışık miktarı kısıtlanmış olur böylece. İrisin rengi solar; kornea kalınlaşır ve saydamlığı azalır. Aynı zamanda göz yaşlandıkça göz içi basıncında da bir artma eğilimi vardır.

    Çoğu erişkin yaşlandıkça belli bir işitme yitimi­ne uğrar, ama bu yitim aşamalıdır ve yitimin dere­cesi kişiden kişiye değişir. Başlangıçta işitme yitimi yüksek tonlarda alçak tonlara göre daha fazladır ve giderek çok yüksek” tonlar hiç duyulmaz olabilir. Sert­leşen kulak kiri de yaşlı kadınlar için bir sorun ola­bilir.

    Sindirim: Yaşamın ilerki dönemlerinde birçok sin­dirim yakınması ortaya çıkmakla birlikte, bunların nedeninin sindirim sistemindeki herhangi bir bozuk­luktan çok psikolojik olma olasılığı yüksektir. Örne­ğin yalnız bir kadın, yalnızca kendisi için yemek yap­mak istemeyebilir. Koku ve tad duygularındaki azal­ma sonucu gelişen uyarı eksikliği, tükrük ve sindi­rim salgılarının salgılanmasında azalmaya neden ola­bilir.

    Metabolizma:   Yaşlanmayla birlikte,   yarı yarıya tiroid işlevlerindeki azalmaya, yarı yarıya da beslen­me gereksinmesi olan toplam hücre sayısındaki dü­şüşe bağlı olarak metabolizma düşer.
    Vücut artık ısı değişikliklerine eskiden olduğu kadar verimli bir biçimde yanıt veremez – ne yeterin­ce terleyebilir, ne de doğru dürüst titreyebilir. Vücu­dun ısıyı düzenleyememesi ve bununla birlikte so­ğuğun farkına da giderek daha az varması ciddi bir hipotermi riskine yol açar yaşlılarda sık rastlanan ve vücut ısısının tehlikeli sayılabilecek denli düştüğü bir durumdur. Kişi çoğu kez ne olduğunu kavrayamaz ve kısa zamanda kendinden geçer.
    Vücut sodyum, potasyum ve kalsiyum gibi mine­rallerin dolaşımını yeterince sağlayamaz ve bu da hücre yapısında, vücudun normal işlevleriyle bağdaş­mayan bir durum yaratır.

    Kalp hastalığının erkekler için ana ölüm nedenlerinden biri olduğunu biliyorum; bu kadınlar için de böyle midir?
    Kalp hastalığı menopoz öncesi kadınlarda pek yaygın değildir (Büyük olasılıkla hormonların etkisi nedeniyle). Bununla birlikte menopozdan sonra er­keklerle eşit sıklığa ulaşır.

  • Kadın Yaşamının Çağları Genç Kalmak

    Kadın Yaşamının Çağları Genç Kalmak

    GENÇ KALMAK
    Tanıdığınız insanlara bir bakmanız bile hiçbiri­nin belirli bir yaşta aynı görünmediğini, davranmadı­ğını ya da aynı biçimde davranmadığını görmenize yeter  kaç yaşında olurlarsa olsunlar, hissettikleri kadar gençtirler. Takvim yaşımız ancak kaç yıldır yaşadığımızı gösterebilir; daha önemli olanı, gerçek ya­şımızın ne olduğuna bakmaksızın vücudumuzun or­tamlar ve sorunlarla ne denli başa çıkabileceğini yan­sıtan işlevsel yaşımızdır.

    Buna karşm kimi kadınlar elliden sonrasını me­zara yönelen bir iniş olarak görürler; gençlik, güzel­lik ve canlılıklarını yitirdikleri bir dönem. Göreme­dikleri, yaşlanmaya karşı olumlu bir tutum içinde olabildikleri sürece yaşlılık ve moral çöküntüsünün bir arada olması gerekmediğidir. Yaşlanmaya neyin neden olduğunu tam olarak bilemesek de sağlıklı ve üretken bir yaşlılığın nasıl sağlanabileceğini biliyo­ruz: Kendine değer verme ve saygı, genç kalmanın en önemli yapıtaşlarından biridir ve iyi bir diyetle düzenli alıştırmalar da iki bütünleyici etkendir.

    Hiçbir zaman aklınızdan çıkartmayın ki yaşamm ilerideki yılları kendi başarı biçimlerini de getirecek­lerdir. Çocuklar evden gittikten ve evle ilgili temel sorunlar azalmaya başladıktan sonra kadınlar sonun­da toplumsal yaşama girebilirler ve birçok alanda eğitim görmeye başlayabilirler. Yüksek toplumsal statüye sahip işler için uygun hale gelirler – hukuk ve hükümet işleri gibi, bu işlere orta yaşlardan önce uy­gun olunduğu çok seyrektir. Gerçekten de insanların otorite, saygmhk ve benimsenmişlikleri orta yaşlarda en üst noktaya çıkar. Ve ilerleyen yaşların getirdiği avantajlar yalnız meslek yaşamı için geçerli değildir. Orta yaşın deneyim ve akılcılığı çoğu kez günlük ya­şamm olağan gereklerinin daha kolay yerine getiril­mesini sağlar. Araba kullanmak gibi fiziksel etkin­likler bile deneyimle değişir ve birçok kadın orta ya­şa vardığında ‘psikolojik yerini’ bulmuştur. Bu da de­mektir ki kendi yaşam biçimlerinin gereklerine uyum sağlamışlar, bunları rahat ve mutlu bir biçimde sür-dürülebildikleri düzgün bir rutine indirgemişlerdir.

    Kadınların cinsel doruklarına kırklarına dek ula­şamadıkları söylenir sık sık. Bu da fiziksel açıdan değişik bir şeyler yaşadıkları için değil, duygusal açı­dan yeni şeyler yaşadıklanndandır. Birçok kadın kır­kından sonra kazanılan özgüven ve kendini tanıma­nın birçok başka alanda olduğu gibi cinsellikte de kendini açıklayabilmeyi, belirtebilmeyi sağladığını farkeder.

  • Cilt Bakımı ve Cildi Tanıma

    Cilt Bakımı ve Cildi Tanıma

    CİLDİ TANIMA
    Cilt, vucudumuzun en geniş organıdır. Bir zırh gibi koruyucu ve su emici özelliklerinin dışında, sinir uçlarının duyarlığı sayesinde, bize dokunma ve hissetme konusunda da bilgi verir. Küçük yağ bezleri deriyi sağlıklı ve esnek tutmak için nem üretirler. Bu nem de zararlı etkilere karşı bir koruyucudur. Yazı dizimizde bu sayımızdan başlayarak vucudun en önemli özelliği olan nemi nasıl koruyacağınızı sizlere anlatacağız. Böylece daha sağlıklı bir cilde kavuşmuş olacaksınız.
    Bu yazımızı okuyarak zamanla çevreden, gerekli özeni göstermemekten ve bilinçsiz bakımdan olumsuz etkilenen cildinizin yeniden canlanmasını sağlayın. Unutmayın ki bilinçli bir yaklaşım, teninizi doğduğunuz günkü gibi bebeksi kılabilir..

    • Yüz maskeleri faydalıdır. Jel tipi maskeler en iyileridir. Bunlar ciltte kalkan oluşturarak nem içeriğinin fazlalaşmasını sağlarlar. Ayrıca maskenin sıkıştırması, yağ dokularını uyarır. Maskeyi çıkartığınız zaman, gevşek hücreler cildi yumuşak ve pürüzsüz bırakarak yok olurlar.

    Vücut
    • Uzun banyolar cildin kurumasına etken olacaktır. Su vücuda çok yararlı olmasına rağmen, vücutta doğal olarak bulunan yağın azalmasına da etkendir. Özellikle sabun kullanılarak yapılan banyolar bu yağı azaltarak cildi daha da kurutacaktır.
    • Bunun yerine kısa duşları tercih edin. Ciltteki pürüzleri kese ile yok edin.
    • Ayrıca yumuşayan cilde nemlendirici sürebilirsiniz. Çünkü yumuşayan cildin gözenekleri açılacağından nemi daha kolay
    emecektir.

    TONİK
    Kesinlikle kullanılmamalıdır. Cildi daha fazla kurutur.

    NEMLENDİRME
    Yüz
    • Su içeriği fazla olan ürünleri tercih edin.
    • Özel bir gece kremi kullanmak zorunda değilsiniz. Fakat her zamanki nemlendiricinizi veya gece kreminizi yatmadan 10 dakika önce uygulayın. Bu sürede cildiniz mümkün olan en fazla miktarı emer. 10 dakika sonra bir kağıt mendille kalan fazlalığı alın. Böylece, sabah yağlı bir yastık bulmayacağınızdan emin olabilirsiniz.

    Vücut
    • Yağın az olduğu bölgelere vücut kremi uygulayın.
    • Vücutta en çabuk kuruyan bölgeler, ayaklar, dirsekler, baldırlar, kollar,
    göğüs ve boyundur. Banyodan sonra bu bölgeleri
    nemlendirebilirsiniz. Çünkü cildiniz ılık ve nemli olduğu için, nemlendiriciyi daha rahat emer. Bütün bu yöntemleri uygulayarak bakımı gerçekten zor olan kuru cildi normal bir cilde dönüştürebilirsiniz. Böylece kalıcı kırışık çizgilerden de kurtulabilirsiniz.

  • Kadın Yaşamının Çağları İhtiyarlık

    Kadın Yaşamının Çağları İhtiyarlık

    İHTİYARLIK

    Yaşamın diğer çağlarında olduğu gibi ihtiyarlığın başlangı­cını da kesin bir yöntemle saptayamayız. 60 yaşından sonraki yaşam genel olarak ihtiyarlık yaşlılık olarak kabul edilir. Bu devrede gerileme hadiseleri bütün organizmalarda kendini gösterir. Her kadının ihtiyarlığa verdiği anlam ve değer başkadır. Bazıları ya­şamlarının bu devresinin de tadını çıkarırlar, bazıları ise geride bıraktığı yaşamın etkileri ve ruhsal nedenlerle bu devri arzu edil­diği gibi mutlu bir şekilde geçirmeyi başaramazlar ki aslında her yaşın kendine özgü olan güzelliğini yaşamak gerektiğini düşünenlerdenim.. Tabi ki etrafımız eşimiz dostumuzun katkıları da çok önemi yalnız bırakılmamak kaydı çoluk çocuk artık günümüzden yola çıkarak farklı bir hayat ve evi paylaşıyorlardır ve biz belkide bir başımıza oturmayı yeğlemiş olabiliriz ama onlarında yaşlı olarak bu insanları sık sık ziyaret etmeleri en büyük tesellilerinden bir olacaktır ve unutmamalıyız ki bizde bir gün yaşlanacak aynı hisseleri ve duyguları barındıracağız bunlar göz ardı edilmedikçe bu tür takviyelerle yaşlılarında bu yaşın güzelliklerini de yaşayabilmesi mümkün..

    Bazı kadınlar ileri yaşlarda cinsel yönden kadınlığını bitmiş olarak kabul edip, fonksiyonlarını artık yitirmiş olarak görmek­tedir. Bu bireysel tutumun ne denli yanlış olduğunu bilimsel araş­tırmaları incelediğimizde görüyoruz. Nevvman ve Nichols’un yap­tıkları araştırmada 60 ile 93 yaşları arasındaki sağlıklı çiftlerin °7o 70’inin normal bir yaşam sürdüklerini, bunların °/o 54’ünün ise haftada üç defaya varan cinsel birleşmede bulunduklarını or­taya çıkarıyor..

    YAŞLANMA SÜRECİ

    Vücut yaşlandıkça işlevlerde aşamalı bir düşüş olur, ama yaşlanmanın en belirgin etkileri, sağlıklı bir diyet, düzenli alıştır­malar ve her şeyin üstünde, zihnin sürekli canlı tu­tulmasıyla büyük ölçüde denetim altına alınabilir. Gerçekten Japonya’da yapılan kimi araştırmalar gös­termiştir ki etkin bir us, yaşlanmanın karşısındaki en yetkin denge öğesidir.

  • Kuru Cilt Bakımı ve Cilt Tipiniz

    Kuru Cilt Bakımı ve Cilt Tipiniz

    Kuru cilt, cildin yüzeyinde çok fazla nem kaybolduğu takdirde ya da yağ bezinin doğal salgıları koruyucu tabaka oluşturmayıp gerekli nemi ciltte tutamadığı zamanlarda oluşur. Nemsiz hücreler çatlar ve ölü hücreler cilde pürüzlü, pul pul bir görüntü kazandırır. Bunun için, kuru cildin ihtiyacı olan nemi kazandırmak gerekir. Çünkü kuru cilt çatlamaya müsait olduğu için zamanla çizgilerin oluşmasını sağlayacak, bu da cildi çok fazla yaşlı gösterecektir.

    TEMİZLEME
    Yüz
    • Sabun ve su kullanmayın. Sabun doğal olarak yüzdeki yağı yok eder ve problemi artırır. Bunun için kreme ihtiyaç vardır. Çünkü kremler, cilde yağı iade ederler. Böyece kuru cildin ihtiyaç duyduğu yağ oluşmuş olur. Ancak özen gösterilmezse, sönük ve tıkalı bir görünüm vererek yağlı bir tabaka da bırakabilirler. Bunun için en iyi çözüm yıkanabilir bir krem seçmektir.

    CİLT TİPİNİZ
    KARMA CİLT Gerçek bir tip değildir. Genellikle doğru olmayan bir cilt bakımının sonucudur. Cildiniz şu durumlarda karmadır: Eğer,
    • Alın, burun ve çene yağlı ise,
    • Yanaklarınız kuru ise,
    • Gözenekleriniz belirgin ve açık ise…
    Burun ve alın bölgesindeki yağlılık, aşırı yağlı ya da çok zengin içerikli kremler kullanmaktan olabilir.

    HASSAS CİLT Çok nadir görülen cilt tipidir. Daha çok sedef hastalığı ve egzamaya eğilimli insanlarda görülür. Kuru cilt, yanlış cilt bakımı ile hassas cilt gibi gözükebilir. Cildiniz şu durumlarda hassastır: Eğer,
    • Cildiniz farklı ürünleri kullanmaktan dolayı tahriş olmuşsa,
    • Muhtevası karışık olmayan ürünleri kullandığınızda, normal bir görünüm kazanıyorsa.

    EMİN MİSİNİZ?
    Eğer cildinizi tanımıyorsanız ya da birden fazla karakter özelliği gösteriyorsa, aşağıdaki üç basamaklı testi çözün.
    1 Dört gün boyunca gece kremleri, nemlendirici, maske gibi güzellik ürünlerinin kullanımını kesin.
    2 Sabah ve akşamlan yumuşak bir sabun kullanın. Makyaj yapmayın.
    3 Aşağıdaki seçenekleri yanıtlayarak cilt tipinizi değerlendirin:
    • Cildimi sıkı ve gergin hissediyorum. Kuru ve normal cilde bakın.
    • Cildim bütün gün temiz kalıyor
    Normal cilde bakın.
    •Cildim parlıyor Yağlı cilde bakın.

  • Kadın Yaşamının  Çağları Menopoz ve Klimakterium

    Kadın Yaşamının Çağları Menopoz ve Klimakterium

    KADIN YAŞAMININ ÇAĞLARI

    KLİMAKTERİUM VE MENOPOZ

    Seksüel olgunluk çağının bitiminden ihtiyarlığa kadar uza­nan klimakterium devresinin en önemli özelliği üretim fonksi­yonlarının, ve sonunda adet kanamalarının duruşudur (meno­poz). Menopoz ve klimakterium sözcükleri birbirine karıştırıl­mamalıdır. Klimakterium, cinsel olgunluk çağının bitiminden ih­tiyarlık devrinin başlamasına kadar geçen tüm yılları kapsar. Menopoz ise, klimakterium devri içinde, kadının son âdetini gör­dükten sonra ihtiyarlığa kadar uzanan devredir. Genel olarak klimakteriumun ortalama olarak 45 yaşında başladığı kabul edil­mektedir. Klimakteriumun başlama zamanının kadının evli, be­kâr, çocuklu veya çocuksuz oluşunun ve cinsel birleşmenin az­lığı veya çokluğunun bir etkisi yoktur. Yaş dönümü ismini de alan klimakterium, yarattığı çeşitli organ bozuklukları, klinik şikâyetler ve özel ruhsal davranışlarla kadınların bunları atlat­mak için uğradıkları zorluklar bakımından pek karmaşık ve önemli bir çağdır. Yumurtalık yetersizliği ve bunun sonucu ola­rak âdet mekanizmasında bozukluklar ve en sonunda adet ka­namasının durduğu ve ortadan kalktığı görülür. Böylece doğur­ganlık yeteneği kaybolur. Klinik olarak sıcak basması, terleme, ürperme, nefes darlığı, çarpıntı, göğüs ağrısı, kulak çınlaması, baş dönmesi, baş ağrısı gibi şikâyetler. Bunların yanı sıra yor­gunluk, unutkanlık, depresyon, uykusuzluk ve hatta seyrek ola­rak psikozlar ve libido bozuklukları görülebilir. Kadın cinsel ol­gunluk çağındaki diriliğini yavaş yavaş kaybeder. Cilt daha ku­rudur, kırışıklıklar artar. Kadınların bir kısmında kalça ve göv­dede yağlanma, bir kısmında ise zayıflama başlar. Saç ve vücut kıllarında dökülme ve ağarma ve bazı kadınlarda androjen hor­monların etkisiyle sakal ve bıyık çıktığı dikkati çeker. Bu devre genel olarak bir iki yıl sürer.

    Yukarıda sıralanan belirtilerin hepsinin birden herkeste or­taya çıkmayacağı aşikardır. En öneli nokta, bu şikâyetlerin ge­nellikle hormonal tedavi ile istenildiği şekilde kontrol altına alınabilmesidir.

    Aybaşı kesimi, sanıldığı gibi, ihtiyarlık çağının başlangıcı de­ğildir. Gerçi bazı kadınlar bu tabii gelişmeyi kabullenemedikle-ri için ruhsal ve yapısal bir çöküntü ile ihtiyarlamaya başlarlar, fakat birçok kadınlarda bunun atlatılması ile normal bir şekil­de kadınlık fonksiyonlari devam eder. Esasen klimakterium ka­dın yaşamında beklenen normal bir dönemdir. Hastalar aydın­latılmalı, sadece ortaya çıkan kinik şikâyetlerin tedavisiyle ye-tinilmemeli ruhsal açıdan yardımcı olunmalıdır.

    Klimakterium cinsel yaşamın da sonu değil, olgun bir ça­ğın, mutlu bir ihtiyarlık dönemi öncesinin başlangıcıdır.

    Bilindiği gibi aile planlamasının iyi yapılamadığı çevrelerde istenilen çocuk sayısından sonraki aşamada gebe kalma korku­su, kadının cinsel hayatını etkilemekte ve bu korku nedeniyle cinsel bozukluklar, tatminsizlikler ve isteksizlikler ortaya cıkmaktadır. Bu yaşlarda âdet kesilmesi ile gebe kalma korkusu; ortadan kalktığından birçok kadında cinsel yaşam daha normal ve stressiz bir gelişme içine girmektedir. Bu durum “second honeymoon”  “ikinci balayı” sözcükleri ile kanıtlanmaktadır.

  • Kadın Yaşamının  Çağları Ergenlik Çağı

    Kadın Yaşamının Çağları Ergenlik Çağı

    KADIN YAŞAMININ ÇAĞLARI

    Kadın yaşamını, kesin sınırları olmamakla beraber, beş ça­ğa ayırabiliriz:

    1) Çocukluk

    2)Ergenlik (Puberte)

    3)Cinsel olgunluk çağı

    4)Klimakterium ve menopoz

    5)İhtiyarlık ÇOCUKLUK:

    ÇOCUKLUK
    Doğumda cinsiyet tayini için gözönünde bulundurulan, cinsel organların dış görünüşüdür. Fakat o sırada cinsel organlar ol­dukça ilkeldir. İkincil denen cinsel karakterler ancak erginlik çağında ortaya çıkar.

    Sekiz yaşına kadar yumurtalıkların fonksiyonları pek azdır ve imal edilen dişiliğe has östrojen hormonunun, bu devredeki gelişme üzerine söylenmeye değer bir etkisi yoktur. Çocuğun dış vücut yapısında, ancak 9 yaşından sonra değişiklikler görülme­ye başlar.

    Yeni doğan kız çocuklarda pek seyrek olarak doğumdan son­ra ilk günlerde vajinal kanama görülebilir. Bu endişe edileek bir durum değildir. Ana rahminde iken anneden geçen hormonlar doğumdan sonraki ilk birkaç günde bu tür hafif kanamalara neden olabilir, sonra kendiliğinden kaybolur.

    Kız çocukta kalçaların gelişmesi, kalıtsal faktörlere ve yu­murtalıkların çalışma düzeyine bağlıdır. Ayrıca dış etkenlerin, sosyal çevre ve yaşam koşullarının da rolü vardır. Kalça leğen kemiklerinin genişlemesi ve bu nedenle kalçaların yuvarlaklaş­ması, ortalama olarak 8 yaşlarında başlar, 13 yaşlarında tamam­lanır. Yeni doğan kız ve erkek çocukların memelerinde dış gö­rünüm bakımından bir fark yoktur.

    ERGENLİK ÇAĞI (PUBERTE)
    Erginlik çağı geniş anlamda çocukluktan yetişkinliğe geçiş demektir ve cinsel olgunlaşmayı kanıtlar. Kızarda erginlik çağı erkek çocuklara kıyasla daha erken, 8-11 yaşlarında başlar.Ortalama onuncu yaşta kızlarda, beyindeki ön hipofiz bezi FSH hormon salgılanmasını arttırarak yumuralıklardan östrojen sal­gılanmasına neden olur. Östrojen hormon etkisi sıra ile kalçada genişleme, memelerde büyüme, vajina hücrelerinde değişik­likler, iç ve dış jenital organlarda büyüme, meme uçlarının ren­ginde koyulaşma ve adetlerin başlamasına yol açar. Bazen bir göğüsün büyümesi diğerinden önce olabilir. 14-16 yaşlarında me­menin bombeliği yarım küre şeklini alır. Memelerin gelişmesi­nin sona ermesi, belirli bir yaşa bağlı değildir. Fakat 14-16 yaş­larında memenin dış görünüşü tamamen meydana çıkmış olur. Aynı yaşlarda bile memelerin gelişmesi farklı olabilir. Dış jeni­tal organlardaki ve venüs tepesindeki kılların çıkışı genel ola­rak onbir yaşında başlar. Bu kılların 14 yaşından sonra çıkma­sı pek enderdir. Koltuk altı kıllarının gelişmesi on dört yaşında başlar on sekiz civarında normal düzeye ulaşır.

    Kalçaların cinse has yuvarlak ve dolgun bir şekil alması, me­melerin gelişmesi, jenital bölge ve koltuk altı bölgesinde kıllan-ma, ikincil cinsel belirtiler olup, bunlar genç kızda ilerleyen ya­pısal bir olgunluğu gösterir. Cinsel gelişmenin ilk belirtileri ile ilk âdet arasında ortalama iki yıllık bir süre vardır-. İlk âdet görme yaşı 10 ile 17 arasında değişebilir. Âdet kanamasının (menstrubasyon) başlamasıyla kız çocuk cinsel olgunluk çağma erişmiş de­ğildir, yapısal ve psişik bakımdan tam bir olgunluğa erişmesi için daha birkaç yılın geçmesi gerekir. Erginlik çağı dişi varlı­ğın yaşamında 7-8 yıl devam eden ve çocukluk ile cinsel olgun­luk çağı arasındaki zamanı kapsar. Gerek çocukluktan erginlik çağına, gerekse erginlikten cinsel olgunluk çağına geçiş esnasında kesin bir sınır çizilemez ve bir yaşam devresinden ötekine geçiş daima belli belirsiz olarak seyreder.

    ERKEN ERGENLİK
    Sekiz yaşından önce erginlik belirtilerinin ortaya çıkmasına erken erginlik denir. Erken erginlik teşhisine varmak için bü­tün belirtilerin ve bu arada esas ve ikincil cinsel belirtilerin den­geli bir şekilde toptan görülmesi gerekir. Bu tür bir gelişme ol­dukça az görülür.

    ERGENLİK GECİKMELERİ
    Kızlarda 17 yaşına kadar cinsel belirtilerin ve adet kanama­sının görümediği hallerde erginlik gecikmesinden kaygılanılır. Ancak her çocuğun kendine özgü bir yaşta erginliğe eriştiği unu­tulmamalıdır. Fakat bütün gecikmelerde tam bir tıbbi muaye­ne yapılmalı ve özellikle cinsel organlarda bir kusur veya anor­mallik aranmalıdır.

    CİNSEL OLGUNLUK ÇAĞI

    Kadında cinsel olgunluk çağı, doğurgan olduğu, gebelik, do­ğum, loğusalık, emzirme gibi kadınlığa has hadiselerin görül­düğü devredir. Erginlik çağının sona ermesinden sonra başlar ve ortalama olarak otuz yıl kadar sürer.

    Genç kız yaşamının bu çağına her türlü organsal, psişik ve cinsel olgunluğunu kazanmış olarak girer. Bu devre kadın ya­şamının en uzun ve verimli çağıdır.

    Cinsel olgunluk çağı adet kanamalarıyla karakteristiktir. Dişi hormonları bu devirde en yüksek düzeyde bulunurlar.

  • Psikolojik Tedaviler Psikoterapi

    Psikolojik Tedaviler Psikoterapi

    Psikolojik Tedaviler Psikoterapi Konuşma Terapisi

    Psikoterapi son derece önemli bir tedavi biçimidir, çünkü oldukça önemli ruhsal bozuklukları olan (hastaneye yatılmasını gerektirmeyecek olmakla birlikte) hastalara poliklinik tedavisiyle yardımcı olunmasını, sağlar. Pek seyrek olarak psikiyatri kliniklerine gelinmesini gerektirir ve bir anne evinde oturarak, çalışan bir kadın ise iş yerinden ayrı kalmaksızın tedaviyi sürdürebilir.
    Psikolojik tedavilerin çoğunda olduğu gibi, psikoterapi de hastanın tüm yaşamını kapsamalıdır. Eğer hasta duygularmı açıklıkla ortaya koymaya ve psikoterapistin kendi sorunlarıyla en ince ayrıntısına dek içli dışlı olmasına hazırlıklı değilse bu tedaviden herhangi bir yarar beklememelidir.
    En geniş anlamda, psikoterapi psikolojik öğeler içeren herhangi bir rahatsızlığın tedavisi için yararlıdır. Bunların en başta geleni de gerilimden kurtulamama durumlarıdır. Yirminci yüzyılda, yalnızca yaşıyor olmak bile gerilim için yeterli olduğundan, çoğumuz psikoterapi gördüğümüz takdirde büyük bir olasılıkla daha iyi oluruz.


    Hemen hemen standart sayılan bir grup hastalık psikosomatik durumların başında gelirken (örnek: Aşırı beslenme, sürekli korku, depresyon, cinsel sorunlar), kimi hastalıklar da öldürücü olabilmektedir: Yüksek tansiyon, astım, ülser. Belirli bir hastalık için standart bir psikoterapi yoktur, daha çok hastanın kişiliği ve psikoterapistin yöntemleri bunu biçimlendirir.
    Psikoterapistin sık sık tedavi etmek zorunda kal¬dığı bozukluklardan biri, hastanın kendi zayıflıkları karşısında dayanıksızlığıdır. Bir kadın genellikle olması gerektiğini düşündüğü kişi ve gerçekte olduğu kişi arasındaki çelişkiden dolayı rahatsizlık duyar. Bir insanın kişiliğini değiştirmek son derece zor olduğundan, psikoterapist daha çok hastasının kendisine yaklaşmamı değiştirmeye ve onun kendisini olduğu gibi kabullenmesine ve sahip olduğu kişiliğe saygı duymasını sağlamaya çalışır.
    Bu, zaman alabilir, ama kişinin kendisini algılayışı bir kez değişince, gerilim, organik bozukluklar ve kaygı ortadan yok olabilir.

  • Psikolojik Tedaviler Grup Terapisi

    Psikolojik Tedaviler Grup Terapisi

    Psikolojik Tedaviler  Grup tedavisi
    Grup tedavisinin birçok biçimi olmasına karşın, daha çok üstünde durulan ve güvenilen yöntem şudur: Hastaların sorunlarıyla yalnız başlarına uğraşabilecekleri durumun yaratılması için belirli adımların atılması. Genellikle dört aşama söz konusudur. Birincisi, gerçek sorunun ne olduğunun saptanması, ikincisi bunun akılcı bir biçimde açıklanması, üçüncüsü bu sorunlarla uğraşmaya hazırlanılması, sonuncusu tedaviye başlanması.
    Grup tedavisinin biçimi ne olursa olsun, bu adım adım ilerleme yolu, tedaviye başkalarının da katılmasıyla kolaylaşmış olmaktadır. Grubun baş üyesiyle özdeşleşme ve karşılıklı olarak deneyim aktarım olasıdır. Ya da gruptaki üyelerden birinin karşısındaki insanlarda bulunan bozuklukları kolayca farkediyor olmasına karşın, kendisinde bulunanları göremediği de sık sık ortaya çıkabilmektedir.
    Grup tedavisinde kişiler grubu kendi rahatsızlıklarını ortaya çıkartıp bunları yok etmede bir araç olarak kullanırlar. Başarılı bir grup tedavisinden sonra, kişi gruba olan bağımlılığından kurtulup rahatsıziıklarıyla yalnız başına uğraşabilecek güveni ve güc kazanabilir.
    Grup tedavisi İkinci Dünya Savaşı’ndan herne: sonra, birbirine tümüyle yabancı olan ve bir terapis tin gözetiminde bulunan 6 ya da 8 kişilik gruplarl; başladı. Bu insanların ortak özellikleri yaşamlarında ki gerilimle yalnız başlarına savaşamayan insanla olmalarıydı. Bir bakıma, grup birden çok başın bi baştan daha güçlü olacağı teorisine güveniyor, geri limin ve ruhsal bozuklukların nedenlerini araştın} önerilerle grup üyelerinin gelecekte ne yapmaları ge rektiğini saptamaya çalışıyordu.


    Grup tedavisinin yeni bir biçimi 1960’larda başla di. Burada, kişilerin davranışlarında her alanda, toplumca ‘yasak’ sayılan alanlar da içinde olmak üzere tam bir açıklık olması gerekiyor ve hastalar kimi du rumlarda birbirlerine dokunabiliyor, (ya da birbirle rini okşayabiliyor): bağırabiliyor, soyunabiliyorlardı Bunlardan amaçlanan kişinin üzerindeki baskıdan kurtulmasını sağlamaktı. Grup tedavisinin bu biçimi hâlâ varolmakla birlikte eskisi kadar yaygın değildir.

  • Normal Cilt Bakımı

    Normal Cilt Bakımı

    TEMİZLEME
    Yüz
    • Önce pamuğa sürülmüş özel göz makyajı temizleyicisiyle göz makyajınızı temizleyin. Çünkü makyajınızı temizlemezseniz kullandığınız ürünler muhakkak yüzünüze zarar verecektir. Bu işlemi yaparken göz ve gözün çevresine ayrı bir özen gösterin. Gözlerinizin çevresindeki hassas deriyi çekiştirmeden bakımını yapın (bu iş için gülsuyu en iyi yardımcınız olacaktır)
    “Cildinizi tanıyor musunuz?” başlığı altında da belirtildiği gibi, yumuşak bir sabunla günde iki kere temizleyin. Bu tür temizleyiciler daha az yağ içermelerine rağmen, yine de makyajı çıkarırlar. Su, ciltteki kiri, yağlı kalıntı bırakmadan temizler. Derin temizleme için, oluşmuş yağ ve kiri yok etmek üzere haftada bir kez yüz fırçası kullanın. Arasıra yüzünüzü buhar banyosuna tutun. Böylece nem, ısı ile birleşip gözenekleri açacaktır.

    Vücut
    Bedenlnizdeki dolaşımı canlandırmak için günlük banyo ya da duş yeterli olacaktır. Böylece vücudunuz günlük ihtiyacı olan nemi de sudan karşılayabilecektir.
    Cilt üzerindeki ölü hücreleri yok etmek için lif kullanın. Aşağıdan yukarıya doğru hareketlerle kan dolaşımını artırarak ölü tabakayı atın.
    Aylık bir sauna hem vücutta biriken toksini atmanızda yararlı olacaktır, hem de sizi rahatlatacaktır.

    TONİK
    • Cildi canlandırmak için kullanılan toniklerin yerine, yüzünüze ve vücudunuza soğuk su da çarpabilirsiniz. Bu, cildinizi canlandırmanın doğal ve paralı olmayan tek yoludur. Ayrıca, böylece cildin doğal koruyucu yağını da yok etmemiş olursunuz.

    NEMLENDİRME
    Yüz
    • Eğer gün boyunca fondöten kullanıyorsanız, normal cildin makyaj altı nemlendiricisine ihtiyacı yoktur. Çünkü fondötenlerin içinde nemlendirici mevcuttur. Ancak fondötenler nem içeriyor diye bütün bir gün boyunca yüzünüzde fondötenin bulunması da cildin hava alması bakımından zararlıdır.
    • Kaloriferlerin cildinizi kurutmasına izin vermeyin. Her zaman radyatörlerinizin üzerine buhar oluşturması için su dolu kaplar yerleştirin. Böylece odadaki doğal nemin oluşmasını sağlamış olursunuz. Ayrıca yatak odanızdaki radyatörün ısısını en aza indirin.
    • Eğer cildinizin gergin olduğunu hissediyorsanız, geceleri alın ve yanak bölgesine nemlendirici sürün.

    Vücut
    Aslında normal ciltlerin nemlendiriciye ihtiyacı yoktur. Ancak daha az yağlı bölgeleri ya da kışın rüzgardan, yazın güneşten etkilenen ve kuruyan cildi nemlendiriciyle koruyabilirsiniz. Bunun için kolayca emilen bir losyon kullanabilirsiniz.

  • Psikolojik Tedaviler Psikanaliz

    Psikolojik Tedaviler Psikanaliz

     PSİKOLOJİK TEDAVİLER

    Aşağıda, bulabileceğiniz psikolojik tedavilerin bir dökümünü veriyorum. Bunlarla ilgili olarak akılda bulundurulması gereken birtakım genel noktalar var­dır:
    Öncelikle aile doktorunun aracılığıyla yönlendirilmeyi bekleyin, ama eğer bu konuda isteksiz dav­ranıyorsa, kendi başınıza hareket edebilirsiniz.
    Bir ölçüde kendinizi anlamanızı sağlarlar. Bu­nun da genellikle birçok yararı vardır, ama kimi za­man sorun yaratabilir bu sorunlara karşı ve hem kendinizin hem de yaşam biçiminizin değiştiğini farketmeye hazırlıklı olun.
    Bunları, kendi kendine yardımın gerçek bi­çimleri olarak görün. Çoğu tedavi biçiminin amacı sizi kendine dayanan, özgüvenli insanlar haline ge­tirmektir. Sizi şifaya kavuşturmayabilirler, ama ken­di kendinize yardım etmenize yardımcı olurlar.

    Psikanaliz
    Freud, sinirsel bir bozukluğu olan bir hastayı açık konuşmaya    yüreklendirerek ve duraklamaları, vurgulamaları, kaçınılan konuları gözleyerek, duygu­sal rahatsızlığın kaynağma inilebileceğini farkedince psikanaliz doğdu. Eğer hasta, rahatsızlığının teti­ğini çeken olayı daha fazla anımsamaya ve anlatma­ya yönlendirilirse, hastalığı çoğu kez daha iyiye gi­der; işte bu yüzden, psikanaliz yararlı bir tedavi ara­cı olarak kabul edilebilir?
    Aslında psikanaliz, tam anlamıyla yapılabilmesi için, uzun bir süreyi gerektirir. Dolayısıyla da olduk­ça pahalıdır. Bir kişinin tedavisi için haftada bir kez olmak üzere yıllarca süren seanslar yapılması seyrek rastlanan bir şey değildir. Ayrıca tedavi görenlerin küçük bir bölümü de psikiyatrları ile bir yıldan uzun bir süre boyunca haftada iki ya “da üç kez görüşmek­tedirler.

    Psikanalizin bu denli uzun süreli oluşu, konunun genişliğinden, başka bir deyişle, tedavi gören insanla olabildiğince yakın bir ilişki içine giren psikanalistin bu kişinin geçmişini elinden geldiğince irdelemesi ve onu etkisi altına almış olabilecek olayları bir bir or­taya çıkartması zorunluluğundan kaynaklanmakta­dır.

    Bütün bunların sonucu olarak, psikanalist, hasta­sının karakterini, güdülerini, yetersiz yanlarını ve belli başlı hastalık belirtilerini yorumlamaya çalıştık­tan sonra bunlarla o kişinin ailevi, kişisel, toplumsal ve mesleki ilişkileri arasında bağıntılar kurma yolu­na gider. Böylesine karmaşık bir süreç ister istemez uzun bir çalışma sürecini gerektirecektir.

    Psikanalizin (ya da herhangi bir psikolojik teda­vinin) amacı hastanın kendi kendisini anlamasma yardımcı olmaktır. Bunu yaparken de bozukluklar ve hastalık belirtilerinin altında yatan nedenleri açıkla­maya çalışır. Bir kez bu başarıldığında, yöntem olum­lu bir yönde gelişmeye başlar ve hastanın kendi bozukluklarıyla uğraşmasında ona destek olur.

  • Artık Kumaşlarla Örgü Halı Örelim

    Artık Kumaşlarla Örgü Halı Örelim

    Örgü Notları
    Halınızın boyutları 78×106 cm. dir. Kenarları, iki uzun iki kısa parçanın haraşo örgü ile örülerek birleştirilmesiyle yapılmıştır. Orta bölüm ise iki ayrı parçanın pirinç örgü ile örülmesiyle oluşturulmuştur.

    Halının yapımında ana renk olarak krem rengi pamuklu kumaş kullanıldı. Diğer üç renk için kullanacağınız kumaşları satın alabileceğiniz gibi evde kalmış artık parçalardan da yararlanabilirsiniz. Halınızı örmeye başlamadan önce küçük bir deney karesi çalışın, böylelikle seçtiğiniz renklerin uyum sağlayıp sağlamadığını daha iyi görebilirsiniz.

    Malzemeler
    5 numara şiş 3m. mavi, 2m. yeşil, 8m. krem,

    4m. sarı renkte kumaşlar (sadece orta bölümde kullanılmıştır)

    DİKKAT: Kumaşların eni 90 cm. olmalıdır.

    Şeritleri Nasıl Hazırlayacaksınız?
    Kumaşları 1,5 cm. eninde ince şeritler halinde kesin. Bunları yumak halinde sarın. Bir şeritin sonuna geldiğinde, diğerini ona düğümlemeden sarmaya devam edin.

    Örgü Halı Modeli

    Uzun Kenarlar
    Krem rengi şeritleriniz ile 22 ilmek atarak başlayın. Bir sıra ördükten sonra şemayı izleyerek motife başlayın. Motifleri çalışırken, renkli şeritlerinizi arkadan uzatabilir, ya da her yeni renk için yeni bir şerite başlayabilirsiniz. Her renk değişiminde şeritleri birbirine arkadan çaprazlayın, böylelikle delik oluşumunu engelleyebilirsiniz. Her iki motifi dörder kere yaptıktan sonra son bir dörtgen işleyin. Krem rengi şeritle son sıranızı örün. Kesin. Diğer kenar için aynı işlemi tekrarlayın.

    Kısa Kenarlar
    Krem rengi şerit ile 22 ilmek atın. Bir sıra örün. Çiçek motifi ile başlayın. Bir dörtgen, bir çiçek motifi ördükten sonra krem rengi şerit ile son sırayı örün ve kesin.

    Orta Bölüm
    Sarı renk şerit ile 17 ilmek atın. 116 sırayı pirinç örgü (ilk sıra: 1 düz, *1 ters, 1 düz, *den sonra sıra sonuna kadar tekrarlayın.) ile örün. İkinci parçayı da aynı şekilde örün.

    Birleştirme
    Bir örgü iğnesi ve sarı şeritleri kullanarak, halının arka tarafından çalışmanıza başlayın. Şeriti her iki parçadaki ilmeklere geçirin ve çekin. Önce uzun sonra kısa kenarları birleştirin. Bu işlemde krem rengi şerit kullanın.

    Bitirme
    Bütün gevşek ilmeklerin halının arka yüzüne çekilmesine özen gösterin. Bir tığla sarkan şeritleri birkaç ilmek ilerletin. Uzun kalanları kesin.

    örgü halı nasıl yapılır

    Halının yapım aşaması

    nasıl örülür

    Örgü Halının Şeması