Yazar: admin

  • Eski manken Ebru Şimşek: Adnan Oktar’la mücadele ettiğim dönem bir tek Kemal Sunal bana sahip çıktı

    Eski manken Ebru Şimşek: Adnan Oktar’la mücadele ettiğim dönem bir tek Kemal Sunal bana sahip çıktı

    Eski manken Ebru Şimşek, Adnan Oktar’a karşı yıllarca tek başına mücadele verdiğini ve sonunda adaletin yerini bulduğunu söyledi. Şimşek, Oktar ve grubuna karşı mücadele verdiği dönem kendisine bir tek Kemal Sunal’ın sahip çıktığını belirterek “Çok şey borçluyum ona. Evinden sefer tası ile yemek getirip benimle paylaşırdı” dedi.

    Kamuoyunda ‘Adnan Hoca’ olarak bilinen Adnan Oktar ve grubuna yönelik davanın sonuçlanmasının ardından ABD’de yaşayan eski manken Ebru Şimşek, Posta gazetesinden Alev Gürsoy Cimin’e açıklamalarda bulundu.

    Grupla yıllarca tek başına mücadele ettiğini belirten Şimşek, Oktar’a verilen 1075 yıl 3 ay hapis cezasıyla ilgili olarak “Adalet yerini buldu” dedi.

    1994 yılında Show TV’deki güzellik yarışmasına katıldığını, Hey Girl dergisine fotoğraf gönderdiğini ve yüz güzeli seçildiğini belirten Şimşek, ATV’de program sunmaya başladıktan sonra etrafının örümcek ağı gibi sarılmaya başladığını anlattı.

    “Adnan Oktar, beni ekranda görmüş, delirmiş! Hatta bana ‘Seni gazetede, televizyonda gördüm çok beğendim, pijamalarını al gel ve şahane malikanemde benimle yaşa’ dedi. ‘Gel sana burada en güzel şartları sunacağım, en iyi markaları giyeceksin, hayatın lüksle geçecek’ denilince hissettim bunların din ile işinin olmadığını” diyen Şimşek, şöyle devam etti:

    “Onlar bana o kadar çok çektirdi ki, çocuklarıma anlatabileceğim güzel bir gençlik masalı bırakmadılar. En çok uğraştıkları kişi bendim, resmen korkunç arzu ve emelleri için yıllarca benimle savaştı. Takıntı haline getirdi beni. Kedicikleri estetikle çizgi film kahramanına çevirmiş. Birçoğunu bana benzetmek istemiş estetikle; o kadar hastalıklı bir yapı ki bu. Film olarak çeksen, çok abartılı derler izlemezler.”

    ‘Bir günde beş duruşmam olabiliyordu’
    Şimşek, yıllarca Adnan Oktar’ın şantaj ve tehditlerine maruz kaldığını ve kendisine 350 dava açıldığını belirtti. “Hepsini kazandım. Ama öyle kötüydü ki aynı gün beş duruşmam olabiliyordu. Tuzla Adliyesi’ne gidip, oradan Şişli ya da Kumburgaz’a geçiyordum” bilgisini veren Şimşek, şunları kaydetti:

    “Bütün günlerim adliyelerde geçiyordu. Ağzımı açtığım an davalar yağıyordu. İş hayatım sekteye uğruyordu. Arkadaşlarım benden uzaklaşıyordu, amaç zaten caydırmaktı. Ama caymadım. Son mahkemem görüldü ve ABD’ye attım kendimi.”
    ‘Kemal Sunal evinden sefer tasıyla yemek getirirdi’
    ABD’ye gittikten sonra Adnan Oktar’ın peşini bıraktığını söyleyen Şimşek, gruba karşı verdiği günlerde bir tek Kemal Sunal’ın kendisine sahip çıktığını söyledi.

    “Herkes benden kaçarken bir tek o beni dizisine istedi. Sahiplendi. Çok şey borçluyum ona beni dinledikleri için. Evinden sefer tası ile yemek getirip benimle paylaşırdı Kemal ağabey.”

  • Topal Eşek: Kandıran kandırana

    Topal Eşek: Kandıran kandırana

    Cambazın biri, eşeği yularından çekip gelmiş pazara. Bir başka cambaz yanaşmış: “Kaça bu eşek?”

    “Bin lira!” “Aldım gitti, ver elini helalleşelim!” Birkaç kişi alıcının kulağına fısıldamış: “Yahu görmüyor musun, bu eşek topal. Onun için ucuza verdi!”

    “O eşek topal değil, tırnağının arasına taş kaçmış. Bu nedenle topal sanıp ucuza elden çıkarmaya bakıyor!”

    Eşeği satana koşmuşlar: “Yahu bu eşek topal değilmiş, tırnağına taş kaçmış!”

    Satıcı gülmüş: “Eşek topal olmasına topal da, öyle sansınlar diye taşı tırnağına ben koydum!”

    Alıcıya koşmuşlar: “Yahu bu eşek gerçekten topalmış, taşı o koymuş. Seni de kandırdı, parayı aldı!”

    Alıcı dövünmeğe başlamış: “Vay namussuz vay! Eğer verdiğim para sahte olmasaydı, beni kazıklayacaktı!

  • Şerife Bacı

    Şerife Bacı

    Sene 1921, Aralık ayında kar aniden bastırmış, Küre ve Ilgaz dağlarından geçen İnebolu-Ankara yolu kapanmıştı. Cepheye giden nakliye kolları geceye kalmadan yakın köy ve hanlara sığınmışlardı…

    O’nu 16 yaşında evlendirmişlerdi… Düğünden iki ay sonra savaş patlak verdi. Kocasını askere aldılar. 6 ay sonra da ölüm haberi geldi. Kimsesizdi, hiçbir geliri yoktu. “Bu tazeliğiyle yapayalnız durması yakışık almaz” diyen köyün yaşlıları, onu bir savaş gazisi olan Topal Yusuf ile evlendirdiler…


    Üç yıl sonra Şerife Gelin’in bir kızı oldu. Küçük kıza Elif adını koydular. Komşular o günlerin salgın hastalıkları yüzünden anası ölen, yetim kalan, anasütü ememeyen hangi çocuk varsa, Şerife Gelin’e getiriyorlar; Köyün yetimlerini hep o emziriyordu. Belki de bunlar çile günlerinin tabii bir yansıması idi.

    Seydiler köyünde yetimlerin tamamı süt kardeşi, Şerife Gelin de süt anası olmuştu… Evdeki işlerle birlikte dışarı işlerini de Şerife gelin yapardı. Öküzlerle çift sürmek, eşekle dağdan odun getirmek, orakla ekin biçmek, döğen sürmek hepsi hepsi Şerife Gelin’i gözlüyordu. Kocası Topal Yusuf’un savaşta sol bacağı kopmuş, yakınında patlayan bomba bir gözünü kör etmişti… Kulaklarının duyması ise günden güne ağırlaşıyordu. Bu haliyle onun iş yapması zaten mümkün değildi. Günlük işlerini ve hizmetini de Şerife Gelin yapıyordu.

    Kurtuluş Savaşı’nın cepheleri genişledikçe cephane ihtiyacı artıyor, cephelerden Millî Müdafaa Vekâleti’ne kumandanların gözyaşları ile yazılmış acı telgraflar çekiliyor, yalvaran dille yazılmış cephane talepleri birbirini kovalıyordu. Bu arada İstanbul’dan, düşman işgalindeki depolardan kaçırılan silâh ve cephane; geceleri kayıklar ve motorlarla İnebolu’da kıyıya çıkarılıyor, önce ambarlara taşınan emanetler, hareket eden ilk vasıtalarla Kastamonu üzerinden Ankara’ya gönderiliyordu.

    İnebolu-Ankara arasındaki nakliyat işleri, ağırlaşan kış şartlarının eklenmesiyle güçlükle yürüyor, ulaşımda ciddî gecikmeler meydana geliyordu. Yolculuğun zor kısmı, İnebolu’nun İkiçay’dan Çatalçeşme’ye kadar olan bölümüyle Topçuoğlu, Kayguncak, Küre-Ecevit yokuşlarıydı. Bu bölgelerin çamurunu aşmak, arabacılar için ölüm sayılırdı. Yokuş başlarında bütün arabalar çiftleniyor, yani yokuşlar, bir arabadan çıkarılan çift at, diğer arabanın ok başına takılarak aşılabiliyordu. Kısacası her türlü engel, fedakârane yardımlarla geçiliyordu.

    Ilgaz Dağı

    1921’in Kasım ayı başlarıydı. İnebolu’ya gelen motor ve vapurlarla sahile büyük miktarda topçu ve piyade cephanesi çıkarılmış, boşalan ambar ve depolar yeniden dolmuştu. İnebolu ve Kastamonu bölge kumandanları, mülkî makamlarla işbirliği yaparak, karlı dağların, çabuk hareket edilip yollar kapanmadan aşılmasını, cephanenin zamanında gönderilmesini emrediyordu. Bu emir bütün karakollara bildirildiğinden, jandarma ve bekçiler köylere dağılarak talimatı yaydılar. İnebolu-Ankara yolu, kısa sürede binlerce araba ve kağnıyla dolmuştu.

    Akşam üzeri köyde tellal bağırıyordu.

    “– Eyyyyy ahali! Duyduk duymadık demeyin. Cuma günü her haneden bir kağnı, İnebolu’ya yük taşımak üzere gidecektir”… Aynı tellal bir daha, bir daha olmak üzere 3 sefer bağırdı. Üç sefer aynı şeyin bağrıldığı pek vaki değildi. Demek ki konu olağanüstü bir önem arzediyordu.

    Herhangi bir sebeple tellal bağırmışsa, o akşam konunun görüşülmesi için köy odasında toplantı yapılırdı. Akşam yapılan toplantıda Muhtar şu açıklamayı yaptı:

    – Komşular! İnebolu’ya getirilen cephane ve top mermilerinin cepheye taşınması için bütün çevre köylere görev verilmiş. Adına ister imece, ister salma, ister başka birşey deyiniz; taşıma işi muhakkak halledilecekmiş. Bizim köyün taşıma sırası Cuma günü olarak bildirildi. O gün, İnebolu’dan 80 kağnı cephane yüklenerek Kastamonu’ya doğru yola çıkmamız gerekiyor. Herkes hazırlığını buna göre yapsın. Muhtar, bir de liste hazırlamıştı. Listeyi baştan sona okudu. Sonra da:

    – Burada olanlar olmayanlara haber versin, dedi.

    Toplantıda sekiz isim yoktu. Bunlar adına da zaten kadın veya çocuk yaşta gençler gidecekti. O akşam köy bekçisi sekiz kişinin evini dolaşıp yola ne zaman ve nasıl çıkılacağını bildirdi. Şerife Gelin de bunlar içerisinde idi.

    Tarih, 1921 yılının son günleriydi. Birdenbire bastıran kar yolları kaplamıştı. Sıra ile cephaneler yüklendi. Yüklemesi yapılan kağnı yola çıkıyordu. Şerife Gelin, köyde bakacak kimsesi olmadığı için Elif’i yanına almıştı. Şerife Gelin’in kağnısına top mermileri yüklendi, yol verildi… Şerife Gelin, İnebolu çıkışında kağnıyı durdurdu. Oraya kadar sırtında taşıdığı kızı Elif için top mermilerinin arasında bir yer ayarladı. Tek korunma aracı yün yorganını da top mermilerini ve kızını yağıştan korusun diye, kağnı üzerine örttü. Sonra tekrar kağnı başına geçip “Bismillah” diyerek öküzleri çekmeye başladı.

    Bu görevi onlarca köy, binlerce kağnı yaptığı için yol güvenliği konusunda bir sorun yoktu. Soğuğa karşı korunaklı oldun mu tamam! Hele hele öküzlerin iyi ise, işin kolay! Şerife Gelin, öküzleri çekiyor, kar ise yağıyor, yağıyordu. Kağnı tekerleri karla karışık çamurlu yollarda makamsız bir gıcırtıyla ilerliyordu. Şerife Gelin’in bir korkusu vardı. Ama aklına bile getirmek istemiyor; azimle, hırsla kağnı arabasının önünden tüm engelleri delercesine yürüyordu. İçten içe dua etmeyi de ihmal etmiyordu. Bu halde epeyce yol aldıktan sonra kağnı birden durdu. Evet kara öküz yürümüyordu. Her zamanki huyu idi. Zorlamaya, yüke hiç gelemezdi. Şerife Gelin yuları asıldı. Hayır! Gelmiyordu. Öküzün ardına geçip “Gâh!” dedi. Üvendire ile dürttü. Kara öküz biraz yürüyüp tekrar durdu. Bir saat kadar önce yağan kar durmuş, hava soğumaya başlamıştı.

    – Kurbanın olayım kara tosun, beni perişan etme. Haydi n’olur yürü.

    Kara öküz az daha yürüyüp boynunu eğdi, eğdi. Sonra olduğu yere gürpüden çöküverdi.

    Şerife gelin:

    – Eyvahhh! Ne yapacağım ben şimdi!? diyerek tekrar kara öküzün yanına vardı. Yalvarırcasına başını okşadı. Titreyen sesiyle:

    – Haydi kara tosunum. N’olur yatma kalk. Boyunduruğa ben de koşulayım. Yeter ki sen yatma. Kara öküz nice zorlamayla yerinden kalktı. Boyunduruğu kaldıramaz gibi boynunu yere eğiyordu. Bereket öbür eşi sarı öküz güçlü idi; zaten kağnı buraya kadar onun sayesinde gelebilmişti. Şerife Gelin, öküzlerin yularını arabanın okuna taktı. Kaç defa kara öküz yatmış, kaç defa boyunduruğu Şerife gelin göğüslemiş, bunların artık sayısını unutmuştu… Ne kadar yol aldığını ise hiç bilmiyordu.

    Şerife Gelin’in karnı açtı. Lâkin açlığı dert etmiyordu. Biricik Elif’i aklına geldi. Tabii ki O’nun da karnı zil çalıyordu. “Elif’imi azıcık emzirebilseydim” dedi. Elif uyuyordu; zaten uyansa da bu soğuk havada emzirilmezdi.

    Soğuk, dondurucu bir hal aldığı için yorganı Elif kızın ve top mermilerinin üstüne iyice sıkıştırdı. Şerife Gelin’in esas korkusu, top mermilerinin göçüp kaymasıydı. Bu halde zaten Elif kız ezilirdi. Tekrar aceleyle arabanın önüne koşup, öküzleri çekmeye başladı. Nice öne geçenler uzaklaşıp görülmez olmuş, nice arkada kalanlar Şerife Gelin’e yetişmiş, geçip gitmişlerdi. Kimse kendisine zimmetlenen cephaneyi yerine teslim etmekten başka bir şey düşünmüyordu. Şerife Gelin’in çektiği kağnı tekrar durdu. Kara öküz yine yürümüyor, başını geri geri asılıyordu. Şerife Gelin iyice üşümüş, titriyordu.

    Tipi o kadar artmıştı ki, ilerleyemiyorlardı. Durmanın ölüm olduğunu bildiğinden ilerlemeye çalışıyor, fakat elinin, ayağının uyuşmaya başladığını hissediyordu. Aniden karlar içine yuvarlandı. Yıkıldığı yerden kalkabilmek için uzun süre çabaladıktan sonra kendini güç-belâ kağnının üzerine attı. Tatlı bir uykunun etkisine girmişti, bedeninin varlığını hissetmiyordu. Sonunda bütün ışıklar söndü, her şey karanlığa gömüldü.

    Gerisi Genelkurmay Başkanlığı kayıtlarından: O gece kar tipisine rağmen sabaha kadar yürüyen ve kışlanın kapısına kadar gelebilen cephane yüklü kağnı arabasının, her nasılsa kafilesinden ayrı olarak, genç bir kadının kışlaya kadar gelebildiği, şehre girmek nasip olmadan şose kenarında sabaha karşı donduğu anlaşılmıştı.

    Arabasındaki kıymetli yükün üstüne yorganını örten bu kadının bir elinde övendere olduğu halde, kollarını açarak yorganının üzerine dayanarak kaldığı, görevliler tarafından görülmüştü.

    İki çavuş, genç kadının ölüsünü kaldırıp götürecekleri sırada yorganın altından birden bire çığlık kopararak ağlayan bir çocuğun feryadını duyunca şaşırmışlar ve şehit anayı bir yana bırakarak hemen yorganı kaldırmışlardır.

    Gördükleri, otlarla sarılmış top mermileri arasında birleştirilmiş çulların içinde kundaklı bir kız çocuğunun donmaktan kurtulduğu ve müdahale üzerine uyanarak meme için ağlamaya başladığıdır. Cephane ve yavrusu yoluna kendini feda eden bu kahraman anayı arabaya yerleştiren çavuşlar ağlayarak, gün doğarken yola koyuldular.

    Öküzler aç ve zayıf olduklarından arabayı çekemediler, bu yüzden çavuşlar öküzlere yardım ettiler. Bu kutsal yükü tümen karargahının önüne çektiler.

    Şehit kadını alaca önlüğünden ve başındaki benli örtüsünden keşfettiler. Seydiler köyünden hemşerilerine gösterdiler, onlar da ana ve çocuğu alarak köylerine götürdüler.

    Şerife Bacı gibi, adları sanları belirsiz ne analar, babalar ve yavrular vardır ki cephane taşırken yol boylarında şehit olmuşlardır. Milli Mücadele işte bu onurlu kararlılığın adıdır…

    Bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.

  • Gelin ve Kaynana

    Gelin ve Kaynana

    Günün birinde güzel bir genç kız sevdiği adamla evlenir ve aynı evde kocası ve kaynanası ile birlikte yaşamaya başlar. Çok mutludur, fakat kaynanası ile geçinememeye başlar. Kuşak farkı nedeniyle kişilikleri tamamen farklıdır. Bu nedenle ve daha birçok küçük sebeple her gün kavga edip tartışırlar. Kocası da annesi ve karısı arasında kalmaktan sıkılmış, mutsuz olmuştur.

    Genç kız, bu böyle gitmez, bir şeyler yapmak gerek diye düşünür, eski bir tanıdığı olan baharatçıya gider ve derdini ona anlatır. Yaşlı adam baharatlardan bir karışım hazırlar, kaynanasını zehirlediği belli olmasın diye der ki:
    – Bu karışımı 3 ay boyunca her gün kaynanan için yaptığın yemeklerin içine az bir miktar koyacaksın. Kimsenin şüphelenmemesi için ona çok iyi davranmalı , onun en sevdiği, güzel yemekleri yapmalısın.

    Sevinç içinde eve dönen genç kız yaşlı adamın dediklerini aynen uygular. Her gün kaynanasının sevdiği en güzel yemekleri yapar. Kaynanasının yemeğine az miktarda zehri damlatır. Kimse şüphelenmesin diye de ona çok iyi davranır. Bir süre sonra kaynanası da çok değişir ve ona kendi kızı gibi davranır. Evde artık herkes mutludur. Genç kız suçluluk duymaya başlar. Pişman bir vaziyette baharatçı dükkanının yolunu tutar ve yaşlı adama şu ana kadar kaynanasına verdiği zehrin etkisini yok edecek panzehir için yalvarır.

    Kaynanasının ölmesini artık istememektedir. Yaşlı adam yaşlı gözlerle karşısında konuşup duran genç kıza bakar, gülmeye başlar ve der ki:
    – Merak etme sana verdiğim karışım çeşitli vitaminler içeriyordu. Olsa olsa kaynananı sadece daha da güçlendirdin. Gerçek zehir ise senin ile kaynanan arasındaydı. Sen ona iyi davrandıkça o da değişti ve aranızdaki zehir yerini sevgiye bıraktı, böylece siz gelin kaynana değil, gerçek bir ana kız oldunuz.

  • Ressam

    Ressam

    Köyde yaşayan yaşlı bir ressam vardı. Olağanüstü güzel resimler yapıp iyi fiyata satardı.

    Bir gün köyden bir fakir gelip dedi ki :

    -Yahu senin durumun iyi. Neden kimseye yardım yapmıyorsun. Bak fırıncı fakirlere ara ara bedava ekmek veriyor. Kasap bazen Bedava et veriyor. Sen neden hiç yardım etmiyorsun?

    Ressam tebessüm etti ama bir şey demedi.

    Bu fakir bütün köyde sabah akşam ressamın aleyhinde propaganda yapıyor ve ressamı kötülüyordu.

    Bir gün ressam hasta oldu . Kimse de onun yanına gelmedi ve sonunda ressam öldü.
    Aradan bir kaç gün geçti .Artık ne fırıncı ekmek verdi fakirlere ne de kasap et verdi.

    Sordular neden fakirlerin hakkını kestiniz?

    Dediler ki her ay başı o merhum ressam bize para verip fakirlere ekmek ve et vermemizi söylerdi. O ölünce para veren kalmadı o yüzden.

    İnsanların bazıları seni kötü bilir kimileri ise sudan daha temiz ve berrak.
    Ne kötü diyenler sana zarar verir ne de iyi diyenlerin bir yararı olmaz.
    Önemli olan senin gerçek ve hakiki durumundur. Onu da bir tek Allah bilir.
    Kimseye karşı önyargılı olma. Eğer gerçek halini bilsen başka türlü davranırsın.
    Bu öyküyü beğendiyseniz dostlarınızla paylaşmayı unutmayın.

  • Okunası Bir Öykü: Kıyafet

    Okunası Bir Öykü: Kıyafet

    Bankanın kapısından alelacele girdiğinde fark etmişti üzerindeki bahçevan kıyafetlerini. Bir anda sekreteri telefon edince üzerini değiştirmeyi de unutmuştu. Banka müdürünün odasına girmek için adımlarını atarken de kendi kendine de gülüyordu.

    Koskoca holding sahibini üzerindeki tozlu kıyafetlerle gördüğünde şaşıracaktı elbette Müdür bey. Düşündüğü gibide olmuştu nitekim. Kapıyı çalıp içeriye girdiğinde hemen espriyi patlatmıştı banka Müdürü.

    -“Ne o işler kötü galiba Gökhan bey? Ek iş yapmaya başlamışsın. Karşılıklı gülüştükten sonra, acil olan işinde yardımcı olmuştu Gökhan’a sonrasındada biraz sohbetin ardından belgeleri memurlarından birine imzalatmasını söylemişti. Gökhan Müdürün odasından çıktığında ilk sıradaki memurun yanına gitmişti. O sırada başka bir müşteriyle ilgilendiği için oturup beklemeye başlamıştı.

    Diğer müşteriyle karşı karşıya oturmuştu sonrada. Adam hesaplarıyla ilgili birtakım bilgiler veriyordu o sırada Memura.. Gökhan karşısındaki adama dikkat ettiğinde lise arkadaşı İlker olduğunu fark etmişti. Dikkatlice ona bakarken, İlker de bakışlarını kendisine çeviren Gökhan a baktı biran.

    Üzerindeki bahçevan kıyafetine ilişmişti gözü. Tanımışsa da tanımamazlıktan gelmişti. Öyle ya kendi bir şirket sahibiyken böyle düşük standartlarda bir işçiyle muhatap olmak istememişti belkide. Sırf bu yüzden lisede senelerce aynı sırayı paylaştığı arkadaşını tanımamazlıktan gelmişti o an, Gökhan mimikleriyle onu tanıdığını belli etsede, İlker in alakasız bakışları karşısında suskun kalmayı tercih etmişti.

    Kıyafetinden dolayı kendini küçümseyip böyle birşey yaptığını çok iyi anlamıştı o an. Bakışlarını İlker in üzerinden çekti sonra. Ne gurur kırıcı bir durum yaşamıştı o an. Asla büyüklük takıntısı olmamıştı o yaşına kadar. Lisenin yanısıra ilkokul arkadaşlarının isimlerini dahi hatırlardı. Yani en azından bir merhabalaşması gerekmez miydi? İnsan statüsüne göremi değerliydi bu dünyada? Kimilerine göre öyle oluyordu demekki. Canı sıkılmıştı, yönünü memura çevirip İlker in işini bitirmesini bekledi. Sonra kalkıp gidince belgelerini imzalatıp buruk bir şekilde ayrıldı bankadan.

    -“Gökhan bey, katılımcı şirketler biraz önce geldiler. Bu işe onay almak için çok istekliler. “Sekreterinin uyarı tarzındaki cümlelerini önemsemişti gülümseyerek. Ceketini giyip aynada kendine bakındıktan sonra toplantı odasına yöneldi. İki şirket müdürü Gökhan ı bekliyordu odada. İçeri girdiğinde ayakta karşılamışlardı onu.Biran gözgöze geldiklerinde İlker in yüzünde bir gülümseme belirmişti. Bu sefer tanımıştı Gökhanı. Hemen koşup sarıldı lise arkadaşına.İşine onay alabilmek için yakın davranmıştı belkide . Bir önceki gün bankada gözgöze geldiklerinde tanımamıştı oysa. Üzerindeki bahçevan kıyafetleri böyle davranmasına sebep olmuştu elbette o gün. Gökhan samimi davranmıştı arkadaşına yinede. Sonra diğer şirketin Müdürünün elini sıktı. Adam rakibinin işi alacağından emindi Gökhan ın arkadaşı çıkmasından ötürü. Sonrasında ikiside sunumlarını masaya bırakıp incelenmesini beklediler. Gökhan diğer şirket müdürünün belgelerini alıp gözgezdirmişti dakikalarca. Sonrada imzasını attı belgelere. İlker e hiç bakmadan diğer adama elini uzatıp,

    -“Hayırlı olsun Demir bey. Sizin sunumunuzu onayladım. “Adam sevinçle teşekkür ederken, İlkerde bir hayli şaşırmıştı. Ne olduğunu anlayamamışcasına diğer adam odadan çıktığında sordu,

    -“Neden Gökhan? Biz seninle lise arkadaşıyız. Ben sanmıştımki benim işimi kabul edersin sırf bu yüzden. “Gökhan o an karşısındaki insanı daha da iyi çözmüştü bu sözlerle.

    -“Benim için çalıştığım insanların kişiliği önemlidir İlker. Ve sen beni bankada bahçeven kıyafetleriyle gördüğünde tanımamazlıktan gelip, burada şirketin sahibi olduğumu öğrendiğindede işini kabul etmem için bana sarıldığın an kişiliğini gösterdin. “ demişti yüzüne dahi bakmadan.

    OKUDUYSAN BEĞEN BAŞKALARI DA OKUSUN DİYE PAYLAŞ !

  • Mehmet Ali Erbil: Kiralarla geçiniyorum

    Mehmet Ali Erbil: Kiralarla geçiniyorum

    Sağlık durumunun iyi olduğunu dile getiren ünlü şovmen, “Doktorum çok iyiydi, tedavim iyi geldi” dedi.

    Sağlık durumunun iyi olduğunu dile getiren ünlü şovmen, “Doktorum çok iyiydi, tedavim iyi geldi” dedi. Erbil çalışamadığı bu dönemde kiralarla geçindiği belirtti: “Allah’tan bugüne kadar satıp savmamışım ev almışım, kiralarla geçiniyorum. Ancak bu pandemi döneminde kiralar da ödenmiyor. Allah sağlık versin ne yapayım. Allah dünyayı da şu beladan kurtarsa sonra kavuşsak birbirimize.” Hayatında kimse olmadığını açıklayan ünlü sanatçı, “Hemşirem var yanımda, onun dışında kimse yok. Ama hiç yanlış eş seçimim olmadı. Hepsi yanımdaydı, hastalığımda en kötü günümde” diye konuştu. Erbil, “Bir daha evlenir misiniz” sorusuna da “Evlenirim” yanıtını verdi.

    Uzun süredir sağlık sorunlarıyla mücadele eden ünlü şovmen Mehmet Ali Erbil, çalışamadığı dönemde kiralarla geçindiği açıkladı. Erbil, “Allah’tan bugüne kadar satıp, savmamışım ev almışım. Kiralarla geçiniyorum ancak bu pandemi döneminde kiralar da ödenmiyor” şeklinde konuştu
    Kaçış sendromu hastalığıyla mücadele eden ve kemik iliğindeki değişim nedeniyle kök hücre tedavisi görmeye başlayan ünlü şovmen Mehmet Ali Erbil, samimi açıklamalarda bulundu.
    Sağlık durumunun iyi olduğunu dile getiren Erbil, “Tedavim iyi geldi” açıklamasını yaptı.
    ‘Söylemezsem Olmaz’a konuşan Mehmet Ali Erbil, çalışamadığı bu dönemde kiralarla geçindiği ifade etti.
    Ünlü şovmen, “Allah’tan bugüne kadar satıp, savmamışım ev almışım. Kiralarla geçiniyorum ancak bu pandemi döneminde kiralar da ödenmiyor” ifadelerini kullandı.
    Öte yandan Mehmet Ali Erbil’in hastaneden taburcu olmasına rağmen kontrolleri devam ediyor.
    Erbil’in fizik tedavinin yanı sıra her ay rutin kontrol için bir gün hastanede kaldığı öğrenildi.
    Mehmet Ali Erbil, hastanede tedavi gördüğü sırada sanatçı dostu Ercan Avşar ile görüntülü konuştu.
    Şovmenin son sağlık durumu hakkında bilgi alan Avşar ise o anları sosyal medya hesabından, “Geçmiş olsun benim canım ağabeyim” sözleriyle paylaştı.

  • Anne yadigarı eve yıllar sonra gidince fark etti: İnşallah altın vardır diye espri yaptım

    Anne yadigarı eve yıllar sonra gidince fark etti: İnşallah altın vardır diye espri yaptım

    Eskişehir’de yaşayan Mehmet Ateş, eski günleri yad etmek için girdiği anne ve babasına ait Bilecik’in İnhisar ilçesindeki eski evde toprağa gömülmüş küpün içinde üzüm pekmezi buldu.

    Koyunlu köyünde iki katlı evi aile büyükleriyle gezen 65 yaşındaki Ateş, binanın yan girişinde bulunan merdivenin altında, toprağa gömülmüş ve üst kısmı açığa çıkmış bir küp gördü.

    Etrafı çamurla sıvanmış 70 santimetre uzunluğundaki küpü inceleyen Ateş, içinde annesinin yıllar önce yaptığını tahmin ettiği üzüm pekmezine rastladı.

    Bölgede yetişen üzümden yapılan pekmezin bulunduğu küpü hatıra olarak muhafazaya alan Ateş, bunu torunlarına bırakmak istiyor.

    “KÜPE DOĞRU YAKLAŞIRKEN ‘İNŞALLAH ALTIN VARDIR’ DİYE ESPRİ YAPTIM”
    Mehmet Ateş, 1993 yılında babasının, 1999’da da annesinin vefat ettiğini ve yıllardır evlerinde kimsenin yaşamadığını belirten Ateş, en son lise yıllarında yaşadığı eve seneler sonra ablası ve yeğenleriyle girdiğini anlattı.

    Evi gezerken çocukluk ve gençlik anılarını hatırladıklarını anlatan Ateş, şöyle konuştu:

    “Evimizin anahtarı bir arkadaşımızdaydı. Ablamlar ‘Babaevimizi görmek, gezmek istiyoruz’ dediler. O vesileyle önce evi dolaştık, o sırada bu küpü fark ettik. Ablam küpe doğru yaklaşırken ben ‘İnşallah altın vardır’ diye espri yaptım. Daha sonra bulunduğu yerden çıkardık, içinde pekmez olduğunu gördük. 21 yıl önce kaybettiğimiz annemizin hazırladığı pekmeze rastlamak bizi mutlu etti. Pekmezin 1980-1990 yıllarında yapılmış olduğunu tahmin ediyoruz. Annem uzun yıllar saklamak için küpün etrafını sıvamış. Biz hemen aldık, yedik tabii. Normal pekmezlerden daha tatlı ve koyu.”

    Ateş, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ekiplerinin pekmezden örnek aldıklarını, tahlil yapılacağını sözlerine ekledi.

  • Reha Muhtar’ın Bu Halinden Eser Kalmamış İşte Son Hali

    Reha Muhtar’ın Bu Halinden Eser Kalmamış İşte Son Hali

    Reha Muhtar sporda…
    Geçtiğimiz hafta eski eşi oyuncu Deniz Uğur ile velayet davaları sonuçlanan gazeteci Reha Muhtar, önceki gün Bebek’te spor yaparken görüntülendi.

    Telefonla konuştuğu kişi ile derin bir sohbete dalan Reha Muhtar, gazetecilerin görüntü aldığını farketmedi bile, Reha Muhtar’ın neşeli halleri dikkatlerden kaçmazken, oldukça kilo aldığı göründü.

     

    REHA MUHTAR KİMDİR?

    Reha Muhtar (d. 21 Temmuz 1959, İstanbul), Türk televizyon programcısı, yorumcusu ve haber sunucusu.

    Babasının Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde Arap Dili ve Edebiyatı bölümünde öğretim elemanı olarak çalışmasından dolayı, kışları Ankara’da yazları ise İstanbul’da yaşıyorlardı. İlk orta ve liseyi TED Ankara Koleji’nde bitirdi. Yüksek öğrenimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksekokulu’nda tamamladı.

    İş yaşamına 1983 yılında Milliyet gazetesinde muhabir olarak başladı. 1985 yılında Milliyet gazetesinden ayrıldıktan sonra hem TRT’ye geçen Muhtar, Atina, Yunanistan’da TRT muhabiri olarak tanındı. Atina yıllarında Yunanistan briç şampiyonu oldu. 1991 yılında CNN International ‘ın programı olan Crossfire ‘ın benzeri “Ateş Hattı” programını hazırlamaya başladı. 1993 yılında TRT’den ayrılıp Kanal D’ye geçti. 1994 yılında Kanal D’nin satılması nedeni ile Kanal D’den ayrıldı ve TRT’ye döndü. 1995 yılında yeniden TRT’den ayrılıp Star TV’ye geçti. ve kısa bir süre bu kanaldan ayrılıp Kanal D’ye döndü. 1996 yılında Kanal D’den tekrar ayrılıp Show TV’ye geçerek ana haber sunucusu ve haber genel yayın yönetmeni oldu. 2000 yılında Akşam gazetesinde başladı. 2002 yılında Show TV’den ve Akşam gazetesinden ayrılan Muhtar, Star TV’ye geri dönmüştür. 2003 yılında Star TV’yi bırakan Muhtar, Star gazetesinde yazarlığa devam etti fakat Star Medya Grubu’ndan ayrıldı. 2004 yılında atv’ye geçerek Akademi Türkiye jürisi oldu ve Sabah gazetesine geçmiştir. 2006 yılında Ciner Medya Grubu’ndan ayrılan Reha Muhtar, Show TV’ye döndü ve PişşTi adlı programını sundu ve Reha Muhtar TV programını sundu ve tekrar Show TV’den ayrıldı ve Vatan gazetesinde yazmaktadır. 2007 yılında FOX’a geçerek Çapraz Ateş programını sundu ve bu kanaldan ayrıldı. 2008 yılında Kanal 1’e geçeçekti ama geçemedi ve 3 kere Show TV’ye dönerek yarışma sunucusu oldu ve tekrar bu kanaldan ayrıldı. 2009 yılında CNN Türk’te “Çok Farklı” programını yaptı ve bu kanaldan ayrıldı ve Kanaltürk’te “Son Kale” adlı programları yayınlanmıştır. 2011 yılında Çok Farkı Kanaltürk’te program yapan Muhtar, bu kanaldan ayrıldı. 2012 yılında Reha Muhtar tvem ile anlaşmaya gelecekti ama tvem’e gidemedi. Muhtar, Vatan Gazetesi’nde yazarlığa devam etmektedir.

  • Anne kedi hasta yavrusunu acile götürdü

    Anne kedi hasta yavrusunu acile götürdü

    İstanbul’da bir anne kedi, hasta yavrusunu bir hastanenin acil servisine götürüp tedavi ettirdi.

    Bir anne kedi hasta olan yavrusunu acil servise götürdü, hastane çalışanları hasta kediye müdahale etti. Twitter’da paylaşılan olay sosyal medyada da gündem oldu.

    Merve Özcan adlı kullanıcının çektiği fotoğrafları Twitter hesabından paylaşması ile anne kedinin, hasta yavrusunu ağzında taşıyarak hastaneye götürdüğü ve sağlıkçılardan yardım istediği ortaya çıktı.

    Acil servis çalışanları hemen yavru kediye yardım ederken, anne kedi de doktor ve hemşirelerin yanından ayrılmayıp yavrusunu takip etti. Yavrunun bakımı yapılırken, anne kediye de süt ve mama verildi. Hastane çalışanları yavru kediyi yaptıkları müdahalenin ardından veterine yönlendirerek tam tedavisinin yapılmasını sağladı.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Şu anda 50 bin Suriyeli daha geliyor, yoldalar”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Şu anda 50 bin Suriyeli daha geliyor, yoldalar”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan: “50 bin Suriyeli daha geliyor”
    Malezya’da düzenlenen Kuala Lumpur Zirvesi’nde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “şu anda İdlib’den 50 bin insan topraklarımıza doğru geliyor” dedi. Zaten 4 milyon var, şimdi 50 bin kişi daha geliyor.

  • Kansere yakalanınca ‘benden ayrılabilirsin’ demişti!

    Kansere yakalanınca ‘benden ayrılabilirsin’ demişti!

    Jillian Hanson’a ikinci evre göğüs kanseri tanısı konuldu. Kötü günler geçireceğini düşünen kadın, üç yıldır birlikte olduğu erkek arkadaşı Max Allegretti’ye kendisinden istemesi halinde ayrılabileceğini söyledi. Fakat kendisini 2 sene boyunca yalnız bırakmayan Allegretti, kemoterapinin son günü Jillian’a evlenme teklifi etti